Kitap ruhsal betimlemeleriyle mükemmel. Karakterlerin şaibeli fakat sonradan her şeyin yoluna konulduğu ilişkileri bütün çıplaklığı ile gözler önüne serilmiş. Tembellik kavramına hayatta amacı olmayan bir insanın gözüyle, Oblomov'un gözüyle bakıyoruz. Ve tabi bir aşkın Oblomov'un tembelliğini nasıl etkilediğini ve etkileyemediğini görüyoruz...
Ştolts'un Olga'nın hissettiği duyguları "sözde aşk" olarak nitelendirmesi küçümsemeden başka bir şey değil. Ştolts bu sözde aşk nitelendirmesini yaparken Olga'nın aşk ile değil bir aşk umudu ile hareket ettiğini söyler, kısacası Olga kafasında kurduğu hayale aşıktır ve bu da Ştolts'a göre aşk değildir. Fakat aşkın gerçeklerden oluştuğunu, aşkta hayallere yer olmadığını ve aşık olan insanların dünyaya, sevdiği insana realist bir gözle baktığını da kim söyledi? Aşkın gözü kördür diye boşuna mı deniliyor? Elbette hayır. O zaman Oblomov ve Olga arasında bir aşkın yaşandığını kimse inkar edemez. Olga'nın sonrasında bu aşktan utanç duyması, bu gerçeği değiştirmez. Olga utandığında sadece aşkın büyülü etkisinden çıkmıştır.
Olga ve Oblomov'un aşkının bitmesinin en büyük nedeni ikisinin de aşkı amaç olarak kabul edip hareketlerini bu doğrultuda devam ettirmeye çalışmalarıdır. Oysaki Oblomov Olga'nın aşkının verdiği güç ile hayatına genel olarak bir çeki düzen vermeye çalışsaydı sanıyorum ki ilişkileri devam edebilirdi. Fakat Oblomov hayatını kendini değiştirip geliştirmeye çalışmak yerine sadece Olga ile evlenmenin yollarını aradı ve bu yolda bile tembelliği ona engel oldu.
Okurken Oblomov'un tembelliği bazen sinirlerimi bozarken bazen de empati kurarak tembelliğinin nedenlerini anlayabiliyordum. Çocukluğundan beri kendi çorabını bile giymemiş, hep hizmet görmüş bir insan. Hal böyle olunca hayatta çalışabileceği, uğruna emek sarf