Ne tuhaftı. Ne tuhaf. Uğruna hapislere girdiğimiz o ülke her geçen gün daha da çok yabancılaşıyordu bize. Umudumu kaybettikçe başka bir ülke doğuyordu içimde.
“Haydar beni tanımadın mı?” dedi.
Bir dağdan aşağı yuvarlandığımı sandım. Sen kimsin, sen kimsin böyle bu kadar uzakta beni tanımadın mı diyorsun, demek istedim.
Dizlerim kırıldı, eğildim önünde.
“Buca cezaevi 5. koğuş,” dedi.
Tanrım sana yalvarıyorum yardımıma gel, dedim. Küçük, küçücük bir adam olmuş. O şık giyinen, ziyaret günlerinde aynanın karşısına geçip saçlarını tarayan genç yok. Yaşlanmış, çok yaşlanmış bir adam var, Prag’da Karluv Most köprüsünde dileniyor.