Sıfır Noktasındaki Kadın benim için biraz karışık duygular bırakan kitaplardan biri oldu. Uzun zamandır bu kadar övülen bir kitaba büyük beklentiyle başlamamıştım ama ne yazık ki bende karşılığı tam olarak oluşmadı. Konusu itibariyle çok güçlü, çok sarsıcı bir hikâye anlatıyor aslında. Firdevs’in yaşadıkları, çocukluğundan itibaren maruz kaldığı şiddet, sevgisizlik, aşağılanma ve mecbur bırakıldığı hayat gerçekten insanın içini acıtıyor. Onun yaşadığı çaresizliği okurken zaman zaman öfkelendim, zaman zaman üzüldüm. Böyle bir karakterin hikâyesini okumak elbette kolay değil.
Ama beni rahatsız eden şey, kitabın vermek istediği mesajın bazı yerlerde fazla problemli hissettirmesi oldu. Firdevs’in “hayat kadını olunca daha özgür oldum, insanlar bana daha çok saygı duydu” düşüncesi bende oturmadı açıkçası. Yazar bunu toplumdaki ikiyüzlülüğü göstermek için işlemiş olabilir ama ben okurken bu kısmı rahatsız edici buldum. Karakterin yaşadığı travmaları anlıyorum, neden bu noktaya geldiğini de anlıyorum ama yine de o özgürlük anlatısı bana çok geçmedi. Belki farklı işlenseydi, daha derin ya da daha dengeli anlatılsaydı kitaptan çok daha fazla etkilenebilirdim.
Bir diğer sorun ise yazarın kalemiydi. Açıkçası anlatımı oldukça zorlama buldum. Bazı cümleler ve düşünceler sürekli tekrar ediyor. Hatta yer yer aynı olayın farklı kelimelerle yeniden anlatıldığını hissettim. Bir noktadan sonra kitap ilerlemiyor da kendi etrafında dönüyormuş gibi geldi bana. Bu yüzden okurken sıkıldığım bölümler oldu. Kısa bir kitap olmasına rağmen bazı sayfaları geçmekte zorlandım. Özellikle bu kadar güçlü bir hikâyenin daha etkileyici bir anlatımla çok daha unutulmaz olabileceğini düşündüm.
Yine de kitabın neden bu kadar sevildiğini anlayabiliyorum. Kadının toplumdaki yerini, erkek egemen düzeni,