Namıdiğer Mahzun Yüzlü Şövalye!
10/10
·910 syf.··
2021 155. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 07 Eylül 2021 15:14
Okuduğunuz kitapları ne kadar ciddiye alıyorsunuz? Veya okuduğunuz kitaplar hayatınızda ne kadar çok yer kaplıyor? Onları yaşadığınız olaylarla bağdaşlaştırıyor musunuz? Hatta daha da önemlisi, onlardan ders alıyor musunuz? Yoksa okuduğunuz romanları vakit geçirmek veya can sıkıntısından kurtulmak için mi okuyorsunuz? Don Kişot'u tanıdıktan sonra hiç kimsenin kitaplarla onun kadar iç içe olamayacağını düşünmeye başladım. O, kitapları okumuyor âdeta yaşıyordu. Yaşıyordu dememin sebebi cümlenin şairane olmasını istemem değildi. Gerçekten Don Kişot kitaplara o kadar bağlanıyor, o kadar derinden hissederek okuyor ki bir süre sonra kendi hayatını bırakıp tabiri caizse bir romanı yaşamaya başlıyor. Don Kişot'un hikâyesinin başı tam manasıyla kitabın en önemli kısmı olduğu için daha açıklayıcı yazmak istiyorum. Don Kişot, aslında Don Kişot olmadan önce basit bir hayat yaşayan bir insandır. Bu sıradan hayatı kitaplar yüzünden biraz değişmeye başlar. Hatta o kadar çok okur ki aklını bile yitirir; "Kısacası asilzademiz okumaya kendini o kadar verdi ki, gecelerini baştan sona, gündüzlerini de sondan başa okuyarak geçirmeye başladı. Ve böylece, az uyuyup çok okumaktan beyni kurudu, aklını yitirdi." (Yapı Kredi Yayınları s. 52) Okuduğu kitaplar genellikle şövalye romanlarıdır. Onları okur, okur ve okur. O kadar beğenir ki işlerini aksatmaya, hayatını es geçmeye başlar. Bir süre sonra da kendi hayatını bir şövalye olarak geçirmeye karar verir. Kendine kıyafetler hazırlar ve birden yola çıkar. Bence Don Kişot hâlâ bir kitap okuduğunu sanıyordur. Bunun gerçek hayat olduğunu fark etmeyecek kadar aklını yitirmiştir. Karşısına çıkan herkesi tehdit olarak algılar, saldırır, isimleri, mekanları, olayları kitaptakilerle o kadar bağdaşlaştırır ki kendi hayatında onların gerçek olduğunu düşünmeye başlar. Hatta bir seferinde yaralı bir şekilde yerde yattığı esnada bu hâle nasıl geldiğini anlatırken kitaplardaki olayları sayıklayarak anlatır. Her şey onun için kitaplardaki gibidir. Büyücülere, büyülere inanır. Düşmanları olduğuna inanır. Hatta bu işi o kadar abartır ki kitaplardaki şövalyelerin hep hayatlarını adadıkları bir kadın olduğunu bildiği için eski dönemlerde âşık olduğu bir kadını hayatının aşkı olarak belirler ve ona soylu bir isim seçerek herkese onun bir prenses olduğunu ve ona delicesine âşık olduğunu söyler. Bir romanmışçasına her yerde onu sayıklar. Her şeyi onun için yaptığını söyler. Hatta kurtardığı insanları onun yanına gönderir. Bir ödül veya bir jest olması için! Don Kişot gerçeğinden bambaşka bir dünyada yaşamaktadır. İnsanların onunla dalga geçtiğini anlamaz, onların kahkahalarını ciddiye almaz. Sanki orada değilmişçesine dünyaya yabancıdır. Onu gören insanlar onun bu tuhaf hareketlerini anlayamaz fakat onu tanıyanlar da hiç ciddiye almaz; "Yeni yolcular, Don Quijote'nin sözlerine şaşırdılar; ama hancı onun Don Quijote olduğunu, ona aldırmamalarını, aklının yerinde olmadığını söyleyerek kendilerini bu şaşkınlıktan kurtardı." (Yapı Kredi Yayınları s. 381) Bu hayat ona şansı ve şanssızlığı art arda getirir. Bazen bir kahramandır bazense kahramanlık yapmaya çalışırken ortalığı karıştırır. Bu yüzden de onun hikâyesini okurken insan kendini gülerken veya "yok artık" derken bulur. Hatta eğer birkaç kişinin kitap okuduğu bir ortamda okuyan birisi olarak bazen kendimi gülmemek için zor tuttuğumu da söylemeliyim. Kitap içerik olarak baş kısımlarda Don Kişot'un şövalye olma sürecini anlatırken ilerledikçe ve yeni kişilerle karşılaşıldıkça aslında biraz asıl hikâyeden uzaklaşıyor. Bazen sayfalarca namı diğer Mahzun Yüzlü Şövalye'ye rastlayamıyoruz. (Don Kişot'un mükemmel lakabı!) Ama yine de Cervantes, bu romanın, özünde Don Kişot'un hikâyesi olduğunu bize kısa bir süreliğine de olsa hatırlatıyor. Kitap ortalama 900 sayfa olduğu için hikâyenin ilerleyişinde rastladığımız hikâyeler uzun sürebiliyor. Dediğim gibi bazen Don Kişot'u bile tamamen unutabiliyoruz. Fakat eninde sonunda asıl dünyamıza dönüyoruz. Ben Don Kişot'u okumadan önce hangi yayınevinden almamın daha doğru olacağını çok düşündüm. Aslında bu yüzden de okumakta çok geciktim. Çünkü çok fazla baskısı var, çok fazla farklı metni var. Bir süre sonra işin içinden çıkamamaya başlamıştım. Fakat bir yerde Yapı Kredi Yayınları'nın baskını gördüm. Açıkçası görünüşü ve basımı çok hoşuma gitti bu sebeple de hemen aldım. Aldığım için pişman değilim. Gerçekten çok kaliteli bir basıma sahip. Görünüşü, çevirisi, yazım stili ve düşünebileceğiniz pek çok yönden çok beğendiğimi söylemeliyim. İki cilt olması da hoşuma gitti çünkü kalın kitaplardan okumak zor olabiliyor. Ve okurken cidden çok yıpranabiliyor. Bu sebeple Yapı Kredi Yayınları'nı tavsiye edebilirim. Kitaptan bahsettiğim kişiler genellikle bana kısaltılmış metnini okuduklarını söylüyorlar. Ardından da klişe bir cümle duyuyorum. "Yel değirmenleriyle savaşmaya çalışan şövalye değil miydi o?" Evet bahsettiğimiz Mahzun Yüzlü Şövalye tam olarak yel değirmenleriyle savaşmaya çalışmasıyla hatırladığımız şövalye. Fakat insanların zihinlerinde sadece bu olayla barınıyor olması beni rahatsız etti. Bir süre hatta uzun bir süre bunun üzerine düşündüm. Elbette küçük yaşlarımızda pek çoğumuz romanların kısaltılmış metinlerini ve hatta çocuklaştırılmış metinlerini okuduk. Fakat yine de orijinal metinlerin yerini hiçbir şeyin tutamayacağını düşünüyorum. Sonuçta artık çocuk değiliz. Bilmiyorum, insanların büyüdükçe edebiyattan kaçmaları beni rahatsız ediyor. Ben bir kitabın özetini de okusam, sadece bir sayfasını da okusam nedense o kitabı okuma isteğiyle doluyorum. Çünkü bir cümle, bir paragraf hatta bir kelime bile söylendiği ana göre pek çok anlam taşıyabilir. Bu yüzden okuduğum o kısa kesitin veya uzun bir paragrafın yazarda ne tür duygular uyandırdığını, ne tür olayların ardından onu yazdığını hep merak ederim. Galiba bir şey okurken bana hissettirdiklerinden çok yazara hissettirdiklerini önemsiyorum. Lafı asıl konuya getirmek gerekirse ne olursa olsun kitapların orijinal metinlerini okumanızı tavsiye ediyorum. Hikâyeyi zaten biliyor oluşunuz, o kadar uzun sayfaları okumaktan korkuyor oluşunuz bunu etkilememeli. Başta bu roman olmak üzere tüm romanları orijinal metinleriyle (ve eğer biliyorsanız orijinal dilleriyle) okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum. Hayatınızın bir döneminde kesinlikle bu kitabı okumalısınız. Gerçekten başyapıt diyebileceğim bir nitelikte ve her şeye rağmen sizi kendisine çekmeyi başaran bir hikâyeye sahip. Umarım okursunuz, umarım gözünüzü korkutmayıp 900 sayfaya ulaşan metnini okursunuz. Keyifli okumalar diliyorum, sevgilerimle! (Umarım bu kitabı okuduktan sonra Don Kişot gibi şövalyeliğe merak salmazsınız!)
Edebiyat
Don Quijote (2 Cilt Takım)Miguel de Cervantes · Yapı Kredi Yayınları · 202527,5bin okunma
··
457 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.