·1808 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Temmuz 2021 22:15 Tolstoy’un da dediği gibi yapmacık bir alçak gönüllülük göstermeyeceğim savaş ve barış Homeros’un İlyada’sı gibi bir eserdir. Bu cümleyi kuracak bir yazar ve eser varsa bu tamda ‘Savaş ve Barış’ için olmalıdır. Napolyon savaşları üzerinde uzun çalışmalar yaptığı gerçeği kitapta öyle baskındır ki savaşı sadece Rusların gözünden değil insani duygular gözlüğü arkasından aktarır. Bu kolay olmamıştır çünkü Tolstoy önce Dekamberistlerin sürgünden dönüşünü anlatmak ister ancak bunu anlatmak için Çar II. Nicolas ‘ a karşı yapılan ayaklanmayı anlatması gerektiğini düşünür. Lakin bu ayaklanmanın da bir sebebi vardır: 1812 vatanseverlik savaşı. Adil ve tarafsız bir yazar olan Tolstoy’un Rusların zaferini tek yanlı anlatmanın kendine yakışmayacağını düşünür ve olayı 1805 yılı yani Napolyon’un Rusları alt ettiği yıllardan başlayarak anlatmaya karar verir.
Orijinal metnine baktığımda kitabın başlangıç diyalogları Fransızca aktarılmaktadır. Aslında her kültürde olduğu gibi aristokratların kendilerine bir üstünlük kattığını düşünmesinden süregelen dil yozlaşmasının yansımasıdır. Rus yöneticilerinin yaşanılan her felaketin sebebini batılılaşma özentisinde görmeleri günümüzde de korktukları ve halklarına telkinde bulundukları bir gerçek sanırım. Üstünlük olarak gördükleri dilin asıl sahiplerinin yaptıklarına gelince savaşın bir facia lakin barışında ne denli zor oluğunu gösteriyor yazar. Gerçek ve kurgu karakterlerinin seçimi okuyucuyu sorgulamaya ve araştırmaya iten eşsiz bir tercih. Kitabın yaklaşık yedi farklı sonu olduğunu öğrenmek, 600 e yakın karakter ve 1808 sayfaya sığdırılan bir tarih, boşluksuz bir anlatımı sağlamaya çalışmanın en saygıya değer şekli.
Silistre kuşatmasına bizzat katılmış ve Türk barutunun kokusunu ilk kez duyduğunu söyleyen Tolstoy’un betimlemelerini kendi deneyimlerinden aldığını ve savaş mızraklı, trampetli bir bayram değil, o’nun manzarası kan ve ölüm oluşunun anlatımındaki ustalığı açıklıyor sanırım.