Havva'nın Saklı Yüzü (Arap Dünyasındaki Kadınlar)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.360
Gösterim
Adı:
Havva'nın Saklı Yüzü
Alt başlık:
Arap Dünyasındaki Kadınlar
Baskı tarihi:
Şubat 2019
Sayfa sayısı:
368
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053143611
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Hidden Face of Eve Women In The Arab World
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Baskılar:
Havva
Havva
Havva’nın Saklı Yüzü, ilk olarak 1977’de Arapça yayımlandı, İngilizce çevirisiyse 1980’de piyasaya çıktı. Kitap çıkar çıkmaz başarı yakaladı ve Arap toplumunda kadın çalışmalarının başlıca ders kitaplarından biri haline geldi. O zamandan bu yana Arap kadınları uluslararası arenada sivrilmiş ve toplumdaki statülerini iyileştirmeye yönelik önemli bir ilerleme kaydetmişlerdir. Fakat ne yazık ki Nevâl es-Sâdevî’nin kitabında gündeme getirdiği konuların pek çoğu bugün de geçerliliğini korumakta. Kitabı okumak, tam da bu nedenle, otuz yıl önce ne kadar gerektiyse bugün de o kadar gerekiyor.
Havva’nın Saklı Yüzü, Nevâl es-Sâdevî’nin külliyatında bir dönüm noktası ve Batılı bir okur kitlesiyle ilk buluşmasıdır. Kitap Arap dünyasında muazzam bir hiddetle karşılandı. Yazarı eleştirenler, onun Arap kadınları tasvirinin Arap dünyasına ilişkin kalıplaşmış yargıları ve önyargıları pekiştirdiği iddiasıyla ona ateş püskürdüler. Sözümona “ahlak bekçileri” için bir nefret nesnesi haline geldi, sürekli ölüm tehditlerine ve tacizlere maruz kaldı. Arap kadınları ve dünyanın dört bir yanındaki kadınlar, Nevâl es-Sâdevî’nin geleneklere karşı çıkışına ve sıra dışı cesaretine çok şey borçlu. Nevâl es-Sâdevî, Havva’nın Saklı Yüzü ve diğer kitapları vasıtasıyla bir diyalog başlattı ve değişime dair tek umudumuz da bu türden bir açıklık ve diyalogda.
Dr. Ronak Husni
Durham Üniversitesi
368 syf.
·8 günde
Türk erkeği için kadın çocukken sürekli söyletilen o mini mini kuş şarkısıdır. Vahim olanı ise kendisini ev kafesine kapatmakta ısrar edenin bu kuş rolünü çok iyi benimseyen mini mini kadınlar olmasıdır. Kuş pencereye konmuştur hemen içeri alınmıştır ve bu "cik cik cik cik ötsün diye" yapılmıştır. Ama bazı kadınlar pır pır ederken canlanmış ve bizim erkeklerin elleri bomboş kalmıştır. Erkek yoktur, ev kafesine kapatılan kadının bir gösterenidir o. Kadın tutsak değilse ne iktidar, ne güç, ne hegemonya, ne sermaye ne de bir gösterilen olarak kadın kavramı etrafında örgütlenmiş dişil-edilgen bir dünyada hükmedilenler, ezilenler, kodlananlar, dışlanmışlar vardır.

Acaba Türk erkeklerinin gündemini işgal ediyor mu bu tür kitaplar. Kim bilir belkide ediyordur. Okuyanlar vardır. Kadının asırlık kölelik, istismar, işkence tarihine kayıtsız kalamayanlar vardır.

Neval el Saadavi'yi Sıfır Noktasındaki Kadın kitabından tanıyorum. Orada anlatılan fahişeliğe, hiçliğe, hiçleşmeye ve dolaysız özgürlüğe doğru itilen bir kadının öyküsüydü. Havva'nın Saklı Yüzü ise Arap Ortadoğusunda yaşayan milyonlarca kadının öyküsü.

Öykümüz insanlığın daha en başlangıcından tarım toplumuna geçilmesiyle oluşan kadına biçilen doğurganlık rolüyle başlıyor. Bu süreçte neredeyse bütün özgürlüklerini yitiren kadın bir damızlığa dönüşüyor. Erkeğin soyunu sürdürmesi ve mülkiyetini devredecek oğullar büyütmesine evrilen bir köleden söz ediyoruz. İşin ucu çok eskilere dayanıyor.

Bu şekilde erkeğin hizmetkarına dönüşen kadının esareti, dinlerin zamanla kurumsallaşmasıyla beraber daha da katmerleniyor. Çünkü dinler öncesinde devraldığı ataerkil formları kutsallaştırıyor, din adamları aracılığıyla eril tahakküm ilahi bir senaryoya dönüştürülüyor.

Feodalizmden kapitalizme geçişte bile kadın öncesinde serfken bu sefer emeğini satılığa çıkarmak zorunda kalan karın tokluğuna bir işçiye dönüşüyor. Bedeniyle kocanın sömürüsünde, iş gücüyle patronun sömürgesinde bir köle.

Neval el Saadavi Arap toplumu dolayımında bu kültürün görüngülerini anlatıyor. Fakat okurken insan sanki Arap toplumundaki kadınları değil kendi toplumunda kadınlara uygulanan baskı mekanizmalarının tıpkısını okuyormuş gibi hissediyor. Hissetmek kelimesi küçük kalır kadın sünneti dışında ortadoğu kadınlarıyla aynı bizim kadınlarımızın kaderi.

Not: Kitap 1970'li yılların Mısır'ında kadınların durumunu anlatıyor. Bundan sonra yazacaklarım ne kadar değişti bilmiyorum.

Kız Çocuğuna Karşı Cinsel Saldırganlık

Ne iğrenç bir alt başlık değil mi. Ama şimdi ben bu alt başlığı yazarken bile kim bilir kaç kız çocuğu sessiz odalar içinde tacize, cinsel saldırganlığa uğruyor. Arap toplumunda ise bu bir gelenek halini almış.

Arap toplumunda (sanki diğer toplumlar çok farklı) ve bütün dinsel toplumlarda bir kız çocuğunun aldığı eğitim haramların, yasakların, ayıpların, cısların öğretildiği bir yasaklar silsilesidir. Kendi bedenini tanımasına izin verilmez. Kimliği yavaş yavaş iğdiş edilir. Arzuları, istekleri bastırılır, bastırmayı öğretir aldığı eğitim. Peki neye dönüşür plastik bir bebeğe. Bilinmezin boşluğunu başkalarıyla dolduracak olan bir et yığınına.

Peki kim bu başkaları? Elbette ailesindeki ve yakın temas halinde olduğu çevresindeki erkekler. Bu erkeklerin, özellikle de ailede evlilik parasını denkleştiremeyenlerin istismar malzemesine dönüşür kadın.

Bir de bu durumla bağlantılı olarak Terbiyesiz Dede diye bir alt başlık var ki orayı siz okuyun.

Adaletin Adaletsizliği

Peki enseste, cinsel saldırılara maruz kalmış bir kadının sığınacağı bir adalet var mıdır. Eril tahakkümün bir aygıtı olan mahkemelerden adalet beklemek elbette gülünç olacaktır. Ailenin itibarı devreye girer ve dava düşer. Ne kadar basit değil mi. Hep şu ailenin itibarı. Ülkemizde de toplumsal cinsiyet eşitliği dendiğinde aile elden gidiyor diye gürültü koparan gericiler gibi.

"Namus" Denen O Çok İnce Zar

Doğanın kadınlara sunmuş olduğu elastik bir himenin ahlakla, namusla ne gibi bir ilgisi olabilir. Oluyor işte. O toplum kadını bir tarla olarak gören ataerkil, sınıflı bir toplumsa "bekaret zarı"na bir kadının aklından, düşüncelerinden, duygularından, tüm bedeninden daha çok önem veriyor. Çünkü o el değmemiş bir şekilde sıfır olarak paketlenip anahtar teslimi yapılması gereken bir maldır. Onun için. Arap toplumunda kadınlar demiştik değil mi. Ama bu Türk toplumunu anlatıyor dediğinizi duyar gibiyim. Bazı durumlarda himen için özel dayalar (ebeler) tutulduğunu ve zarın bu ebeler aracılığıyla oldukça sağlıksız koşullarda yırtılıp açıldığını ve akan kanın çarşafa bulanmasıyla törenler yapıldığını anlatıyor Saadavi.

"Arap toplumunda diyor Saadavi, çarpık bir namus kavramı var. Bir erkeğin ailesinin kadın üyeleri himenlerini (zarlarını) sağlam tuttukları sürece erkeğin namusu güvende. Erkeğin namusu kendi davranışındansa o kadınların davranışıyla daha yakından bağlantılı. Kendisi en çapsız zamparalardan biri olabilir ama kadınların genital organlarını koruyabildiği müddetçe namuslu bir erkek sayılmaktadır."

Kadın Sünneti

İnsan bu bölümü okurken yeter bitsin artık demekten kendini alamıyor. Sırf cinsel haz almasın diye klitorisleri sünnet edilen küçücük çocuklar ve kanama durdurulamadığı için ölenler. Bunların hepsi kadın haz alırsa kötü yola düşeceği gibi bir ilkel korkudan kaynaklı uygulamalar.

Bilmesinlercilik (Obskürantizm)

Belki de dinsel toplumda kız çocuklarının daha en baştan maruz kaldıkları şeydir bilmesinlercilik. Dinselliğin ve eril kültürün egemen olduğu her yerde bu böyle. Kız çocuğuna bedeninin pis olduğu hissettirilir. Dinsel anlatılarla da bu iddia beslenir: Kadın şer kaynağıdır. Bu mantıkla bedenine dair bilgisiz kalır kız çocuğu. Sosyal hakları nedir bilmez.

Tüm bu anlatılanlar ataerkil sınıflı toplumlarda bir kız çocuğunun yaşadığı şiddetin detaysız görüngüleridir sadece.

Bu şiddet gelenekle, görenekle, töreyle ve dinle beslenmiştir. Kadını bir metaya veya bir köleye dönüştürmüş olmak konusunda İslam, Arap veya Doğu toplumları istisna değildir. Batı kültürü ve Hıristiyanlık da kadınları tamamen aynı kadere mahkum etmiştir. Ortaçağda cadı avlarını hatırlayın.

Mısır'da da o dönem emperyalistlerle ve egemen güçlerle iş birliği içinde olan din adamları elbette kadın düşmanı fetvalar vermekte hiç zorluk çekmemiş. Sözde İslam'a geri dönüş adı altında.

Monoteistik dinler kadınların erkeklere karşı boyun eğmesi noktasında benzer ilkeleri savunmaktadır. Bunun çözümlemesi, tartışması yapılmadığı takdirde bu şiddet olayları böyle sürüp gidecektir. Saadavi'nin yazdığı zamana göre oldukça ilerici ve cesur olan dinlerin ve özellikle İslam'ın kadına karşı tutumunu analiz eden oldukça uzun bir çözümlemesi mevcut.

Tüm bunlara rağmen halen radikal kadınlar var. Tanrıça İsis'in yolunda gidenler, eril hegemonyaya karşı direnler. Saadavi kısa bir Arap feminizm tarihi sunarak bu kadınları da ele almış. Her şeye rağmen şiddete, sömürüye, işgallere, erkek tahakkümüne, emperyalist sömürgeciliğine karşı direnen Arap kadınlarını.

Eğer bir kadın güçlü ve özgür olmak istiyorsa tıpkı Neval el Saadavi'nin Mısır gibi bir ülkede bu kitabı yazmak cesaretini göstermesi gibi, emniyet ve kabullenmeden gelen köle iç rahatlığını, toplumun ve otoritelerin tehdit ve saldırılarına rağmen içsel ve gerçek kişiliğini, benliğini geri kazandığı bir özgürlüğe tercih edebilmeli.
368 syf.
·6 günde·10/10
Kadınların yüzyıllarca nasıl sömürüldüğünü nasıl köleleştiğini şimdi ki modern zamanda nasıl köle olduğunu anlatan bir kitap, Arap kadınların yaşadığı zulümlerden de bahsediyor. Canımı en çokta acıtan bölüm, küçük kız çocuklarına yapılan tacizler ve tecavüzler oldu. Din adına sömürülen küçük bedenlerden bahsediyor yazarımız. Yedi sekiz yaşlarında sünnete zorlanan kız çocuklarından bahsediyor, her sayfada canım yandı nasıl insanlar bunlar dedirtti bana bu kitap. Bu kitabı cinsiyet ayrımı yapılmadan okunmalı feminist bir kadın yazdığı için sadece kadın okumamalı yani. İyi okumalar
262 syf.
1977’de ilk çıktığı dönem başta olmak üzere arap dünyasında büyük bir tepki çekmiş. hatta yazarın ölüm tahditleri ve tacizlere maruz kaldığı olmuş.

kitap, kadın mücadelesi ve toplumsal alanda eşitlik mücadelesi noktasında önünde engel teşkil eden kültürel ve dogmatik tüm kuralları yeren, eleştiren bir dile sahip. keza bu yönüyle oldukça muazzam diyebilirim.

özellikle cinsellik noktasında kadını sınıflandırıp, bunu üzerinden genel bir ahlak kuralları oluşturulması konuşulmayan bir toplumsal infiale sebep olmuş ve yazarımız bu patlamanın sesini duyurmuştur tüm dünyaya.

kitapta o kadar çok analiz ve içerik var ki araplar daha bir çok kısmını dogma şeklinde yaşamaya devam ediyorlar. dolayısıyla 1977'de yazılmış olan bu kitap geçerliliğini çok güncel bir şekilde koruyor.

yazarın, kadının eşitliğini savunan erkek yazar ve düşünürler üzerine getirdiği 'özel hayatlarına yine aynı dogmalarla yaşıyorlar' eleştirisi ise olağanüstü gerçekten.

özelde arap toplumunda genelde ise insanoğlu açısından hukuki, sosyal, sınıfsal, siyasi alanlarla kadın ve erkek eşitliği hala süregelen ve çözümlemesi bitirilememiş bir sorun olarak karşımızda duruyor.

kadın olgusunun yeniden yorumlanması, bununla birlikte erkek olgusunun da yeniden yorumlanması anlamına geleceğinden günümüz erklerinin pek yanaştığı bir konu değil. öyle görünüyor ki olmayacak da. dolayısyla kadın-erkek eşitliği için verilecek mücadelede tabandan tavana bir değişim mantalitesiyle gerçekleşebilir.

şu noktada düşünsel evrim sürecinin gerçekleşebilmesi için de ''ataerkillikten anaerkilliğe geçiş'' çok önemli bir kısmını oluşturuyor.

kitap arap toplumu özelinde yazılmış olsa da mutlaka okunması gereken yapıtlardan bence.
262 syf.
Yöneticiler ve mülk sahiplerinin gereksinimleri, daima yönetilenlerin, ücretlilerin gereksinimlerinden
daha önemli olacaktır. Efendinin eğlence ve zevk gereksinimi, hizmetkar ya da kölenin yiyecek ya da uyku gereksiniminden daha önemlidir. 
262 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Peçe, ataerkil toplum düzeni, kadının ezilmişliğinin başlangıcı, İslam toplumunda ikinci sınıf insan yerine konulan kadının kökeni, vb. konuları ilginç bulanlar okusunlar. Mısırlı doktor yine çok aydınlatıcı bir inceleme yazmış. Yazar, Yahudilik kadına en çok zulüm eden din derken bir hataya düşüyor olabilir ama tartışılır o konu.
Kadınlara hükmedenler erkekler olduğundan, kadınlara yasakladıklarını kendilerine hak görenlerde onlardı. Dolayısıyla İffet ve bekaret kadınlar için olmazsa olmaz sayılırken iş erkeklere geldiğinde özgürlük hatta hovardalık doğal kabul ediliyordu.
Eğer din Tanrı'dan geliyorsa, nasıl olur da onun tarafından yaratılmış bir organın,hastalıklı veya biçimi bozulmuş olmadığı halde kesilip atılmasını emreder? Tanrı, bedenin organlarını bir plan olmadan rastgele yaratmaz.
Ne olduğunu artık biliyoruz. Trajedimizin ne olduğunu artık biliyoruz. Özel bir cinsiyetle, kadın cinsiyetiyle doğduk. Sefaleti tatmaya ve bedenimizin bir parçasının soğuk,merhametsiz,zalim eller tarafından koparılmasına peşinen mahkûmuz.
Hayat, tekrar tekrar gösterdi ki;
politik ve ekonomik değişim hızla gerçekleşebilirken, toplumsal ve kültürel ilerleme (insan aklı ve yüreğinin içinin derin duygusal ve ruhsal süreçleriyle bağlantılı olduğu için) geriden gelmeye eğilimlidir.
Son yıllar, ilerici güçler ile emperyalist ve gerici güçler arasında giderek artan ve İslam temelinde yürütülen bir çatışmaya tanıklık etti. Günümüz dünyasında çelişkiler derinleşip kesinleştikçe insanların zihinleri ve kanıları için verilen savaşan kapsamı ve karmaşıklığı da artıyor. Bu savaş her arenada verilmekte. Dünyanın, kaynaklar ve insan potansiyeli bakımından zengin, can alıcı bölgelerinde etkisini genişletmesi nedeniyle İslam başlıca arenalardan biri. İslam içindeki çatışmalar, doğrudan, petrol sahalarının kontrolü için verilen mücadeleyle ilgili.
Bekaret Sadece kızlar için geçerli olan katı bir ahlak kuralıdır. Oysa bir ahlak kuralının Eğer gerçekten ahlaki olacaksa ilk kıtasının istisnasız herkes için geçerli olması ve ne cinayet ne renk Ne de sınıf temelinde herhangi bir ayrımcılığa boyun eğmesi beklenir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Havva'nın Saklı Yüzü
Alt başlık:
Arap Dünyasındaki Kadınlar
Baskı tarihi:
Şubat 2019
Sayfa sayısı:
368
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053143611
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Hidden Face of Eve Women In The Arab World
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Baskılar:
Havva
Havva
Havva’nın Saklı Yüzü, ilk olarak 1977’de Arapça yayımlandı, İngilizce çevirisiyse 1980’de piyasaya çıktı. Kitap çıkar çıkmaz başarı yakaladı ve Arap toplumunda kadın çalışmalarının başlıca ders kitaplarından biri haline geldi. O zamandan bu yana Arap kadınları uluslararası arenada sivrilmiş ve toplumdaki statülerini iyileştirmeye yönelik önemli bir ilerleme kaydetmişlerdir. Fakat ne yazık ki Nevâl es-Sâdevî’nin kitabında gündeme getirdiği konuların pek çoğu bugün de geçerliliğini korumakta. Kitabı okumak, tam da bu nedenle, otuz yıl önce ne kadar gerektiyse bugün de o kadar gerekiyor.
Havva’nın Saklı Yüzü, Nevâl es-Sâdevî’nin külliyatında bir dönüm noktası ve Batılı bir okur kitlesiyle ilk buluşmasıdır. Kitap Arap dünyasında muazzam bir hiddetle karşılandı. Yazarı eleştirenler, onun Arap kadınları tasvirinin Arap dünyasına ilişkin kalıplaşmış yargıları ve önyargıları pekiştirdiği iddiasıyla ona ateş püskürdüler. Sözümona “ahlak bekçileri” için bir nefret nesnesi haline geldi, sürekli ölüm tehditlerine ve tacizlere maruz kaldı. Arap kadınları ve dünyanın dört bir yanındaki kadınlar, Nevâl es-Sâdevî’nin geleneklere karşı çıkışına ve sıra dışı cesaretine çok şey borçlu. Nevâl es-Sâdevî, Havva’nın Saklı Yüzü ve diğer kitapları vasıtasıyla bir diyalog başlattı ve değişime dair tek umudumuz da bu türden bir açıklık ve diyalogda.
Dr. Ronak Husni
Durham Üniversitesi

Kitabı okuyanlar 41 okur

  • Erkan babadağlı
  • Emine İşliyen
  • Fatma Can
  • Cem İplikçi
  • Hasibe koç
  • Kudret
  • hndnbyrktr
  • Seksenliler
  • Zehra Karakaş
  • Hasan Hüseyin

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%35.3 (6)
9
%11.8 (2)
8
%0
7
%0
6
%5.9 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0