Nevâl El-Seddavi

Nevâl El-Seddavi

Yazar
8.6/10
733 Kişi
·
1.925
Okunma
·
158
Beğeni
·
4422
Gösterim
Adı:
Nevâl El-Seddavi
Tam adı:
Nevâl el-Saadavi, Naval Al Saadavi, Nevâl es-Saadavi, Nevâl El-Saddavi
Unvan:
Mısırlı Feminist Yazar, Aktivist ve Psikiyatrist
Doğum:
Kafr Tahla Köyü, Kahire, 27 Ekim 1931
Neval El Saddavi (Arapça: نوال السعداوى) (d. 27 Ekim 1931) Mısırlı feminist yazar, aktivist ve psikiyatrist. Nil Nehri kıyısındaki Kafr Tahla köyünde doğdu. İslam'da kadının yeri üzerine pek çok kitap yazmıştır.

Saddavi tüm dünyada feminist ve aktivist kişiliği ile tanınmaktadır. İslamiyet’te kadın başlığı altında birçok kitap yazan yazar ülkesinde kadın sünnetini engellemek amacıyla eylemlerde bulunmuş, bu eylemlerden ötürü hapse girmiştir.

Kahire'de ve ülkesinin kırsal kesimlerinde doktor ve psikiyatrist olarak görev yapan Saddavi, eserlerinde Arap toplumunda kadının konumlanışını eleştirel bir dille ele almış ve bunu değiştirmeye çalışmıştır.
Neval El Saddavi, uluslararası birçok ödüle sahip olmuş ve uluslararası ve ulusal birçok konferensa katılmış, eserleri otuzdan çok dile çevrilmiş bir yazardır.

Yaşamı
1931 yılında Kafr Tahla adlı köyde doğan ve tıp eğitimi alarak psikiyatri doktoru olan El Saddavi, çeşitli şehirlerde çalışmış ve sağlık alanında birtakım yazılar yazmıştır. Arap kadınların sorunlarını ele aldığı ve 1972 yılında yazdığı "Woman and Sex" adlı kitabı, laik ve dini kesimler tarafından suçlanmıştır. İngiliz işgaline ve Camp David Sözleşmesi'ne karşı çıktığından dolayı tutuklanmıştır. Kocasından boşanma ve Mısır'dan atılma cezası almıştır. Kadınların yanında işçi sınıfının da sorunlarını da çekinmeden dile getirdiği için siyasi kesim tarafından tepki alarak işinden uzaklaştırılmış, hapse girmiş ve ölüm cezasına çarptırılmıştır. Mücadelesi sonucunda ölüm cezasından kurtulan El Saddavi, hâlen yazmaya devam etmektedir. Kitapları birçok dile çevirilmiştir.
Yalnızca makyajım , saçım ve pahalı ayakkabılarım 'üst sınıf 'tı .
Ben , orta okul diplomam ve arzularımla 'orta sınıf'a aittim .
Ailemse 'aşağı tabaka'dandı .
Nevâl El-Seddavi
Sayfa 24 - Metis Yayınları
Ama tanıdığım bütün erkekler bende tek bir istek uyandırdı: elimi kaldırıp yüzlerine okkalı bir şamar indirmek.
"Geçmişimde, çocukluğumda kayda değer bir şey yoktu; ne aşk ne de başka bir şey. Bu yüzden benim söylediğim her şey gelecekle ilgiliydi. Çünkü gelecek, istediğim renklerle boyamak üzere hâlâ benimdi. Özgürce karar vermek, istersem değiştirmek üzere hâlâ benim..."
"Vahşi ve tehlikeli bir kadınsın sen."

"Ben gerçeği söylüyorum. Gerçek vahşi ve tehlikelidir."
Nevâl El-Seddavi
Sayfa 103 - Metis Yayınları
Kitapları sevmeye başladım, çünkü her kitaptan yeni bir şey öğreniyordum. Acemler, Araplar ve Türkler hakkında pek çok şey öğrendim. Krallarla hükümdarların işlediği suçlat hakkında, savaşlar, halklar, devrimler ve devrimcilerin yaşamları hakkında kitaplar okudum. Aşk öyküleri, aşk şiirleri okudum. Fakat hükümdarlar üzerine yazılmış kitapları yeğliyordum. Cariyeleriyle odalıkları ordu kadar kalabalık olan bir hükümdarla, hayatta tek ilgilendiği şey şarap, kadınlar ve köle kırbaçlamak olan bir başka hükümdar hakkında kitaplar okudum. Bir başkası kadınlara fazla ilgi göstermiyor; savaşlardan, öldürmekten, işkence yapmaktan zevk alıyordu. Yine bir başkası, doymak bilmezcesine tıkınmayı ve parayı seviyordu. Bir diğer hükümdar kendine ve büyüklüğüne, dünyada başka kimse yokmuşçasına hayrandı. Bütün zamanını tarihsel gerçekleri çarpıtıp halkını aldatmakla geçiren entrikacı bir hükümdar da vardı.

Bütün bu hükümdarların erkek olduğunu keşfettim. Ortak yanlan hırslı ve çarpık bir kişilik, paraya, cinselliğe ve sınırsız güce karşı doymak bilmez bir iştahtı. Dünyaya kötülük tohumlarını eken, haklarını talan eden erkeklerdi bunlar; kalın sesli, ikna yeteneğine sahip, tatlı sözler seçip söyleyen, zehirli oklar atan erkeklerdi. Gerçek yüzleri, ancak ölümlerinden sonra ortaya çıkıyordu. Böylece tarihin aptalca bir inatçılıkla kendini tekrarladığını keşfettim.
Kız çocuklarından biri öldüğü zaman babam her zamanki gibi yemeğini yer, anneme ayaklarını yıkatır, sonra yatmaya giderdi. Ölen çocuk erkekse babam annemi dövdükten sonra yemeğini yiyip
gene yatağa yollanırdı.
112 syf.
·2 günde·Puan vermedi
"Spoiler İçerir.. "
Yazarın sözüyle başlamak isterim : Gerçek Bir Kadının Öyküsüdür Bu Kitap ..!

Psikiyatrist olan yazarımız Kanatır Cezaevi'nde bir grup kadın mahkumun kişilik yapıları üzerine bir araştırma yürütmeye başlar . Sonra diğer mahkumlardan ziyade Firdevs adında mısırlı bir kadın mahkum dikkatini çeker . Firdevs 10 gün sonra idam edilecek , her ne kadar devlet başkanına affını yazmasını isteyenler , idam cezasını müebbet hapise çevirmesini isteyenler olduysa da Firdevs ölümü tercih etmişti . Sayın es-Saadavi bu kadınla görüşmek için her yolu denemiş fakat her seferinde red cevabı almıştı . Diğer mahkumlardan çok farklıydı Firdevs , yemeğini düzgün yemiyor , düzgün bir koğuş istemiyor , hatta koğuşunda tek bir eşya bile barındırmıyordu . Tam ümitler tükendi derken Firdevs nasıl olduysa sayın es-Saadavi ile görüşmeyi kabul etmiştir.

Çok mutlu olmuştur Firdevs'i göreceği için . Ölümüne sadece 48 saatten daha az kalan bir kadını göreceği için ...

Firdevs Mısırlı bir fahişedir . Her şeyi anlatmaya başlar . Çocukluğundan şu anda bulunduğu zindanlara düşmesine kadar olan her anı tek tek anlatır .

Ailesinden söz eder Firdevs babasının sofu diye geçinip karısını çocuklarını dövdükten sonra camiye gidip şeyhin arkasında nasıl iki büklüm olduğunu anlatır .
Annesine , en sevdiğine , en yakınına sadece bir soruyu sorması hayatının hatası olur : Anne babam olmadan nasıl doğurdun beni ? Annesi bir güzel döver , çığlıklar içinde bir KIZ ÇOCUĞUNU SÜNNET ederler .
Babasından , annesinden hiç bir zaman gerçek sevgi görmez , hatta bazen gerçekten annem babam bu insanlar mı diye bile düşünür . Bir amcası vardır , en çok onu sever ama amcası da onu çok sever . El Ezher ' de ders veren bir demokrattır .
Annesi babası ölür , kardeşleri zaten daha önce ölmüştür .
Amcasından bir kaç kez tacize uğrar . Gidecek bir yeri yoktur . Çaresiz sesini çıkartamaz 15-16 yaşında bir kırlangıç kalpli melek ..
Amcası onu okula gönderir , okumayı çok sever , ilkokul ve orta okul diplomalarını alır .
Okul biter , amcası evlenmiştir . Yengesi istemez bizim masum Firdevs'i . Şeyh diye geçinen amcası Mahmut ile Firdevs'i evlendirmek için konuyu kocasına açar . Fakirlik belki üç beş kuruş başlık alırız diyerek Firdevs'i 65 yaşında bir adama verirler . Firdevs'im , kuzum ne yapsın , kime gitsin nereye gitsin ...

Firdevs'in dilinden evlendikleri ilk gece :
''Geceleri kollarını bacaklarını bedenime dolar , yumru yumru ellerini , yıllardır iyi yemeğe hasret aç bir adamın pençesiyle bir tabak yemeği silip süpürmesi , geriye tek bir kırıntı bile bırakmaması gibi , bütün bedenimde gezdirdi ''
Vahşet bu , insanlık dışı ..!
Her gece ağlayarak kalkar zavallı Firdevs Oyaratığın koynundan , banyoya gider , hıçkıra hıçkıra ağlayarak bütün bedenini defalarca yıkar ..

Bir gün döver , o kadar çok döver ki kocası firdevsi kulaklarında burnundan kanlar gelir , amcasına gider , amcası : ''Her evlilikte olur diyip tekrar kocasının evine gönderir . Kocası ile her yemek yediğinde , kocamın gözleri kendi tabağında değil benim tabağımda olurdu , o kadar açtı ki benim tabağımdakileri bile yerdi , der .

Dayanamaz daha fazla kaçar evden , terk eder o yaratığı .. Sokalarda dolanırken bir lokantanın önünde durur , dinlenmek birazda ısınmak için , hava çok soğuktur , içeri girer . Lokanta sahibi Beyumi diye bir adam , evime gel , kalacak bir yer buluncaya kadar kalırsın . Diploması olduğunu da söyleyince Firdevs , hem sana işte buluruz der .
Giderler Beyumi'nin evine ilk günler güzeldir . Beyumi gayet kibar , gayet naziktir . Sonra bir gece Firdevs artık gitmek istediğini söyler , iş bulması gerektiğini ayakları üstünde durması gerektiğini ..
Döver adam Firdevs'i .. Tecavüz eder ... Defalarca kez ... Arkadaşlarına satar Firdevs'i ..
Bir gecelik zevklere meze olur zavallı Firdevs ...
Bir yolunu bulup kaçar .. Şerife adında bir iyi! bir kadınla karşılaşır . Yüzündeki çürükleri görür . gel benimle der , yardım etmek isterim sana der .
Şehrin en elit yerlerinden bir semtte bir apartmana gider . Kadın Fahişedir , hayatını böyle kazanıyordur . Firdevs'i de satar . Hayatta kalmak için razı olur Firdevs ..
Derken bir adam''Müşterisi '' gözünü açar .. Şerife'nin yanından da kaçar ..
Derken kendi çalışmaya başlar serbestçe , en yüksek fiyatı verenin olur . Bir gün bir adam hayatına girer ve tek soru ile ''Saygılı bir iş mi bu yaptığın ? '' hayatını değiştirmeye karar verir.


''Bir kere düşmeye gör , herkes vuruyor , seni bu bataklıktan kurtaracam diyip gelen erkekler bile işini görüp gittiler , gözümdeki yaşa , kalbimdeki acıya bakmadan .. '' der Firdevs .

Sonunu anlatmıym artık , yeterince merak uyandırmışımdır kitap hakkında diye düşünüyorum . '' Kusuruma bakmayın çok uzattım farkındayım , daha da yazmak isterdim ''
Okuyucu yorumu : Kesinlikle okunması gereken bir kitap ..
İslam dinini kartvizit yapıp işledikleri suçları onlarla gölgeleyenlere söz yummak için din ne diyor iyi anlayalım , okuyalım ..

Şimdi soruyorum sizlere : SUÇLU KİM ?

'' Dipnot : The Stoning Of Soraya M. , filmini izlemenizi isterim kitabı okuduktan sonra . ''
127 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Gerçekten çok çaresizim… Kitabı iki saat kadar sürede bitirdim. Nasıl bittiğini bile anlamadan. Üstüne kaç defa daha içini karıştığımı, üstüne düşündüğümü bilmiyorum. Üç gündür ruhum inanılmaz yorgun. Bir şeyler yazmalıyım diyorum ama ne yazsam eksik kalacak sanki. İlk kez bu kadar yoğun yaşıyorum bu duyguyu. Kafamdakileri toparlayabilmeyi dileyerek başlıyorum…

Son üç gündür ben, ben değilim. Ben Firdevs'im, ben Ayşe'yim, ben küçük yaşta o pis ellerin dokunduğu küçük Leyla'yım, daha 8'ne varmadan ergin sayılan hatun kişi olan kadın Ünzile'yim… Çocukken tacize uğradım, okutulmadım, evlendim kocamdan dayak yedim, yetmedi hırsıyla birlikte dayağının ardından tecavüze uğradım. Dışarıda hor görüldüm, ne sesim duyuldu ne fikrim! Görülen tek şeyim bedenim. Sadece bir beden. İhtiyaç görünmekten öteye gitmeyen. Hizmetten öteye gitmeyen. Köle bir beden. İçinde sıkışıp kalmış bir ruh. Tüm kadınların acısını yüreğini paramparça ederek hissetmis biriyim yalnızca şimdi. Elinden hiçbir şey gelmeyen sadece bomboş bakarak bir şeylerin değişmesini dileyen bir kadınım. Tıpkı diğer kadınlar gibi…

Bilenler bilir bu toplumsal konularda ve kadınla ilgili olan her konuda biraz hassasım. Bununla da gurur duyuyorum -her ne kadar çoğu zaman göze batsam da-. Daha önce incelediğim Galeano’nun Kadınlar kitabında ağırlıklı (#31664853 ) , diğer birkaç kitabın incelemesinde de bu konulara değinmişliğim var. Bu konu benim hassas yaram. Bir nevi ameliyatlı yerim. Bunun böyle olmasında birçok etken var elbet,birçok kadın gibi benim de…

Muhteşem Gatsby’nin filmini izlerken bir söz beni vurmuştu. Gatsby’nin sevgilisi Daisy güzel bir kızı olduğunu söyledikten sonra “Bir kızın bu dünyada olabileceği en iyi şey bu; güzel küçük bir aptal.” demişti. Gerçekten bunun zihnime kazındığını söyleyebilirim. Bunu söylerken ki yüz ifadesi bile zihnimde... Bazen bilinçli olmanın gerçekten insanı çok yorduğunu fark ediyorum. Acaba hiçbir şeyin farkında olmayan aptal biri olmak nasıl bir duygu. Sonra düşüncemin tiksinçliğiyle kendime gelip bunun yaşamak olmadığını görüyorum. Sahi.. görerek, bilerek, acı çekerek susmak da aptallığa dahil değil mi? Böyle yaşamak da yaşamak mı?

Sıfır Noktasındaki Kadın, yazarımız Neval El Seddavi’nin nevrozlu kadınlar ilgili araştırma yaparken Kanatır Cezaevinde rastladığı bir kadın olan Firdevs’in hayat hikayesini anlatır. Kitabı bir kenara koyup yarın devam ederim düşüncesiyle masaya falan bırakamıyorsunuz, yanında çay kahve içeyim keyifle okuyayım gibi bir düşünce varsa kafanızda onu da atın. Kitabı okurken de bittikten sonra da keyif biraz size haram olacak, inanın. Bu kitap acı bir kitap, derin bir kitap. Rahatsız olacaksınız, olmalısınız da!

İçeriği hakkında bilgi vereceğim, uyarılır!

Firdevs çocukluğundan itibaren kadın olanlardan. Hani şu Aysel Gürel'in yazdığı insan dölü, Ünzile gibi. Küçücük çocukken hayvanlara bakıyor, ekmek yapıyor. Küçük birer köle olarak başlıyor hayatının yolculuğu. İlk başta amcası uzatıyor ona iğrenç ellerini. Hem de annesi ve babasından daha çok sevdiği amcası. Annesine nasıl dünyaya geldiğine dair sorular sormaya başlayınca bir ton dayak yiyor önce. Sonra annesi elinde jiletli bir kadını çağırıyor, sünnet ettiriyor kızını. Annesi! Almaya başladığı hazzı sorgulama yapmasına sebep olduğunu mu düşünüyor nedir bilmem. Elbet klitorisinden olan Firdevs sorgulama yetisinden de olmuyor. Fikrin önüne kimseler geçemez!
Okumayı çok istiyor bu yüzden şu ilk ellerini uzatan amcası, üniversite okuyan amcasının yakasına yapışıp okula gitmek istediğini söylüyor, anne babası ölünce de götürüyor amcası.
Ortaokul diplomasina sahip olan Firdevs için hayat, okulu bittikten sonra başlıyor. Amcası tarafından yaşlı iğrenç bir herifle evlendiriliyor. Daha küçücükken yemek yapıyor, tiksinç kocasına "karılık" yapıyor, dayağını yiyip susuyor.
"Dayaktan uslanalı
Hiçbir şey sormuyor…"

En sonunda evden kaçıyor dışarıda da başına gelmeyen kalmıyor ve en sonunda hayat onu fahişe olmaya itiyor. ...

Kitapta öyle vurucu yerler var ki okuduktan sonra ciddi anlamda uzunca düşündürdü beni. Başınıza aldığınız bir darbe sonrasındaki duraklama gibi bir etkiye sahipti bu cümleler…
Bir kadına yalnız olmayı öğütler gibiydi, tek başına olmanın en üstün olduğunu bir erkeğe hiçbir zaman sarılmamanız gerektiğini öğütler gibiydi. Feminizmi hissettiren öğreten bir kitaptı benim için.

Özellikle bu alıntı...
"Mesleğimin erkekler tarafından icat edildiğini, yeryüzündeki ve cennetteki her iki dünyayı da erkeklerin ellerinde tuttuklarını biliyordum. Erkeklerin kadınların bedenlerini satmaya zorladıklarını, en az para ödenen bedenin de eşlerinin bedeni olduğunu biliyordum. Bütün kadınlar öyle yada böyle, fahişeydiler"
Üzerine tek kelime dahi etmeyeceğim.

Yoruldum. Çok ama çok yoruldum. Hiçbir şeyin değişmeyeceğini görüyorum çoğu zaman. Böyle geldik böyle gideceğiz galiba diyorum. Acıyor şuram…
Küçükken taciz, tecavüz edilen yavrulara,
Daha yeni regl olmaya başlamışken evlendirilen o kız çocuklarına,
Kocasının her hizmetini görüp dayak yiyen kadınlara, kocası tarafından tecavüze uğrayan kadınlara, yok sayılan kadınlara, ağlayan kadınlara, çaresiz kadınlara yazıyorum tüm bu yazdıklarımı.
N'olur susmayın!
N'olur kabullenmeyin!
N'olur ben buradayım, deyin!
N'olur yıkın çığlıklarınızla bu dünyayı! Sesinizi çıkarın! Size ayıp diyenlerin ne çirkefmiş diyenlerin suratına tükürün! Bunu yapacaklar size, o senin kocan döver tabii, diyecekler! Susmanızı böyle kabul etmenizi isteyecekler yapmayın! Acımasız olun size acımasız olanlara!

Yorgunum. Söyleyecek tek kelimem kalmadı artık bu düzene.
Yaşadıklarınızın karşılığını bulmaniz temennisiyle!

"Korkar durur gitmez
Köyün en son çitine
İnanır o sınırda dünyanın bittiğine
Ünzile insan dölü
Bilinmezlere gebe
Sırların mihnetini
Yükleyip de beline…"

https://youtu.be/DmvfQOJtiOE
112 syf.
Dikkat, bu gönderi rahatsız olabileceğiniz müstehcen ifadeler içeriyor olabilir.
Not: Müstehcen içerik var diye şikayet eden ve şikayeti kabul eden kisilere teşekkür ederim. Çünkü siyah şerit çok naif bir ambians verdi incelememe =))

_________________

Firdevs bir Fahişe!

Şu an bu kelimeden yani Fahişe kelimesinden utanacak olanlar, sırf bu kelimeyi kullanıyor diye ayiplayacak olanlar incelemeyi terk edebilirler.

Kaldığımız yerden devam edelim. Yazar hapisteyken bir kadın hakkında konuşulduğunu duyuyor ve bu kadının hikayesini ve yarattığı bu etkili atmosferin nedenini merak ediyor. Bu kadın Firdevs. Firdevs ölüme mahkum edilmiş bir suçludur. Yazar Firdevs'le konuşur ve hikayesini öğrenir. Hikayesinin ayrıntısına girip kitap hakkında bilgi verip okuyacak olanların kizmasina neden olmak istemiyorum. Firdevs nezdinde kadınlar hakkında bir iki söz edeceğim. Bu sırada kitaptan ufak tefek bilgiler verebilirim ancak vurucu spoilerlar olmayacaktır diye düşünüyorum.

Hemen herkesin dilindedir: "Cennet annelerinin ayakları altındadır.", "Kadınlar çiçektir." "Kadınlar bir güldür." vb vb. Ama kimse de çıkıp "KADIN ÖNCELİKLE KADINDIR." demez. Bu çok önemlidir. Çünkü kadını herhangi bir sıfatla değerli hale getirmemize gerek yoktur. Kadın zaten kadın olduğu için, insan olduğu için, nihayetinde bir canlı olduğu için her canlı gibi kendinden dolayi kıymetli ve değerlidir. Bu annelik kiymetsiz demek değildir veya kadına gül, çiçek diyerek iltifat etmek kötüdür demek değildir. Ancak kadını önce kadın olarak görmeliyiz. Geri kalan tüm sıfat ve nitelemeler ikinci derecedendir.

Kitapta Firdevs'in ne babasından ne amcasindan ne amcasının eşinden ne sonrasında aşık olduğu insandan ne bir başkasından kadın olduğu için değer gördüğüne tanık oluyoruz. Firdevs bir Fahişe olduğu zaman kısmen değer görüyor erkeklerin gözünde, o da meslekte ehil hale geldikten sonra! Fahişe dedim diye ahlakimiz bozulmamistir umarım.

Çok vurucu bir tespitte bulunmuştu Firdevs, beni babam, amcam, amcamin eşi, İbrahim (ve birkaç erkek ismi daha sayıp) erkekler ve aslında toplum beni Fahişe haline getirdi, Fahişe olmam için yetiştirdi demişti. Gerçekten vurucu bir tespit. Firdevs ortaokulu bitiriyor. Çocukken kendisini taciz eden amcası ünlü bir Şeyhin kızı olan karısına -karısı Firdevs'i evden göndermek istiyor- Firdevs'i üniversiteye gonderme teklifinde bulununca ünlü Şeyhin kızı olan yenge kendisi gibi saygın ve ünlü bir Şeyhin yeğeni nasıl erkeklerle yan yana oturur diye karşı çıkıyor. Çünkü bu olmaz, ayıptır. Ama aynı ünlü ve saygın Şeyhin kızı olan kadın Firdevs'in (19 yaşında bile yok) 60 yaşını aşmış Şeyh olan amcasiyla evlenmesine neden oluyor. Bu ayıp değil ne de olsa! Sonrasında Firdevs'in bu Şeyh kocasindan dayak yemesi de ayıp değil tabi! Ayıp olan Firdevs'in okumak istemesidir. Hele de erkeklerle yan yana olacağı bir yerde okumak.. Tövbe tövbe aman diyeyim, ahlakimiz bozulur.

Velhasıl Firdevs'in kendini kesfetmesine ve kendi tercihleriyle bir hayat kurmasına, saygın biri olmasına müsaade etmeyenler ona ancak ehil bir Fahişe olduğunda saygı göstermeye başlıyorlar. Değişik bir ahlak sistemi olsa gerek!

Firdevs'in neden ölüme mahkum olduğunun yüzeysel nedeni ve gerçek nedenini kitapta okursunuz. Özellikle gerçek nedenini kendisi oldukça etkili şekilde anlatıyor.

Girişte Firdevs Fahişe demiştim. Aslında doğrusu Firdevs'i bu yola adım adım iten amcası, yengesi, hayatta karşılaştığı beyniyle değil penisiyle düşünen erkekler, milletten geçinen ve millete dindar gözüküp sokak arasında çekine çekine Fahişe arayan Prensler, konuk bir devlet yetkilisine hediye olarak sunacak Fahişe arayan Politikacılar, Krallar, Kendine Şeyh diyen cuma namazında en önde durup gözlerinden yaş gelen ama 60indan sonra kendine genç eş yani köle arayan, eğer bulamazsa coluk çocuğa olmadı eşeğe meyleden yüzüne tukurulesi sözüm ona şeyhler, mollalar... yani kadını bir meta olarak gören herkestir asıl Fahişe olan!

Ahlakimiz bozulmamistir umarım...

İyi okumalar diliyorum.
112 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Erkeksi iktidarın elinde kalmış müslüman bir ülke.

Kadınlar kim? Kimlikleri ne? Görevleri ne?

Susmak, boyun eğmek, köle olmak... Dayak yemek..

Kadın olmak, fahişe olmak, hele böyle bir yönetim yerinde, din diye dayatılan şeyler ve bağnaz düşünceler arasında..?


Ölmesine saatler kala Firdevs inanılmaz olan o hayat öyküsünü anlatıyor... Gerçek bir hikaye olması insanı derinden etkileyen bir unsur..



O öyle bir kadın ki, zorluklara meydan okuyan, herkesin bilinmeyene yapacağı yolculuktan-ölümden- zerre korkmayan, duyduğu hakaretlere ve zorlu yaşam şartlarına dirayetli..

Suçu neydi peki?

O coğrafyada doğmuş olması?
O ailede, o yıllarda doğmuş olması?

Hayata yenik başladı Firdevs..

Aşkı bilmiyordu, zevki, arzuyu, bilmiyordu...

Öğrenmeye başladı acımasız bir hayatta nasıl yaşaması gerektiğini...
"Çok acımasız bir hayatta .. "

Parayı öğrendi. Özgürlüğü öğrendi.

Bir gün Aşkı da öğrendi ama beklentisi gibi çıkmadı. O da acılıydı. Aşk acısı fiziksel acı gibi de değildi, içten içe yakar kül ederdi insanı... Ama mevzuu bahis aşksa yanmak mübah değil miydi zaten..



Bütün kadınlar fahişeydi ona göre.
Fark şuradaydı:
Kimileri tutsak, mahkum, kocalarına ait, ucuz, değersiz fahişeler;
Bazıları ise özgür, fiyatı yüksek fahişeler.

O özgür olmayı seçti. Acımasız olmayı, hissiz olmayı öğrendi.
Hayır! Dedi, fiyatını yükseltti. Çifte yenilgiye katlanamazdı bir insan. O hayır dedikçe arttı değeri..

Nefret etti erkeklerden. Kendisine dokunan pis ellerden, içi kir dolu tırnaklardan, zevk alıyor musun diye soranlardan..
Almıyordu işte.. nasıl alsındı? Bu onun işiydi sadece. His yoktu. Aşk yoktu. İnanmıyordu artık bunlara. .

Bir gün geldi, kazandığı özgürlüğü almaya çalıştı biri ondan.

Özgürlüğü çok kıymetliydi herkes gibi. Her şekilde bir ümit kurtuluş olarak gördüğü diploması ile iş aramak istedi tekrar, tek emeli özgürlüktü.

Daha fazla dayanamadı ve içindeki fiziksel gücü keşfetti.. Tek dayak yiyen kadınlar olamazdı... Olmamalıydı.
Neden olsundu? Buna bir dur diyemez miydi? Bu dengeyi değiştiremez miydi?

Sonra... Hayat ona öldürmeyi öğretti..

Bir prenses gibi gururluydu ve başı dikti.
Para ise çok değersizleşti gözünde.. Küçükken, daha çok küçükken, hayattan , kadınlıktan, hislerden ve zevkten bihaberken elinde tuttuğu ve gözünde büyüttüğü o bir liranın değeri birden yok olmuştu.


Öldürmek ona göre suç değildi. Çünkü bunu hak ediyorlardı kendi gözünde.
İdama mahkûm oldu. Af istemedi.. Pişman değildi çünkü. Tekrar olsa tekrar öldürürdü.

Kim onun kadar hayatını değiştirecek, kafa tutacak cesarete sahip.?

Ve en önemlisi.....
Sıfır noktası neresi??


Heyy A juez mutlaka okumalısın, harika bir kitap derken haklıymışsın, sonunda okudum. İyiki almışız, itiraf edeyim göz yaşlarıma hakim olamadım bir kaç yerde. Belki de kendimi fazla kaptırdım. Ama inanılmaz bir hikaye ve örnek. Evet kitaplığımın baş köşesinde yerini alacak..
Teşekkürler..

Ve ayrıca, okurken bazı yerlerde duraklayıp düşüneceksiniz..

Bu maceramın etkisi uzun sürecek..
112 syf.
Benim araştırma yapmayı ve okumayı en hevesle yaptığım konular kadınları ve toplumsal cinsiyeti barındırıyor. Bu yüzden bu kitabı da büyük bir iştahla okudum ve benimsedim. Kitabı kapattığımda ateş bastı dört bir yanımı hem sinirden kafayı yiyip hem de kendimi hiç olmadığım kadar onurlu hissediyordum.
Firdevs bendim sanki. Hatta sankisi fazla.
Nevrozlu hastalar ile görüşüp çeşitli hastane ve klinikleri ziyaret ederek bir araştırma yapmaya karar veren Neval El-Saaddavi, Kanatır Kadın Cezaevi'nde görev yapan bir doktorla görüşüp fikir alışverişinde bulunmuş ardından doktor, yazarımıza Firdevs'den -kocasını öldürüp idama mahkum edilmiş- bahsetmiş ve onunla birkaç reddedilişten sonra görüşmesi sağlanmış.
Bütün kadınlar kendini Firdevs'de hissedecektir. Bu tekerine çomak soktuğum dünyasında tek bir kadın yoktur ki taciz edilmemiş olsun. Hepimiz yaşadık, yaşıyoruz ve ne yazık ki yaşamaya devam edeceğiz. Sözle, gözle, temasla... Bugün benim yanımda bulunup hakkımı savunduğunu, beni koruduğunu söyleyen bir alçak iki saat sonra mağduriyetimden nasıl yararlanabilir bunu düşünebiliyor. Yazık ki ne yazık.
Kahramanımız, bir kadının başına gelebilecek her türlü kötü şeyi yaşamış ve en adi insanlarla karşılaşmış. Firdevs'in yaşadığı şeyler çok ağır, daha çocukluğunda amca tacizine, kadın sünnetine(*), yaşlı kocaya, berbat bir halde evdeki yağmurdan zar zor kaçabilmişken doluya tutulmaya daha nelere nelere... Dolayısıyla sürekli dönüp dolaşıp kendini fahişe olarak bulması da tesadüf eseri olmuyor.

(*) Kadın sünneti: Tıbbi gerekçesi ve yararı olmadan, sonuç olarak sadece kadının haz almasını engelleyecek olan, kadın üreme organının bir kısmının ya da tamamının kesilerek alınması olayı. Yani bir Genital Sakatlama.

Ve bunlar yaşanıyor, bu küçük gezegenin her bir dakikasında kaç çocuk kaç kadın hatta kaç erkek cinsel istismara maruz kalıyor.
Benim canım Firdevsim, 1974 yılında o sonbahar gününde idama giderken bile başı dik ve gururluydu eminim. Zaten kitapta da şöyle yazmıyor mu
"Hiçbir şeyden korkmayacaktır çünkü onu incitebilecek her şeyi zaten yaşamıştır. "

Kitabı okurken mola verdiğim sırada mırıldandıklarımı da paylaşmak isterim.

https://youtu.be/DmvfQOJtiOE

https://youtu.be/Kb4z1n8z5nU

https://youtu.be/9DjhgPhX198
368 syf.
·8 günde
Türk erkeği için kadın çocukken sürekli söyletilen o mini mini kuş şarkısıdır. Vahim olanı ise kendisini ev kafesine kapatmakta ısrar edenin bu kuş rolünü çok iyi benimseyen mini mini kadınlar olmasıdır. Kuş pencereye konmuştur hemen içeri alınmıştır ve bu "cik cik cik cik ötsün diye" yapılmıştır. Ama bazı kadınlar pır pır ederken canlanmış ve bizim erkeklerin elleri bomboş kalmıştır. Erkek yoktur, ev kafesine kapatılan kadının bir gösterenidir o. Kadın tutsak değilse ne iktidar, ne güç, ne hegemonya, ne sermaye ne de bir gösterilen olarak kadın kavramı etrafında örgütlenmiş dişil-edilgen bir dünyada hükmedilenler, ezilenler, kodlananlar, dışlanmışlar vardır.

Acaba Türk erkeklerinin gündemini işgal ediyor mu bu tür kitaplar. Kim bilir belkide ediyordur. Okuyanlar vardır. Kadının asırlık kölelik, istismar, işkence tarihine kayıtsız kalamayanlar vardır.

Neval el Saadavi'yi Sıfır Noktasındaki Kadın kitabından tanıyorum. Orada anlatılan fahişeliğe, hiçliğe, hiçleşmeye ve dolaysız özgürlüğe doğru itilen bir kadının öyküsüydü. Havva'nın Saklı Yüzü ise Arap Ortadoğusunda yaşayan milyonlarca kadının öyküsü.

Öykümüz insanlığın daha en başlangıcından tarım toplumuna geçilmesiyle oluşan kadına biçilen doğurganlık rolüyle başlıyor. Bu süreçte neredeyse bütün özgürlüklerini yitiren kadın bir damızlığa dönüşüyor. Erkeğin soyunu sürdürmesi ve mülkiyetini devredecek oğullar büyütmesine evrilen bir köleden söz ediyoruz. İşin ucu çok eskilere dayanıyor.

Bu şekilde erkeğin hizmetkarına dönüşen kadının esareti, dinlerin zamanla kurumsallaşmasıyla beraber daha da katmerleniyor. Çünkü dinler öncesinde devraldığı ataerkil formları kutsallaştırıyor, din adamları aracılığıyla eril tahakküm ilahi bir senaryoya dönüştürülüyor.

Feodalizmden kapitalizme geçişte bile kadın öncesinde serfken bu sefer emeğini satılığa çıkarmak zorunda kalan karın tokluğuna bir işçiye dönüşüyor. Bedeniyle kocanın sömürüsünde, iş gücüyle patronun sömürgesinde bir köle.

Neval el Saadavi Arap toplumu dolayımında bu kültürün görüngülerini anlatıyor. Fakat okurken insan sanki Arap toplumundaki kadınları değil kendi toplumunda kadınlara uygulanan baskı mekanizmalarının tıpkısını okuyormuş gibi hissediyor. Hissetmek kelimesi küçük kalır kadın sünneti dışında ortadoğu kadınlarıyla aynı bizim kadınlarımızın kaderi.

Not: Kitap 1970'li yılların Mısır'ında kadınların durumunu anlatıyor. Bundan sonra yazacaklarım ne kadar değişti bilmiyorum.

Kız Çocuğuna Karşı Cinsel Saldırganlık

Ne iğrenç bir alt başlık değil mi. Ama şimdi ben bu alt başlığı yazarken bile kim bilir kaç kız çocuğu sessiz odalar içinde tacize, cinsel saldırganlığa uğruyor. Arap toplumunda ise bu bir gelenek halini almış.

Arap toplumunda (sanki diğer toplumlar çok farklı) ve bütün dinsel toplumlarda bir kız çocuğunun aldığı eğitim haramların, yasakların, ayıpların, cısların öğretildiği bir yasaklar silsilesidir. Kendi bedenini tanımasına izin verilmez. Kimliği yavaş yavaş iğdiş edilir. Arzuları, istekleri bastırılır, bastırmayı öğretir aldığı eğitim. Peki neye dönüşür plastik bir bebeğe. Bilinmezin boşluğunu başkalarıyla dolduracak olan bir et yığınına.

Peki kim bu başkaları? Elbette ailesindeki ve yakın temas halinde olduğu çevresindeki erkekler. Bu erkeklerin, özellikle de ailede evlilik parasını denkleştiremeyenlerin istismar malzemesine dönüşür kadın.

Bir de bu durumla bağlantılı olarak Terbiyesiz Dede diye bir alt başlık var ki orayı siz okuyun.

Adaletin Adaletsizliği

Peki enseste, cinsel saldırılara maruz kalmış bir kadının sığınacağı bir adalet var mıdır. Eril tahakkümün bir aygıtı olan mahkemelerden adalet beklemek elbette gülünç olacaktır. Ailenin itibarı devreye girer ve dava düşer. Ne kadar basit değil mi. Hep şu ailenin itibarı. Ülkemizde de toplumsal cinsiyet eşitliği dendiğinde aile elden gidiyor diye gürültü koparan gericiler gibi.

"Namus" Denen O Çok İnce Zar

Doğanın kadınlara sunmuş olduğu elastik bir himenin ahlakla, namusla ne gibi bir ilgisi olabilir. Oluyor işte. O toplum kadını bir tarla olarak gören ataerkil, sınıflı bir toplumsa "bekaret zarı"na bir kadının aklından, düşüncelerinden, duygularından, tüm bedeninden daha çok önem veriyor. Çünkü o el değmemiş bir şekilde sıfır olarak paketlenip anahtar teslimi yapılması gereken bir maldır. Onun için. Arap toplumunda kadınlar demiştik değil mi. Ama bu Türk toplumunu anlatıyor dediğinizi duyar gibiyim. Bazı durumlarda himen için özel dayalar (ebeler) tutulduğunu ve zarın bu ebeler aracılığıyla oldukça sağlıksız koşullarda yırtılıp açıldığını ve akan kanın çarşafa bulanmasıyla törenler yapıldığını anlatıyor Saadavi.

"Arap toplumunda diyor Saadavi, çarpık bir namus kavramı var. Bir erkeğin ailesinin kadın üyeleri himenlerini (zarlarını) sağlam tuttukları sürece erkeğin namusu güvende. Erkeğin namusu kendi davranışındansa o kadınların davranışıyla daha yakından bağlantılı. Kendisi en çapsız zamparalardan biri olabilir ama kadınların genital organlarını koruyabildiği müddetçe namuslu bir erkek sayılmaktadır."

Kadın Sünneti

İnsan bu bölümü okurken yeter bitsin artık demekten kendini alamıyor. Sırf cinsel haz almasın diye klitorisleri sünnet edilen küçücük çocuklar ve kanama durdurulamadığı için ölenler. Bunların hepsi kadın haz alırsa kötü yola düşeceği gibi bir ilkel korkudan kaynaklı uygulamalar.

Bilmesinlercilik (Obskürantizm)

Belki de dinsel toplumda kız çocuklarının daha en baştan maruz kaldıkları şeydir bilmesinlercilik. Dinselliğin ve eril kültürün egemen olduğu her yerde bu böyle. Kız çocuğuna bedeninin pis olduğu hissettirilir. Dinsel anlatılarla da bu iddia beslenir: Kadın şer kaynağıdır. Bu mantıkla bedenine dair bilgisiz kalır kız çocuğu. Sosyal hakları nedir bilmez.

Tüm bu anlatılanlar ataerkil sınıflı toplumlarda bir kız çocuğunun yaşadığı şiddetin detaysız görüngüleridir sadece.

Bu şiddet gelenekle, görenekle, töreyle ve dinle beslenmiştir. Kadını bir metaya veya bir köleye dönüştürmüş olmak konusunda İslam, Arap veya Doğu toplumları istisna değildir. Batı kültürü ve Hıristiyanlık da kadınları tamamen aynı kadere mahkum etmiştir. Ortaçağda cadı avlarını hatırlayın.

Mısır'da da o dönem emperyalistlerle ve egemen güçlerle iş birliği içinde olan din adamları elbette kadın düşmanı fetvalar vermekte hiç zorluk çekmemiş. Sözde İslam'a geri dönüş adı altında.

Monoteistik dinler kadınların erkeklere karşı boyun eğmesi noktasında benzer ilkeleri savunmaktadır. Bunun çözümlemesi, tartışması yapılmadığı takdirde bu şiddet olayları böyle sürüp gidecektir. Saadavi'nin yazdığı zamana göre oldukça ilerici ve cesur olan dinlerin ve özellikle İslam'ın kadına karşı tutumunu analiz eden oldukça uzun bir çözümlemesi mevcut.

Tüm bunlara rağmen halen radikal kadınlar var. Tanrıça İsis'in yolunda gidenler, eril hegemonyaya karşı direnler. Saadavi kısa bir Arap feminizm tarihi sunarak bu kadınları da ele almış. Her şeye rağmen şiddete, sömürüye, işgallere, erkek tahakkümüne, emperyalist sömürgeciliğine karşı direnen Arap kadınlarını.

Eğer bir kadın güçlü ve özgür olmak istiyorsa tıpkı Neval el Saadavi'nin Mısır gibi bir ülkede bu kitabı yazmak cesaretini göstermesi gibi, emniyet ve kabullenmeden gelen köle iç rahatlığını, toplumun ve otoritelerin tehdit ve saldırılarına rağmen içsel ve gerçek kişiliğini, benliğini geri kazandığı bir özgürlüğe tercih edebilmeli.
112 syf.
·1 günde·9/10
Kitabı bitirdim ve şu an tam olarak ne diyeceğimi bilemiyorum
Bir kadın olarak kendimi şanslı sayabilirim. Firdevs' in hayatını okuduktan sonra ...
Ama bu şanslılık beni neden mutlu etmiyor diye düşünüyorum.
Bir kadın düşünün hiç okşanmamış başı babası tarafından, hiç bir erkek tarafından sevilmemiş, sevilmenin ne demek olduğunu bilmemiş
Firdevs, Ayşe, Fatma isimlerin ne önemi var erkekler tarafından gerek fiziki gerek sözsel şiddete uğrayan bir kadının hayatına değinilmiş bu kitapta. Böyle kaç kadın var diye düşünmeden edemiyorum.
Bugün kendime dert ettiğim bazı ufak tefek şeylerden utandım bu kitabı okuduktan sonra
Özellikle erkeklerin okumasını istediğim tavsiye edeceğim kitap okuyun efenim
112 syf.
·5 günde·Beğendi·7/10
A juez 'in yorumu sayesinde kitabi almak için 15 dakika içinde evden çıktım. Aldığıma da pişman olmadım. Keşke kitaptan daha önce haberdar olsaydım. Coğrafta itibariyle kitabı okurken iliklerime kadar sinir olmam zaten beklediğim bişeydi. Feminist bir tutumum yoktur ve pekte bilgi birikimim olmayan bir konudur. Oynak Frida'yla kıyasladığımızda bu kadın feminizmin direği, kadın özgürleşmesinin simge figürlerinden biri olması gerekirken adını sanını yeni duydum. Bu tarz gerçek yaşam öykülerini çok severim. Bana çok şey katar. Firdevs gibi kadınlara sonsuz saygım var.
Kitapta beni en etkileyen sahnelerden biri kardeşlerinin civcivler gibi kenar köselerde büzülüp öldüğünden bahsettiği anlardı. Sevgisizlik, hırpalanmışlık, kimsesizlik ve daha niceleri bahsi geçen coğrafyada meydana gelince haliyle çin işkencesine dönüşüyor.
İşte bu yüzden sözde bile olsa Cumhuriyet, demokrasi ve insan haklarının olduğu bir ülkede yaşamak güzel galiba....
112 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Uzun bir aradan sonra merhabalar hepinize. Yarım günde bitirdiğim bu kitap beni o kadar çok etkiledi ki istemsizce ağlamaya başladım. Çünkü Firdevs’in yaşadıklarına engel olamadık, çünkü Firdevs’i ve nice Firdevsleri kurtaramadık. Kurtaramamaya da devam edeceğiz. Feminist yazar Neval El Seddavi’nin, idam mahkumu Mısırlı fahişe Firdevs ile yaptığı görüşme sonucu kaleme aldığı bir kitaptır bu. Fahişe evet çünkü bedenini satarak para kazanıyordu fakat bunun nedenlerini okuduktan sonra aylar önce burada tanıştığım bir arkadaşla yaptığım fahişeler ile ilgili, fahişeleri suçladığım tartışmadan dolayı; şu an bütün fahişelerden özür diliyorum. Zira hiçbir kadın; kadına meta gözüyle bakan, doyumsuz, vahşi, mide bulandırıcı bir erkeğin ona dokunmasını istemez! Firdevs de bunlardan biriydi. Firdevs’in en büyük şansızlığı ailesiydi, ikinci en büyük şanssızlığı ise yaşadığı toplumdu. Firdevs Mısır’da değil de Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde büyümüş olsaydı bunca şeyi yaşar mıydı bundan emin değilim. Birkaç yıl önce ben, okula gitmek için Taliban ile karşı karşıya gelen Pakistanlı Malala’nın hikayesini okuduğumda şu cümleyi kurmuştum: “ En büyük şansımız ailemizdir; bütün coğrafik engellere rağmen.”
Çünkü Malala’ya İslam geleneklerine, şeriatına rağmen en büyük desteği babası vermişti. Firdevs Malala’ya göre hiç şanslı değildi. Firdevs’in babası onu hor gören, onu aşağılayan, onu ikinci sınıf kategorisine sokan, önce kendi midesini düşünen, Firdevs’in dini bütün amcası tarafından istismara uğradığını bile fark edemeyen bir erkekti, annesi de bu kültürde yetişen bir kadındı... Firdevs başta amcası tarafından, daha sonra zorla evlendirildiği ve kendinden 40 küsür yaş büyük kocası tarafından, yardım eli uzattığını düşündüğü lokantacı ve arkadaşları tarafından, sokaktaki polis tarafından, hemen hemen hayatına giren bütün erkekler tarafından istismara uğramaya devam ettiği için bu yola girdi. Çünkü paraya ihtiyacı vardı, çünkü bu hayatta zor olan tüm kapıları açacak olan , hor görülmesini engelleyecek tek şey paraydı. Fahişe olması yetmiyor gibi, Firdevs katil de oldu. Antalya’da işsizlik ve parasızlık yüzünden siyanür ile önce çocuklarının canını sonra da kendi canını alan babanın ardından; “ Baba mı, sistem mi katil ?” sorularının sorulması gibi... “Katil olan Firdevs mi, yoksa onu bu raddeye getiren erk zihniyetten oluşan toplum mu?” diye sordurtacak bir hikaye.
Okurken, gözlerinizdeki yaşlara ve sinirlerinize hakim olamayacağınızdan o kadar çok eminim ki. Tabi vicdanı bütün bir insansanız! Herkese önerilmesi gereken bir kitap olarak rafa kaldırıyorum.
İyi günler...
112 syf.
·2 günde
Mısır’lı bir fahişe olan Firdevs’in acılar ve zorluklarla dolu hayat hikayesini bizlere aktaran ve gerçekten insanı çok derinden etkileyen bir kitap..

Yazar, Firdevs ile idam edileceği gün kanatır cezaevinde tanışıyor. Yaşamının başından beri Ailesinden -babasından-, amcasından, amcasının zorla evlendirdiği yaşlı bir adamdan, ve ondan sonra hayatın gerçek acıları ile yüzleşen bir kadının korkusuzca ölüme gitmesini ve yaşamayı toptan reddedişini ayrıntılarıyla sürükleyici bir biçimde anlatmış.

‘Toplum bir bireyi nasıl suça itekler’ sorusunun en güzel cevabıdır bu kitap. tabii erkek egemenliğinin baskın olduğu bir toplumda Kadının yalnızca bir cinsel obje ve para ile satın alınan bir maldan farksız olduğunun en acı örneğidir Firdevs.

Keşke bütün okullarda zorunlu okunması gereken bir kitap olsaydı, belki kadınları biraz anlardık, belki empati kurabilirdik, belki bu kadar iğrenç insanlar olmazdı..
Defalarca okunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum çünkü sadece beni değil okuyan bir çok arkadaşımı da çok derinden etkileyen bir kitap..

Son olarak Yazarın giriş kısmında Firdevs ile ilgili yazdıklarını söyleyemeden geçmeyeceğim..
‘’Firdevs, umarsızca en karanlık sona doğru çekilmiş bir kadının öyküsüdür. Bütün zavallılığına ve umarsızlığına karşın bu kadın, benim gibi yaşamının son anlarına tanık olan herkese, yaşama, sevme ve kendilerini gerçek özgürlük haklarından mahrum bırakan bütün güçlere karşı direnip bu güçleri yenme isteği vermiştir.’’

Yazarın biyografisi

Adı:
Nevâl El-Seddavi
Tam adı:
Nevâl el-Saadavi, Naval Al Saadavi, Nevâl es-Saadavi, Nevâl El-Saddavi
Unvan:
Mısırlı Feminist Yazar, Aktivist ve Psikiyatrist
Doğum:
Kafr Tahla Köyü, Kahire, 27 Ekim 1931
Neval El Saddavi (Arapça: نوال السعداوى) (d. 27 Ekim 1931) Mısırlı feminist yazar, aktivist ve psikiyatrist. Nil Nehri kıyısındaki Kafr Tahla köyünde doğdu. İslam'da kadının yeri üzerine pek çok kitap yazmıştır.

Saddavi tüm dünyada feminist ve aktivist kişiliği ile tanınmaktadır. İslamiyet’te kadın başlığı altında birçok kitap yazan yazar ülkesinde kadın sünnetini engellemek amacıyla eylemlerde bulunmuş, bu eylemlerden ötürü hapse girmiştir.

Kahire'de ve ülkesinin kırsal kesimlerinde doktor ve psikiyatrist olarak görev yapan Saddavi, eserlerinde Arap toplumunda kadının konumlanışını eleştirel bir dille ele almış ve bunu değiştirmeye çalışmıştır.
Neval El Saddavi, uluslararası birçok ödüle sahip olmuş ve uluslararası ve ulusal birçok konferensa katılmış, eserleri otuzdan çok dile çevrilmiş bir yazardır.

Yaşamı
1931 yılında Kafr Tahla adlı köyde doğan ve tıp eğitimi alarak psikiyatri doktoru olan El Saddavi, çeşitli şehirlerde çalışmış ve sağlık alanında birtakım yazılar yazmıştır. Arap kadınların sorunlarını ele aldığı ve 1972 yılında yazdığı "Woman and Sex" adlı kitabı, laik ve dini kesimler tarafından suçlanmıştır. İngiliz işgaline ve Camp David Sözleşmesi'ne karşı çıktığından dolayı tutuklanmıştır. Kocasından boşanma ve Mısır'dan atılma cezası almıştır. Kadınların yanında işçi sınıfının da sorunlarını da çekinmeden dile getirdiği için siyasi kesim tarafından tepki alarak işinden uzaklaştırılmış, hapse girmiş ve ölüm cezasına çarptırılmıştır. Mücadelesi sonucunda ölüm cezasından kurtulan El Saddavi, hâlen yazmaya devam etmektedir. Kitapları birçok dile çevirilmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 158 okur beğendi.
  • 1.925 okur okudu.
  • 19 okur okuyor.
  • 1.145 okur okuyacak.
  • 14 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları