Nevâl El-Seddavi

Nevâl El-Seddavi

Yazar
8.6/10
1.368 Kişi
·
3.886
Okunma
·
259
Beğeni
·
6,5bin
Gösterim
Adı:
Nevâl El-Seddavi
Tam adı:
Nevâl el-Saadavi, Naval Al Saadavi, Nevâl es-Saadavi, Nevâl El-Saddavi
Unvan:
Mısırlı Feminist Yazar, Aktivist ve Psikiyatrist
Doğum:
Kafr Tahla Köyü, Kahire, 27 Ekim 1931
Neval El Saddavi (Arapça: نوال السعداوى) (d. 27 Ekim 1931) Mısırlı feminist yazar, aktivist ve psikiyatrist. Nil Nehri kıyısındaki Kafr Tahla köyünde doğdu. İslam'da kadının yeri üzerine pek çok kitap yazmıştır.

Saddavi tüm dünyada feminist ve aktivist kişiliği ile tanınmaktadır. İslamiyet’te kadın başlığı altında birçok kitap yazan yazar ülkesinde kadın sünnetini engellemek amacıyla eylemlerde bulunmuş, bu eylemlerden ötürü hapse girmiştir.

Kahire'de ve ülkesinin kırsal kesimlerinde doktor ve psikiyatrist olarak görev yapan Saddavi, eserlerinde Arap toplumunda kadının konumlanışını eleştirel bir dille ele almış ve bunu değiştirmeye çalışmıştır.
Neval El Saddavi, uluslararası birçok ödüle sahip olmuş ve uluslararası ve ulusal birçok konferensa katılmış, eserleri otuzdan çok dile çevrilmiş bir yazardır.

Yaşamı
1931 yılında Kafr Tahla adlı köyde doğan ve tıp eğitimi alarak psikiyatri doktoru olan El Saddavi, çeşitli şehirlerde çalışmış ve sağlık alanında birtakım yazılar yazmıştır. Arap kadınların sorunlarını ele aldığı ve 1972 yılında yazdığı "Woman and Sex" adlı kitabı, laik ve dini kesimler tarafından suçlanmıştır. İngiliz işgaline ve Camp David Sözleşmesi'ne karşı çıktığından dolayı tutuklanmıştır. Kocasından boşanma ve Mısır'dan atılma cezası almıştır. Kadınların yanında işçi sınıfının da sorunlarını da çekinmeden dile getirdiği için siyasi kesim tarafından tepki alarak işinden uzaklaştırılmış, hapse girmiş ve ölüm cezasına çarptırılmıştır. Mücadelesi sonucunda ölüm cezasından kurtulan El Saddavi, hâlen yazmaya devam etmektedir. Kitapları birçok dile çevirilmiştir.
Kitapları sevmeye başladım, çünkü her kitaptan yeni bir şey öğreniyordum. Acemler, Araplar ve Türkler hakkında pek çok şey öğrendim. Krallarla hükümdarların işlediği suçlar hakkında, savaşlar, halklar, devrimler ve devrimcilerin yaşamları hakkında kitaplar okudum. Aşk öyküleri, aşk şiirleri okudum. Fakat hükümdarlar üzerine yazılmış kitapları yeğliyordum. Cariyeleriyle odalıkları ordu kadar kalabalık olan bir hükümdarla, hayatta tek ilgilendiği şey şarap, kadınlar ve köle kırbaçlamak olan bir başka hükümdar hakkında kitaplar okudum. Bir başkası kadınlara fazla ilgi göstermiyor; savaşlardan, öldürmekten, işkence yapmaktan zevk alıyordu. Yine bir başkası, doymak bilmezcesine tıkınmayı ve parayı seviyordu. Bir diğer hükümdar kendine ve büyüklüğüne, dünyada başka kimse yokmuşçasına hayrandı. Bütün zamanını tarihsel gerçekleri çarpıtıp halkını aldatmakla geçiren entrikacı bir hükümdar da vardı.

Bütün bu hükümdarların erkek olduğunu keşfettim. Ortak yanları hırslı ve çarpık bir kişilik, paraya, cinselliğe ve sınırsız güce karşı doymak bilmez bir iştahtı. Dünyaya kötülük tohumlarını eken, haklarını talan eden erkeklerdi bunlar; kalın sesli, ikna yeteneğine sahip, tatlı sözler seçip söyleyen, zehirli oklar atan erkeklerdi. Gerçek yüzleri, ancak ölümlerinden sonra ortaya çıkıyordu. Böylece tarihin aptalca bir inatçılıkla kendini tekrarladığını keşfettim.
Yalnızca makyajım , saçım ve pahalı ayakkabılarım 'üst sınıf 'tı .
Ben , orta okul diplomam ve arzularımla 'orta sınıf'a aittim .
Ailemse 'aşağı tabaka'dandı .
Nevâl El-Seddavi
Sayfa 24 - Metis Yayınları
"Geçmişimde, çocukluğumda kayda değer bir şey yoktu; ne aşk ne de başka bir şey. Bu yüzden benim söylediğim her şey gelecekle ilgiliydi. Çünkü gelecek, istediğim renklerle boyamak üzere hâlâ benimdi. Özgürce karar vermek, istersem değiştirmek üzere hâlâ benim..."
“Hiçbir şey istemiyor ,hiçbir şey ummuyordum. Bu yüzden özgürdüm. Çünkü yaşamımız boyunca bizi köleleştiren isteklerimiz,umutlarımız, korkularımızdır..”
112 syf.
·2 günde·Puan vermedi
"Spoiler İçerir.. "
Yazarın sözüyle başlamak isterim : Gerçek Bir Kadının Öyküsüdür Bu Kitap ..!

Psikiyatrist olan yazarımız Kanatır Cezaevi'nde bir grup kadın mahkumun kişilik yapıları üzerine bir araştırma yürütmeye başlar . Sonra diğer mahkumlardan ziyade Firdevs adında mısırlı bir kadın mahkum dikkatini çeker . Firdevs 10 gün sonra idam edilecek , her ne kadar devlet başkanına affını yazmasını isteyenler , idam cezasını müebbet hapise çevirmesini isteyenler olduysa da Firdevs ölümü tercih etmişti . Sayın es-Saadavi bu kadınla görüşmek için her yolu denemiş fakat her seferinde red cevabı almıştı . Diğer mahkumlardan çok farklıydı Firdevs , yemeğini düzgün yemiyor , düzgün bir koğuş istemiyor , hatta koğuşunda tek bir eşya bile barındırmıyordu . Tam ümitler tükendi derken Firdevs nasıl olduysa sayın es-Saadavi ile görüşmeyi kabul etmiştir.

Çok mutlu olmuştur Firdevs'i göreceği için . Ölümüne sadece 48 saatten daha az kalan bir kadını göreceği için ...

Firdevs Mısırlı bir fahişedir . Her şeyi anlatmaya başlar . Çocukluğundan şu anda bulunduğu zindanlara düşmesine kadar olan her anı tek tek anlatır .

Ailesinden söz eder Firdevs babasının sofu diye geçinip karısını çocuklarını dövdükten sonra camiye gidip şeyhin arkasında nasıl iki büklüm olduğunu anlatır .
Annesine , en sevdiğine , en yakınına sadece bir soruyu sorması hayatının hatası olur : Anne babam olmadan nasıl doğurdun beni ? Annesi bir güzel döver , çığlıklar içinde bir KIZ ÇOCUĞUNU SÜNNET ederler .
Babasından , annesinden hiç bir zaman gerçek sevgi görmez , hatta bazen gerçekten annem babam bu insanlar mı diye bile düşünür . Bir amcası vardır , en çok onu sever ama amcası da onu çok sever . El Ezher ' de ders veren bir demokrattır .
Annesi babası ölür , kardeşleri zaten daha önce ölmüştür .
Amcasından bir kaç kez tacize uğrar . Gidecek bir yeri yoktur . Çaresiz sesini çıkartamaz 15-16 yaşında bir kırlangıç kalpli melek ..
Amcası onu okula gönderir , okumayı çok sever , ilkokul ve orta okul diplomalarını alır .
Okul biter , amcası evlenmiştir . Yengesi istemez bizim masum Firdevs'i . Şeyh diye geçinen amcası Mahmut ile Firdevs'i evlendirmek için konuyu kocasına açar . Fakirlik belki üç beş kuruş başlık alırız diyerek Firdevs'i 65 yaşında bir adama verirler . Firdevs'im , kuzum ne yapsın , kime gitsin nereye gitsin ...

Firdevs'in dilinden evlendikleri ilk gece :
''Geceleri kollarını bacaklarını bedenime dolar , yumru yumru ellerini , yıllardır iyi yemeğe hasret aç bir adamın pençesiyle bir tabak yemeği silip süpürmesi , geriye tek bir kırıntı bile bırakmaması gibi , bütün bedenimde gezdirdi ''
Vahşet bu , insanlık dışı ..!
Her gece ağlayarak kalkar zavallı Firdevs Oyaratığın koynundan , banyoya gider , hıçkıra hıçkıra ağlayarak bütün bedenini defalarca yıkar ..

Bir gün döver , o kadar çok döver ki kocası firdevsi kulaklarında burnundan kanlar gelir , amcasına gider , amcası : ''Her evlilikte olur diyip tekrar kocasının evine gönderir . Kocası ile her yemek yediğinde , kocamın gözleri kendi tabağında değil benim tabağımda olurdu , o kadar açtı ki benim tabağımdakileri bile yerdi , der .

Dayanamaz daha fazla kaçar evden , terk eder o yaratığı .. Sokalarda dolanırken bir lokantanın önünde durur , dinlenmek birazda ısınmak için , hava çok soğuktur , içeri girer . Lokanta sahibi Beyumi diye bir adam , evime gel , kalacak bir yer buluncaya kadar kalırsın . Diploması olduğunu da söyleyince Firdevs , hem sana işte buluruz der .
Giderler Beyumi'nin evine ilk günler güzeldir . Beyumi gayet kibar , gayet naziktir . Sonra bir gece Firdevs artık gitmek istediğini söyler , iş bulması gerektiğini ayakları üstünde durması gerektiğini ..
Döver adam Firdevs'i .. Tecavüz eder ... Defalarca kez ... Arkadaşlarına satar Firdevs'i ..
Bir gecelik zevklere meze olur zavallı Firdevs ...
Bir yolunu bulup kaçar .. Şerife adında bir iyi! bir kadınla karşılaşır . Yüzündeki çürükleri görür . gel benimle der , yardım etmek isterim sana der .
Şehrin en elit yerlerinden bir semtte bir apartmana gider . Kadın Fahişedir , hayatını böyle kazanıyordur . Firdevs'i de satar . Hayatta kalmak için razı olur Firdevs ..
Derken bir adam''Müşterisi '' gözünü açar .. Şerife'nin yanından da kaçar ..
Derken kendi çalışmaya başlar serbestçe , en yüksek fiyatı verenin olur . Bir gün bir adam hayatına girer ve tek soru ile ''Saygılı bir iş mi bu yaptığın ? '' hayatını değiştirmeye karar verir.


''Bir kere düşmeye gör , herkes vuruyor , seni bu bataklıktan kurtaracam diyip gelen erkekler bile işini görüp gittiler , gözümdeki yaşa , kalbimdeki acıya bakmadan .. '' der Firdevs .

Sonunu anlatmıym artık , yeterince merak uyandırmışımdır kitap hakkında diye düşünüyorum . '' Kusuruma bakmayın çok uzattım farkındayım , daha da yazmak isterdim ''
Okuyucu yorumu : Kesinlikle okunması gereken bir kitap ..
İslam dinini kartvizit yapıp işledikleri suçları onlarla gölgeleyenlere söz yummak için din ne diyor iyi anlayalım , okuyalım ..

Şimdi soruyorum sizlere : SUÇLU KİM ?

'' Dipnot : The Stoning Of Soraya M. , filmini izlemenizi isterim kitabı okuduktan sonra . ''
112 syf.
·Beğendi·8/10
Selamlar olsun size minnoşlar.. Esasen bu incelemeyi, Jack London 'la mapushaneye düştüğüm ve ikimizin de buna zerrece üzülmediğimiz anlarda , mahpus damı altında kendisiyle Afyon ilimiz niçin Ege Bölgesine dahildir minvalinde "feyizli" tartışmalar yaparken koğuşun çaycısından çay yerine Jacobs Monarch kahve istiyorum demem üzerine çıkan tartışmada sağlam dayak yiyerek uyandığım rüyamın üstüne, yani dün sabah kaleme alacak idim .. Fırsat olmadı yine .. Bu arada tüm bunlar olur ve ağzımıza yüzümüze kuf kuf deye darbeleri yer iken ,TRT FM de C C Catch - Cause You Are Young çalıyordu arkada .. "Hold on tight to your dreams hold on." kısmında uyandık ..
ahanda parça : https://www.youtube.com/watch?v=zNKvp7lmI4Y
Bu vesile ile "Tutunamayanlar" a selam olsun buradan.. Esasen rüyalarda ATM den para yerine "leblebi" çekip üzüldüğüm , Darth Vader ile çekirdek çitleyip şenlendiğim ya da Aleyna Tilki' nin Myanmar' da kurmuş olduğu Bianchi bisiklet fabrikasındaki montaj platformunda " akarsu" kontrolörlüğü" yaptığım pek çok rüya gördüm.. Hatta ve hatta stres çarkı sattığım tezgahımın üzerine Isuzu bir kamyonetten KARPUZ bile atmışlardı ama bu son rüya tölere edilebilir mantıksal sınırların da ötesine geçti .. Neyse.. Rüyalar alemini bir tarafa bırakalım şimcik .. Azıcık gerçeklerden bahsedelim .. Sandığın üzere Mısır' a falan gitmicez şekerim .. Ben size Türkiye' den bir şahsın , bir başka KADININ hikayesini anlatacağım.. Hazırsanız 1929 yılına şöyle bir uzanalım ..

1929 yılında Beşiktaş - Fenerbahçe voleybol takımını izlemeye gelenler o gün baya baya şaşırdılar .. Erkek voleybol liginde oynanan maçta, Sarı Lacivert çubuklu forma ( alemde kralız hehehe! ) giyen erkekler arasında bir de kadın voleybolcu bulunuyordu .. ÜSTELİK "KAPTANLIK" PAZU BANDIYLA!!! Aslında İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesinde bulunan kadın voleybol takımında yer alıyordu bahsedeceğim şahıs .. Her şey iyi güzeldi ama o sıralar Türkiyedeki tek kadın voleybol takımıydı bu ..Başka takım yoktu ki bayanlar ligi olsun !! Maç yapamıyorlardı haliyle .. İşte bundan dolayı ve çok iyi artı başarılı bir oyuncu olduğu "içün" (Selam olsun sana Aziz BABA!) Fenerbahçeli oyuncular teklif götürdüler ona Beşiktaş ile oynanacak maçta kendi bünyelerinde yer alması adına .. Kabul etti .. Yalnız böyle bir şey olabilir miydi acaba ? Prosedürlere uygun muydu ? Açtılar okudular yönetmeliği... Erkek takımında kadın yer alamaz diye bir ibare yoktu .. Daha 6 sene öncesine kadar neredeyse HİÇBİR ALANDA ESAMESİ DAHİ OKUNMAYAN "KADIN" için böyle bir madde koymak kimseciklerin aklının ucundan dahi geçmemişti .. Neyse efenim .. Fenerbahçe o gün Kartal'ın kanadını kırdı , eti de kemikten ayırmak suretiyle (KUDURUN!!) =)) Ve o sene Fenerbahçe namağlup bir seri ile şampiyon oldu .. Bu olay , yani bir kadının erkek takımında forma giymesi o dönem için Türkiye'de ve dünyada bir ilkti .. Bahsettiğin kadının ismi neydi derseniz .. İsmi Sabiha Rıfat Gürayman idi .. Ama Türkiye' de yalnız bu alanda değil mühendislik alanında da bir ilkti .. Türkiye' nin ilk kadın inşaat mühendisiydi aynı zamanda .. Ve tarihimizde Atatürk 'ün talimatı ile girdiği ,o zamanki adı Yüksek Mühendis Mektebi olan ve o güne dek hiç kız öğrenci kabul etmeyen şimdiki ismiyle İstanbul Teknik Üniversite' sinin de tarihindeki İLK KADIN öğrencisiydi .. Sayısız okul , hastane yaptı .. Hükümet konakları ve köprüler inşa etti .. Bugünkü TBMM binası da onun eseri .. Ama yaptıkları arasında bir tanesi var ki onun bizim gönlümüzde yeri ayrı .. Anıtkabir 'in de BAŞMÜHENDİSİ idi aynı zamanda .. Bunları niçin anlatıyorum açıklayayım ..

Geçenlerde Kadın Yok Savaşın Yüzünde kitabını okuyorum .. Kitap adı üstünde 2. Dünya Savaşı sırasında Rusya' da savaşan kadınların anılarından oluşuyor .. Okumadıysanız kesin edinip okuyun .. Kitabı okurken bahse konu şahısların ismi de geçiyor olmasına rağmen kendimdeki bir anormalliği keşfettim .. Anıları anlatanlar kadın olmasına rağmen , " ya bu ADAM bunu nasıl yaptı acaba?" diyerek içten içe sorular sorarken yakaladım kendimi .. Bunun sebebi esasen çok açık .. Gerek dünyada olsun , gerek Türkiye' de olsun kadının ve erkeğin yeri maalesef bir ve eşit değil .. Hele Türkiye gibi bir ülkede .. Dilimizde kadını aşağılamak ve hakir göstermek için kullanılan bir dolu deyim ve atasözü var .. İşte EKSİK ETEK ! İŞTE " ELİNİN HAMURUYLA ERKEK İŞİNE KARIŞMA! "KIZINI DÖVMEYEN DİZİNİ DÖVER!"

Bakın , oysa ki okuduğum kitapta KURSK TANK SAVAŞINDA "TANK SIHHİYE ERİ" olarak görev almış kadınların aktardıklarıydı orada anlatılanlar.. Bu ne demek biliyor musunuz ?!?!?!! Çoğunuzun savaş tarihi ve askeriye ile hiç alakası yok.. Söylediklerim çoğunuza bir anlam ifade etmedi biliyorum .. Kursk Tank Muharebesi tarihteki EN BÜYÜK TANK MUHAREBESİ .. Safi Almanlar bu savaşta 2000' e yakın (yazıyla İKİ BİN!) tank ve 75 bin piyadesini kaybetti .. Bu savaşın tarihte bir emsali yok .. Kaçınız bir tankı çalışırken gördü bilmiyorum .. "Eğer namlusu sana dönükken ateş ettiğini "DUYDUYSAN" yaşıyorsun demektir" derler onlardan için.. Savaşta karşı karşıya gelmek isteyeceğin en son şeylerden biri tank ! Hele ki Alman Tiger 1 ve Pantherleri!! Gördüm de söylüyorum.. Göklerde CANAVAR SİRENLERİ monte edilmiş Stuka olarak da bilinen Junkers 87'ler !! Sesi dahi seni olduğun yere mıhlıyor.. Seneler sonra bu sirenin sesini duyunca korkudan kalp krizi geçirip ölen insanların hikayelerini okudum .. (Al şurdan izle : https://www.youtube.com/watch?v=fhJ8HY24Pb8 ) İşte o tankların arasında koşturup , yanan tankın kapağını açıp , yaralı ve hareket edemeyen tank personelini "ELİNİN HAMURU İLE SIRTLAYAN KADINLARDI" ORADA OKUDUKLARIM .. Bırak kendimi , benim diyen bir çok erkek yapamaz o işi !!

O yüzden diyorum ki : Kadın İKİNCİ BİR TÜR DEĞİLDİR!! KİM NE DERSE DESİN NOKSAN YARATILIŞLI BİR CANLI DA DEĞİLDİR !! Şans ve fırsat eşitliği verilirse KADIN HER AMA HER ŞEYİ YAPAR .. YAPABİLİR !Tarih bunun örnekleri ile dolu.. Hem şurada , hem de başta anlattığım örnekler bunun kanıtıdır !!!

Kitaba gelecek olursak Mısır gibi ( şöyledir böyledir falan demeyeceğim , bilen biliyor ne olduğunu ) bir ülkede KADIN OLARAK DOĞMAK TALİHSİZLİĞİNİ yaşamış ve bence "Sıfır Noktasının da altına düşürülmüş" Firdevs isimli bir hayat kadınının anıları burada anlatılanlar .. Fırsat eşitliği olsun , negatif ayrımcılık olsun tartışılan bir dolu kavram var .. Şimdi hayat kadını diyince hemen ellerinde etiketle koşturan bir dolu tip olacaktır .. O yola nasıl düştüğünün , nasıl ve kimler tarafından düşürüldüğünün de hikayesi var .. Elleri etiketli o insanlar ve ikiyüzlülükleri için kitaptan bir alıntı paylaşayım da şapkalarını önlerine alıp düşünsünler .. Hoş düşünmezler ama olsun .. Buyrun okuyun bu hayat kadınının , sizin deyiminizle fahişenin dediklerini ..

"Bir gün gazeteler bir derneğe bağışta bulunurken resmimi basıp, benden sorumluluk sahibi bir yurttaş olarak bahsettiler. Bundan böyle ne zaman ONURA ya da ÜNE gerek duysam, bankadan - P A R A - çekmem yeterli oluyordu."

İşte böyle monçiçileeeer !! Kendin ne anladın gavur Tuco diyecek olursanız , odun aromalı bir kardeşiniz olarak ve Bukowski ' yi de pek seven bir insan olarak diyeceğim şudur :

KADINLARI ÜZMEYİN !! Biliyorum kısa oldu ama olsun =))

Şuraya benim söyleyeceklerimi çalıp daha önceden söylemiş ifrit Charles Bukowski ' nin satırlarını bırakayım son söz niyetine =))

AĞLAYAN BİR KADININ GÖZYAŞLARI , AĞLATAN ADAMIN BAŞINA GELECEKLERİN ALTINA ATILAN İMZADIR...

"Yeter evine bomba düşesice!! Git artık!" diyenler için son not: Ramazan ramazan alkolik Bukowski mi okuyacağız diyenleri de düşündü İŞSİZ KARDEŞİNİZ !!

CAHİLDİRLER KADINDAN ÜSTÜN OLDUĞUNU SANANLAR..

- Mevlana Celaleddin-i Rumi -

Bkz: Yauw Tuco Herrera !! Ne mübarek bir adamsın sen !

Bir başka incelemede görüşünceye dek .. Esen kalın , İŞSİZ KALIN !!
127 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Gerçekten çok çaresizim… Kitabı iki saat kadar sürede bitirdim. Nasıl bittiğini bile anlamadan. Üstüne kaç defa daha içini karıştığımı, üstüne düşündüğümü bilmiyorum. Üç gündür ruhum inanılmaz yorgun. Bir şeyler yazmalıyım diyorum ama ne yazsam eksik kalacak sanki. İlk kez bu kadar yoğun yaşıyorum bu duyguyu. Kafamdakileri toparlayabilmeyi dileyerek başlıyorum…

Son üç gündür ben, ben değilim. Ben Firdevs'im, ben Ayşe'yim, ben küçük yaşta o pis ellerin dokunduğu küçük Leyla'yım, daha 8'ne varmadan ergin sayılan hatun kişi olan kadın Ünzile'yim… Çocukken tacize uğradım, okutulmadım, evlendim kocamdan dayak yedim, yetmedi hırsıyla birlikte dayağının ardından tecavüze uğradım. Dışarıda hor görüldüm, ne sesim duyuldu ne fikrim! Görülen tek şeyim bedenim. Sadece bir beden. İhtiyaç görünmekten öteye gitmeyen. Hizmetten öteye gitmeyen. Köle bir beden. İçinde sıkışıp kalmış bir ruh. Tüm kadınların acısını yüreğini paramparça ederek hissetmis biriyim yalnızca şimdi. Elinden hiçbir şey gelmeyen sadece bomboş bakarak bir şeylerin değişmesini dileyen bir kadınım. Tıpkı diğer kadınlar gibi…

Bilenler bilir bu toplumsal konularda ve kadınla ilgili olan her konuda biraz hassasım. Bununla da gurur duyuyorum -her ne kadar çoğu zaman göze batsam da-. Daha önce incelediğim Galeano’nun Kadınlar kitabında ağırlıklı (#31664853 ) , diğer birkaç kitabın incelemesinde de bu konulara değinmişliğim var. Bu konu benim hassas yaram. Bir nevi ameliyatlı yerim. Bunun böyle olmasında birçok etken var elbet,birçok kadın gibi benim de…

Muhteşem Gatsby’nin filmini izlerken bir söz beni vurmuştu. Gatsby’nin sevgilisi Daisy güzel bir kızı olduğunu söyledikten sonra “Bir kızın bu dünyada olabileceği en iyi şey bu; güzel küçük bir aptal.” demişti. Gerçekten bunun zihnime kazındığını söyleyebilirim. Bunu söylerken ki yüz ifadesi bile zihnimde... Bazen bilinçli olmanın gerçekten insanı çok yorduğunu fark ediyorum. Acaba hiçbir şeyin farkında olmayan aptal biri olmak nasıl bir duygu. Sonra düşüncemin tiksinçliğiyle kendime gelip bunun yaşamak olmadığını görüyorum. Sahi.. görerek, bilerek, acı çekerek susmak da aptallığa dahil değil mi? Böyle yaşamak da yaşamak mı?

Sıfır Noktasındaki Kadın, yazarımız Neval El Seddavi’nin nevrozlu kadınlar ilgili araştırma yaparken Kanatır Cezaevinde rastladığı bir kadın olan Firdevs’in hayat hikayesini anlatır. Kitabı bir kenara koyup yarın devam ederim düşüncesiyle masaya falan bırakamıyorsunuz, yanında çay kahve içeyim keyifle okuyayım gibi bir düşünce varsa kafanızda onu da atın. Kitabı okurken de bittikten sonra da keyif biraz size haram olacak, inanın. Bu kitap acı bir kitap, derin bir kitap. Rahatsız olacaksınız, olmalısınız da!

İçeriği hakkında bilgi vereceğim, uyarılır!

Firdevs çocukluğundan itibaren kadın olanlardan. Hani şu Aysel Gürel'in yazdığı insan dölü, Ünzile gibi. Küçücük çocukken hayvanlara bakıyor, ekmek yapıyor. Küçük birer köle olarak başlıyor hayatının yolculuğu. İlk başta amcası uzatıyor ona iğrenç ellerini. Hem de annesi ve babasından daha çok sevdiği amcası. Annesine nasıl dünyaya geldiğine dair sorular sormaya başlayınca bir ton dayak yiyor önce. Sonra annesi elinde jiletli bir kadını çağırıyor, sünnet ettiriyor kızını. Annesi! Almaya başladığı hazzı sorgulama yapmasına sebep olduğunu mu düşünüyor nedir bilmem. Elbet klitorisinden olan Firdevs sorgulama yetisinden de olmuyor. Fikrin önüne kimseler geçemez!
Okumayı çok istiyor bu yüzden şu ilk ellerini uzatan amcası, üniversite okuyan amcasının yakasına yapışıp okula gitmek istediğini söylüyor, anne babası ölünce de götürüyor amcası.
Ortaokul diplomasina sahip olan Firdevs için hayat, okulu bittikten sonra başlıyor. Amcası tarafından yaşlı iğrenç bir herifle evlendiriliyor. Daha küçücükken yemek yapıyor, tiksinç kocasına "karılık" yapıyor, dayağını yiyip susuyor.
"Dayaktan uslanalı
Hiçbir şey sormuyor…"

En sonunda evden kaçıyor dışarıda da başına gelmeyen kalmıyor ve en sonunda hayat onu fahişe olmaya itiyor. ...

Kitapta öyle vurucu yerler var ki okuduktan sonra ciddi anlamda uzunca düşündürdü beni. Başınıza aldığınız bir darbe sonrasındaki duraklama gibi bir etkiye sahipti bu cümleler…
Bir kadına yalnız olmayı öğütler gibiydi, tek başına olmanın en üstün olduğunu bir erkeğe hiçbir zaman sarılmamanız gerektiğini öğütler gibiydi. Feminizmi hissettiren öğreten bir kitaptı benim için.

Özellikle bu alıntı...
"Mesleğimin erkekler tarafından icat edildiğini, yeryüzündeki ve cennetteki her iki dünyayı da erkeklerin ellerinde tuttuklarını biliyordum. Erkeklerin kadınların bedenlerini satmaya zorladıklarını, en az para ödenen bedenin de eşlerinin bedeni olduğunu biliyordum. Bütün kadınlar öyle yada böyle, fahişeydiler"
Üzerine tek kelime dahi etmeyeceğim.

Yoruldum. Çok ama çok yoruldum. Hiçbir şeyin değişmeyeceğini görüyorum çoğu zaman. Böyle geldik böyle gideceğiz galiba diyorum. Acıyor şuram…
Küçükken taciz, tecavüz edilen yavrulara,
Daha yeni regl olmaya başlamışken evlendirilen o kız çocuklarına,
Kocasının her hizmetini görüp dayak yiyen kadınlara, kocası tarafından tecavüze uğrayan kadınlara, yok sayılan kadınlara, ağlayan kadınlara, çaresiz kadınlara yazıyorum tüm bu yazdıklarımı.
N'olur susmayın!
N'olur kabullenmeyin!
N'olur ben buradayım, deyin!
N'olur yıkın çığlıklarınızla bu dünyayı! Sesinizi çıkarın! Size ayıp diyenlerin ne çirkefmiş diyenlerin suratına tükürün! Bunu yapacaklar size, o senin kocan döver tabii, diyecekler! Susmanızı böyle kabul etmenizi isteyecekler yapmayın! Acımasız olun size acımasız olanlara!

Yorgunum. Söyleyecek tek kelimem kalmadı artık bu düzene.
Yaşadıklarınızın karşılığını bulmaniz temennisiyle!

"Korkar durur gitmez
Köyün en son çitine
İnanır o sınırda dünyanın bittiğine
Ünzile insan dölü
Bilinmezlere gebe
Sırların mihnetini
Yükleyip de beline…"

https://youtu.be/DmvfQOJtiOE
112 syf.
Benim araştırma yapmayı ve okumayı en hevesle yaptığım konular kadınları ve toplumsal cinsiyeti barındırıyor. Bu yüzden bu kitabı da büyük bir iştahla okudum ve benimsedim. Kitabı kapattığımda ateş bastı dört bir yanımı hem sinirden kafayı yiyip hem de kendimi hiç olmadığım kadar onurlu hissediyordum.
Firdevs bendim sanki. Hatta sankisi fazla.
Nevrozlu hastalar ile görüşüp çeşitli hastane ve klinikleri ziyaret ederek bir araştırma yapmaya karar veren Neval El-Saaddavi, Kanatır Kadın Cezaevi'nde görev yapan bir doktorla görüşüp fikir alışverişinde bulunmuş ardından doktor, yazarımıza Firdevs'den -kocasını öldürüp idama mahkum edilmiş- bahsetmiş ve onunla birkaç reddedilişten sonra görüşmesi sağlanmış.
Bütün kadınlar kendini Firdevs'de hissedecektir. Bu tekerine çomak soktuğum dünyasında tek bir kadın yoktur ki taciz edilmemiş olsun. Hepimiz yaşadık, yaşıyoruz ve ne yazık ki yaşamaya devam edeceğiz. Sözle, gözle, temasla... Bugün benim yanımda bulunup hakkımı savunduğunu, beni koruduğunu söyleyen bir alçak iki saat sonra mağduriyetimden nasıl yararlanabilir bunu düşünebiliyor. Yazık ki ne yazık.
Kahramanımız, bir kadının başına gelebilecek her türlü kötü şeyi yaşamış ve en adi insanlarla karşılaşmış. Firdevs'in yaşadığı şeyler çok ağır, daha çocukluğunda amca tacizine, kadın sünnetine(*), yaşlı kocaya, berbat bir halde evdeki yağmurdan zar zor kaçabilmişken doluya tutulmaya daha nelere nelere... Dolayısıyla sürekli dönüp dolaşıp kendini fahişe olarak bulması da tesadüf eseri olmuyor.

(*) Kadın sünneti: Tıbbi gerekçesi ve yararı olmadan, sonuç olarak sadece kadının haz almasını engelleyecek olan, kadın üreme organının bir kısmının ya da tamamının kesilerek alınması olayı. Yani bir Genital Sakatlama.

Ve bunlar yaşanıyor, bu küçük gezegenin her bir dakikasında kaç çocuk kaç kadın hatta kaç erkek cinsel istismara maruz kalıyor.
Benim canım Firdevsim, 1974 yılında o sonbahar gününde idama giderken bile başı dik ve gururluydu eminim. Zaten kitapta da şöyle yazmıyor mu
"Hiçbir şeyden korkmayacaktır çünkü onu incitebilecek her şeyi zaten yaşamıştır. "

Kitabı okurken mola verdiğim sırada mırıldandıklarımı da paylaşmak isterim.

https://youtu.be/DmvfQOJtiOE

https://youtu.be/Kb4z1n8z5nU

https://youtu.be/9DjhgPhX198
112 syf.
·Beğendi·10/10
Kapağına yada yazarına hayranlıktan alınıp okunacak bir kitap değil keza okuduktan sonra hepsine hayran oluyor insan. İnsanlığın can çekişen merhametini, satır aralarında öldürülmüşlerin ceset kokularını, katil ebeveynleri ve kadın olmanın kuralları ile erkek olmanın kurallarının farklı olduğunu bağıran bir kitap. Beni en çok etkileyen kitap.
112 syf.
Mısırlı feminist yazar Neval El Seddavi’nin 1987'de ülkemizde yayınlanmış olan kitabı.
“Gerçek bir kadının öyküsü.”
Aynı zamanda aktivist ve psikiyatrist olan Seddavi “Mısırlı Kadınlarda Nevroz” konusunu araştırmak üzere gittiği Kanatır Cezaevi’nde, idam mahkumu olan Mısırlı fahişe Firdevs ile tanışır ve bu biyografik roman ortaya çıkar.

Erkek iktidarının gölgesinde yada başka bir deyiş ile ataerkil bir toplumda asıl kimliğini bulamayan bir kadının, özgürlük mücadelesini ve direnişini ,
varolmak için verdiği savaşın hikayesini Firdevs’in idam edilmeden birkaç saat önce yazara anlatması ile öğrenip, hayatına dahil oluyoruz.

Ağızından çıkan her cümleyi okurken defalarca yutkundum ve kitabın sonunda kelimelerimi yutan, nefes alırken bile zorlayan göğüsümde kocaman bir düğüm ile kaldım.
O anda düşündüğüm tek şey;
Keşke olmasa tüm bunlar, ne benim ülkemde ne başka ülkede ve keşke bu hayatlar böyle “HİÇ” olmasa.

Hem kadın hem erkek herkesin bir şeyler çıkarabileceği ve hiç başından kalkmadan okuyabileceğiniz, sinema filmi tadında bir kitap.
368 syf.
·8 günde
Türk erkeği için kadın çocukken sürekli söyletilen o mini mini kuş şarkısıdır. Vahim olanı ise kendisini ev kafesine kapatmakta ısrar edenin bu kuş rolünü çok iyi benimseyen mini mini kadınlar olmasıdır. Kuş pencereye konmuştur hemen içeri alınmıştır ve bu "cik cik cik cik ötsün diye" yapılmıştır. Ama bazı kadınlar pır pır ederken canlanmış ve bizim erkeklerin elleri bomboş kalmıştır. Erkek yoktur, ev kafesine kapatılan kadının bir gösterenidir o. Kadın tutsak değilse ne iktidar, ne güç, ne hegemonya, ne sermaye ne de bir gösterilen olarak kadın kavramı etrafında örgütlenmiş dişil-edilgen bir dünyada hükmedilenler, ezilenler, kodlananlar, dışlanmışlar vardır.

Acaba Türk erkeklerinin gündemini işgal ediyor mu bu tür kitaplar. Kim bilir belkide ediyordur. Okuyanlar vardır. Kadının asırlık kölelik, istismar, işkence tarihine kayıtsız kalamayanlar vardır.

Neval el Saadavi'yi Sıfır Noktasındaki Kadın kitabından tanıyorum. Orada anlatılan fahişeliğe, hiçliğe, hiçleşmeye ve dolaysız özgürlüğe doğru itilen bir kadının öyküsüydü. Havva'nın Saklı Yüzü ise Arap Ortadoğusunda yaşayan milyonlarca kadının öyküsü.

Öykümüz insanlığın daha en başlangıcından tarım toplumuna geçilmesiyle oluşan kadına biçilen doğurganlık rolüyle başlıyor. Bu süreçte neredeyse bütün özgürlüklerini yitiren kadın bir damızlığa dönüşüyor. Erkeğin soyunu sürdürmesi ve mülkiyetini devredecek oğullar büyütmesine evrilen bir köleden söz ediyoruz. İşin ucu çok eskilere dayanıyor.

Bu şekilde erkeğin hizmetkarına dönüşen kadının esareti, dinlerin zamanla kurumsallaşmasıyla beraber daha da katmerleniyor. Çünkü dinler öncesinde devraldığı ataerkil formları kutsallaştırıyor, din adamları aracılığıyla eril tahakküm ilahi bir senaryoya dönüştürülüyor.

Feodalizmden kapitalizme geçişte bile kadın öncesinde serfken bu sefer emeğini satılığa çıkarmak zorunda kalan karın tokluğuna bir işçiye dönüşüyor. Bedeniyle kocanın sömürüsünde, iş gücüyle patronun sömürgesinde bir köle.

Neval el Saadavi Arap toplumu dolayımında bu kültürün görüngülerini anlatıyor. Fakat okurken insan sanki Arap toplumundaki kadınları değil kendi toplumunda kadınlara uygulanan baskı mekanizmalarının tıpkısını okuyormuş gibi hissediyor. Hissetmek kelimesi küçük kalır kadın sünneti dışında ortadoğu kadınlarıyla aynı bizim kadınlarımızın kaderi.

Not: Kitap 1970'li yılların Mısır'ında kadınların durumunu anlatıyor. Bundan sonra yazacaklarım ne kadar değişti bilmiyorum.

Kız Çocuğuna Karşı Cinsel Saldırganlık

Ne iğrenç bir alt başlık değil mi. Ama şimdi ben bu alt başlığı yazarken bile kim bilir kaç kız çocuğu sessiz odalar içinde tacize, cinsel saldırganlığa uğruyor. Arap toplumunda ise bu bir gelenek halini almış.

Arap toplumunda (sanki diğer toplumlar çok farklı) ve bütün dinsel toplumlarda bir kız çocuğunun aldığı eğitim haramların, yasakların, ayıpların, cısların öğretildiği bir yasaklar silsilesidir. Kendi bedenini tanımasına izin verilmez. Kimliği yavaş yavaş iğdiş edilir. Arzuları, istekleri bastırılır, bastırmayı öğretir aldığı eğitim. Peki neye dönüşür plastik bir bebeğe. Bilinmezin boşluğunu başkalarıyla dolduracak olan bir et yığınına.

Peki kim bu başkaları? Elbette ailesindeki ve yakın temas halinde olduğu çevresindeki erkekler. Bu erkeklerin, özellikle de ailede evlilik parasını denkleştiremeyenlerin istismar malzemesine dönüşür kadın.

Bir de bu durumla bağlantılı olarak Terbiyesiz Dede diye bir alt başlık var ki orayı siz okuyun.

Adaletin Adaletsizliği

Peki enseste, cinsel saldırılara maruz kalmış bir kadının sığınacağı bir adalet var mıdır. Eril tahakkümün bir aygıtı olan mahkemelerden adalet beklemek elbette gülünç olacaktır. Ailenin itibarı devreye girer ve dava düşer. Ne kadar basit değil mi. Hep şu ailenin itibarı. Ülkemizde de toplumsal cinsiyet eşitliği dendiğinde aile elden gidiyor diye gürültü koparan gericiler gibi.

"Namus" Denen O Çok İnce Zar

Doğanın kadınlara sunmuş olduğu elastik bir himenin ahlakla, namusla ne gibi bir ilgisi olabilir. Oluyor işte. O toplum kadını bir tarla olarak gören ataerkil, sınıflı bir toplumsa "bekaret zarı"na bir kadının aklından, düşüncelerinden, duygularından, tüm bedeninden daha çok önem veriyor. Çünkü o el değmemiş bir şekilde sıfır olarak paketlenip anahtar teslimi yapılması gereken bir maldır. Onun için. Arap toplumunda kadınlar demiştik değil mi. Ama bu Türk toplumunu anlatıyor dediğinizi duyar gibiyim. Bazı durumlarda himen için özel dayalar (ebeler) tutulduğunu ve zarın bu ebeler aracılığıyla oldukça sağlıksız koşullarda yırtılıp açıldığını ve akan kanın çarşafa bulanmasıyla törenler yapıldığını anlatıyor Saadavi.

"Arap toplumunda diyor Saadavi, çarpık bir namus kavramı var. Bir erkeğin ailesinin kadın üyeleri himenlerini (zarlarını) sağlam tuttukları sürece erkeğin namusu güvende. Erkeğin namusu kendi davranışındansa o kadınların davranışıyla daha yakından bağlantılı. Kendisi en çapsız zamparalardan biri olabilir ama kadınların genital organlarını koruyabildiği müddetçe namuslu bir erkek sayılmaktadır."

Kadın Sünneti

İnsan bu bölümü okurken yeter bitsin artık demekten kendini alamıyor. Sırf cinsel haz almasın diye klitorisleri sünnet edilen küçücük çocuklar ve kanama durdurulamadığı için ölenler. Bunların hepsi kadın haz alırsa kötü yola düşeceği gibi bir ilkel korkudan kaynaklı uygulamalar.

Bilmesinlercilik (Obskürantizm)

Belki de dinsel toplumda kız çocuklarının daha en baştan maruz kaldıkları şeydir bilmesinlercilik. Dinselliğin ve eril kültürün egemen olduğu her yerde bu böyle. Kız çocuğuna bedeninin pis olduğu hissettirilir. Dinsel anlatılarla da bu iddia beslenir: Kadın şer kaynağıdır. Bu mantıkla bedenine dair bilgisiz kalır kız çocuğu. Sosyal hakları nedir bilmez.

Tüm bu anlatılanlar ataerkil sınıflı toplumlarda bir kız çocuğunun yaşadığı şiddetin detaysız görüngüleridir sadece.

Bu şiddet gelenekle, görenekle, töreyle ve dinle beslenmiştir. Kadını bir metaya veya bir köleye dönüştürmüş olmak konusunda İslam, Arap veya Doğu toplumları istisna değildir. Batı kültürü ve Hıristiyanlık da kadınları tamamen aynı kadere mahkum etmiştir. Ortaçağda cadı avlarını hatırlayın.

Mısır'da da o dönem emperyalistlerle ve egemen güçlerle iş birliği içinde olan din adamları elbette kadın düşmanı fetvalar vermekte hiç zorluk çekmemiş. Sözde İslam'a geri dönüş adı altında.

Monoteistik dinler kadınların erkeklere karşı boyun eğmesi noktasında benzer ilkeleri savunmaktadır. Bunun çözümlemesi, tartışması yapılmadığı takdirde bu şiddet olayları böyle sürüp gidecektir. Saadavi'nin yazdığı zamana göre oldukça ilerici ve cesur olan dinlerin ve özellikle İslam'ın kadına karşı tutumunu analiz eden oldukça uzun bir çözümlemesi mevcut.

Tüm bunlara rağmen halen radikal kadınlar var. Tanrıça İsis'in yolunda gidenler, eril hegemonyaya karşı direnler. Saadavi kısa bir Arap feminizm tarihi sunarak bu kadınları da ele almış. Her şeye rağmen şiddete, sömürüye, işgallere, erkek tahakkümüne, emperyalist sömürgeciliğine karşı direnen Arap kadınlarını.

Eğer bir kadın güçlü ve özgür olmak istiyorsa tıpkı Neval el Saadavi'nin Mısır gibi bir ülkede bu kitabı yazmak cesaretini göstermesi gibi, emniyet ve kabullenmeden gelen köle iç rahatlığını, toplumun ve otoritelerin tehdit ve saldırılarına rağmen içsel ve gerçek kişiliğini, benliğini geri kazandığı bir özgürlüğe tercih edebilmeli.
112 syf.
Neval, Havva'nın örtülü yüzü kitabından sonra bu eseriyle öldürüyor okuyanını.

Ölüm dediysem öyle can verip apansız, acısız bir şekilde ölmek değil. O kadar basit değil daha doğrusu. Hadi biraz dramatize edip bir süre can çekişip ölmesi diyeyim ama o da değil. Yazar burada gerçekle yüzleştiriyor insanı. Gerçek, ölümle eşdeğerdedir çünkü. Saf bir gerçeklik insanoğlunun her zaman kaçtığı, görmek istemediği belki de tek şey. Çünkü sıfır bilgiye de sahip olsa insan bilir ki gerçekle yaşamak onun içine büyük bir acı saplayacak ve ondan kaçamadıkça ölmüş sayılacak. Haydi bütün gerçekliğiyle Firdevs'le yüzleşin.

Firdevs, tamamen erkek egemenliğinin hüküm sürdüğü din ve dini kurallar coğrafyası ortadoğuda hayata merhaba diyen bir kız çocuğudur. Ve kitap Firdevs'in ''fahişe'' sıfatı aldıktan sonraki sürecini işliyor. Müslüman bir ülkede keskin bir adaletin var olduğu hayali size sunuladursun, gerçekle ölüm kolkola kadını buluyor bu coğrafyada. Bu erkek egemen din yapısının karşısında kalan kadın için iki kurtuluş yolu kalıyor. Ya bu söyleme boyun eğecek ve sinecek ya da özgürlüğünden taviz vermeyecekti. Firdevs vermedi, idam edildi.

Firdevs'in kendi ağzından yazılan hikayede diyor ki;
''Hiçbir şey istemiyor, hiçbir şey ummuyordum. hiçbir şeyden korkmuyordum. bu yüzden özgürdüm. Çünkü yaşamımız boyunca bizi köleleştiren isteklerimiz, umutlarımız, korkularımızdı. Özgürlüğüm onları öfkelendiriyordu. Hala istediğim, hala korktuğum ya da hala özlediğim bir şey kalmış olması hoşlarına giderdi. O zaman bir kez daha köleleştirebilirlerdi.''

Gerçekle yaşamaktan kaçanlar kendinlerine gerçekle yüzleşmekten başka şans bırakılmayanları öldürüyor.

Şerife sesleniyor Firdevs'e "Yaşamdan daha sert olmalısın Firdevs. Yaşam çok sert. Gerçekten yaşayanlar, yalnızca ondan daha sert olanlardır." Bir çaresizlik daha net anlatılamazdı. Hoş, kendisine hayal satılmadığı için ortadoğu kadınının hayal ile yaşama şansı zaten yok. Ona kalan yine gerçeklikti, Ölümdü.
178 syf.
·14 günde·Puan vermedi
Mısır'da kız olarak doğmanın getirdiği büyük yük. Eğer kız olarak doğduysan hiçbir hakkın yok, hatta yaşama hakkın bile. Eğer bir şeyler başaramadıysan erkek de olmamalısın. Çünkü gelenekler neyi gerektiriyorsa onu yapmak zorundasın. Geleneklere uymayan erkek, erkek değildir. Toplumun sana biçtiği rolleri yapamıyorsan yaşama hakkın da yok. Öl daha iyi.

Aslında bize hiç de uzak bir yaşantı değil. Sanki tanıdık geliyor bütün bunlar. Sanki orda yaşananlar çok yakınımızda.

Çocukluk arkadaşı iki kadını ve onlardan birinin erkek kardeşi üzerinde dönüp dolaşıyor olaylar örgüsü.

Kitabı okurken olaylar, kurgular, geçmiş, şimdiki zaman birbirine çok karışıyor. Bir an hangi zamanda olduğunu anlayamıyorsun. Hatta bazen kimi anlattığını da anlayamıyorsun. Bu açıdan, okurken insanı yoran bir tarafı var.

Ama o kadar güzel bir şiirsel dille yazılmış ki, hangi zamanda olduğunu, kimi anlattığını umursamıyorsun. Kendini o şiirsel anlatıma kaptırıp gidiyorsun. Kitapta o kadar güzel benzetmeler var ki okurken mest oluyorsun. Ben de kendimi o şiirsel dile öyle kaptırdım ki alıntılarımın çoğunu benzetmelerden yaptım.

Kısacası okurken kullandığı dil bakımında insanı yormayan bir kitap.

Yazarından bahsetmeyeceğim. Değer olmadığından değil, aksine böyle güzel bir kitap yazan biri nasıl değerli olmaz? O kadar değerli ki her zaman ülkesinde ki insanlara yardım etmek için çalışmış. Her fırsatta yaşanan sorunları dile getirmiş. Öyle ki yazdığı gerçekler ülkesindeki bazı kesimleri rahatsız etmiş ve bu kesimler tarafından suçlanmış. İngiliz işgaline karşı çıktığı için tutuklanmış, ülkesinden atılma cezası almış. Ama her şeye rağmen gerçekleri yazmaktan vazgeçmemiş. Bu değerli yazarı istiyorum ki kitabı merak edenler kendileri araştırsın.

Meraklısına iyi okumalar şimdiden

Yazarın biyografisi

Adı:
Nevâl El-Seddavi
Tam adı:
Nevâl el-Saadavi, Naval Al Saadavi, Nevâl es-Saadavi, Nevâl El-Saddavi
Unvan:
Mısırlı Feminist Yazar, Aktivist ve Psikiyatrist
Doğum:
Kafr Tahla Köyü, Kahire, 27 Ekim 1931
Neval El Saddavi (Arapça: نوال السعداوى) (d. 27 Ekim 1931) Mısırlı feminist yazar, aktivist ve psikiyatrist. Nil Nehri kıyısındaki Kafr Tahla köyünde doğdu. İslam'da kadının yeri üzerine pek çok kitap yazmıştır.

Saddavi tüm dünyada feminist ve aktivist kişiliği ile tanınmaktadır. İslamiyet’te kadın başlığı altında birçok kitap yazan yazar ülkesinde kadın sünnetini engellemek amacıyla eylemlerde bulunmuş, bu eylemlerden ötürü hapse girmiştir.

Kahire'de ve ülkesinin kırsal kesimlerinde doktor ve psikiyatrist olarak görev yapan Saddavi, eserlerinde Arap toplumunda kadının konumlanışını eleştirel bir dille ele almış ve bunu değiştirmeye çalışmıştır.
Neval El Saddavi, uluslararası birçok ödüle sahip olmuş ve uluslararası ve ulusal birçok konferensa katılmış, eserleri otuzdan çok dile çevrilmiş bir yazardır.

Yaşamı
1931 yılında Kafr Tahla adlı köyde doğan ve tıp eğitimi alarak psikiyatri doktoru olan El Saddavi, çeşitli şehirlerde çalışmış ve sağlık alanında birtakım yazılar yazmıştır. Arap kadınların sorunlarını ele aldığı ve 1972 yılında yazdığı "Woman and Sex" adlı kitabı, laik ve dini kesimler tarafından suçlanmıştır. İngiliz işgaline ve Camp David Sözleşmesi'ne karşı çıktığından dolayı tutuklanmıştır. Kocasından boşanma ve Mısır'dan atılma cezası almıştır. Kadınların yanında işçi sınıfının da sorunlarını da çekinmeden dile getirdiği için siyasi kesim tarafından tepki alarak işinden uzaklaştırılmış, hapse girmiş ve ölüm cezasına çarptırılmıştır. Mücadelesi sonucunda ölüm cezasından kurtulan El Saddavi, hâlen yazmaya devam etmektedir. Kitapları birçok dile çevirilmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 259 okur beğendi.
  • 3.886 okur okudu.
  • 41 okur okuyor.
  • 1.835 okur okuyacak.
  • 17 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları