Karşımızda bir günlük duruyor diyebilir miyiz? Knut Hamsun'ın acılarıyla yüzleşmekten korktuğu için üçüncü kez geri dönemediği Kristiania'da yaşadıklarının kısa fakat çarpıcı özeti?
Ana karakterin Hamsun ile paralellik taşıdığı su götürmez bir gerçek; aç kalarak hasta olma uğruna yazarlık ve okuma hevesi, sırf para kazanmak için her işi yapmamak ..(Hamsun'ın biletçilikte kitap okumaya daldığı için devam edemediğini ve kazandığı parayı avarelik yaparak geçirmek istediğini önsözden anlıyoruz.)
Fakat karakter sadece yazarı değil bana Dostoyevski'nin karakterlerini de çağrıştırdı diyebilirim. (Yeraltından Notlar)
Karakterimiz sürekli kendisiyle delilik seviyesinde diyebileceğimiz diyaloglar, aşağılamalar yapıyor kimi yerde de tam tersi en yükseğe çıkarıyor, ruh halindeki dengesizlikler, sebepsizce söylenen yalanlar, baş gösteren öfke nöbetleri... Zenginlikten paradan ziyade temel mesele ; gururu.
Ölecek durumdayken bile dostça bir tavırla karşılaştığında bunu ödüllendirmek isteğine karşı koyamıyor. Bu nokta benim için özellikle ilgi çekici. Çünkü bu roman sadece karakterin yoksulluğunu değil kapitalizmin insanların insanlığını nasıl söküp aldığının da bir kanıtı. Açlıktan hastalandığı apaçık belliyken yanında geçtiği binlerce insanın kayıtsızlığı, adım başı sokaklarda gezen sorgulayan bakışlı polisler..
Ve böyle acımasız bir ortamda karakterin özellikle 'entellektüel' kesime duyduğu gönül borcu bu adaletsizliğin insanlar tarafından kanıksanmışlığının bir göstergesi. Sömürü kültürü bireyliği yok eder ve asgari bile diyemeyeceğiz şartları dahi hak etmediğimizi düşündürtür.
Fakat hayat da bazen söyleyeceklerinin tasarısını binlerce kez kafasında döndürenlerimizi bile çileden çıkararak bir saniye sonrasını düşündürtmeden Leeds'e giden bir gemiye bindirir..