·304 syf.····Okunma: 04 Eylül 2021 21:59 Yıl 2020. Ölümcül bir virüs artık tüm Avrupa’ya yayılmıştır. Bu virüsten sadece yetişkinlerin etkileniyor olup çocuklarda ise herhangi bir belirti göstermemektedir. Ne kadar tanıdık geldi değil mi? Yılın 2020 olması, Avrupa’nın etkilenmesi ve en önemlisi de Kızıl isimli bu virüsün sadece yetişkinleri etkileyip çocuklara ise hiçbir şey yapmaması. Benzer olmayan kısmı ise yetişkinlerde başlayan bu hastalık öksürük, yüksek ateş ile ilk belirtileri gösterirken vücutta oluşan yaralar ile ilerleyip tüm yetişkinleri öldürmüş olmasıdır. Tabii ki de söz konusu bu benzerlikler iken Covid-19 çıktıktan sonra yazmamış bu romanı Niccolò Ammaniti, 3 sene öncesinden yazmış ve sanki birçok şeyi önceden görüp ve pekiştirip büyüterek romanlaştırmış gibi. 2016 Belçika’da başlıyor Ammaniti’nin kurguladığı pandemisi ve tüm Avrupa’ya yayılıp tüm yetişkinleri de öldürdükten sonra artık sadece maksimum 13 ile 14 yaşına kadar belirti göstermeyen çocukların himayesine kalıyor yaşam. Yani post apokaliptik bir roman. Son derecede de gerçekçi bir atmosfer içinde.
İzlediğimiz ve okuduğumuz birçok post apokaliptik film ya da romanlarda olduğu gibi kıyametten sonrasında yine bir yardımlaşma filan değil de kahramanlarımız çocuklar da olsa güçlü olanın kazanacağı bir düzen söz konusu. Yiyecek, ilaç ve barınacak yerlerin arandığı, kolonileşmiş kalabalıklardan kaçışların olduğu ve bunların da son derece başarılı bir şekilde kaleme alınmış olduğu, içinde çok fazla olay olmasa da bana göre verilmek istenilen atmosferi başarıyla verebildiği için bu konuda başarılı diyebileceğimiz bir roman Anna. Olaylar için ise başarısız dediğim sonucu çıkmasın buradan, sadece en azından bana göre kitaptaki atmosfer olay örgüsüne göre daha başarılı.Okuduğumuz olaylarda ise bazı kısımlarda Anna’ya ya da diğer karakterlere verdikleri kararlar ya da söylemleri yüzünden kızabiliriz, çocukça gelebilir tavırları çünkü ama gerçekten de çocukları okuyoruz kitapta. Başkasında olmuş mudur ya da olur mu bilemem ama en azından kitabın ilk başlarında 1 – 2 yerde benzer durum olmuştu bende. Bununla beraber de yazar bu etkiyi betimlemelerde de kullanmış. Özellikle Anna için önemli olan bir şeyi betimlerken çocukça ifadeler ve çocukça kelimeler kullanarak kitabın karakterlerinin çocuk olmasındaki etkiyi kuvvetlendiriyor ve başarılı bir şekilde de, daha doğrusu doğru bir şekilde düşünüp bu yöntemi de çok fazla kullanmamış Ammaniti. Herhalde çok fazla bu şekilde betimleme yapsaydı kitabı tabii ki de çocuk kitabından öteye gidemezdi.
Son olarak virüs başlangıcı, karantinalar uygulanması, ülkede olan ilk vakayı sağlık bakanının açıklaması, aşıyı bekleyenler ya da karşı olanlar gibi olan birçok konu günümüz salgınında olanlara birebir uyuyordu. Uymayanlar da ufak farklılıklardı ve kitap ile gerçeğin arasında olan farklardan da başkası değildi. Yani bu konuda Covid-19 salgınından önce herhangi bir salgın görmeden günümüze göre bunları başarılı şekilde uyarlayabilmesi kitabın büyük başarılarından. Bunun için de yukarıda da dediğim gibi Anna’yı olay örgüsünden daha çok atmosferi için beğendim.