Gönderi

Hastalıklı Avusturyanın Nefessiz Sanatı
Puan vermedi·77 syf.··
Beğendi
·
2021 109. kitabı
O bir toplumun çevresine sabitleniyordu, sahiplenmeye aç bu toplumun en ücra köşelerinde duranlara karşı hissettiği çekimin önemsizliğini yanına alıyor, hem algılanarak varlaşmak hem de yeraltında yaşamak gibi iki uç ülküyü birbirine bağlıyor, kendi öykülerini tanıklık edilmemiş biçimde yalnız kendi olarak yazmayı istiyordu. Hiçbir vakit yeni hakikatlerin ucunda, yaşamın yoksunluğuna düşecek denli ileri gitmedikleri bu arayış, bir anlamın sonsuza değin yitirilişiyle gelişen her yıkılış gibi, önüne amaçlarının önünde yaşamlarını ikiye bölmekten çekinmeyen yüzsüz sorunları attığında da felaketlerin diziminde yapılan eşitlikten uzak paylamayı yine yeniden üzerinde hissetti. Ayrımcılığın Dünya üzerinde en yoğun rağbet bulan formlarının bir araya toplanırken, üzerine yıkılacakmışçasına zayıf, zarar verecekmişçesine yüksek duran duygu duvarıyla arasına benliğini sıkıştırırken üzerine inşa olduğu temel dikkatini cezbetti o anda; sağlıksızlık, hastalık, engellenmişlik temeli... Artık kendinde başkalaşan, gözlem gücüyle donanan, yine de en bilindik biçimde kelimeleri heceler gibi duran başkanın ayırımında güçlük çeken bu özne, hapishaneden, cehennemden pek de aşağı kalmayan hastalığının devamlı olarak ona anımsatılacağı, en dostane sözlerin dahi vahşilik kazanacağı bir ruh hâliyle destekleneceği en sadık mekanda, kalabalığın ve onu devamlı kontrol eden yığınların yanında bulunmaktan fazlasını istemeyi, ancak bir özne olarak varlığına yönelik derinleşen farkındalığına borçlu kalacağını bilmek durumundadır. Zihni, bedeninden ayrılmayan bir olgu olarak anlaşılmanın kuralını deldiğinden şikayetlere maruz kalır, yine pek tabii biçimde sessizliğe ve onaya saygı adını koyanlarca dikkati üzerine toplar. Yaşamında kavradığı üzere, biatın insan ruhuna nüfus eden sınırı hasta oluşta, dönemlerin zorluğunda yoktur, çünkü o bir yandan müzik üzerine tutkuyla yürüttüğü çalışmaların ağırlığını hafifleten çıraklık döneminin, bir başka amacın üzerini örttüğü o geçici örtü olduğunu anlatacak yetkiyi alabilir değildir. Farkını minnet ile, boyun eğişin sürükleyişiyle geçirmek ve içinde birikenleri ancak patlayış olarak kâğıda vermek zorundadır. Çalışmak, sonsuza değin sürecekmişçesine fiziksel yorgunluğu, parayı getiren bir şartlar bütününün ilerisine geçemeyen bu toplumda müziği varsayma deneyimine de sahip değildir. Engellenmiş bir zihin, engellenmiş bir bedenden daha aşağı durumda değildir diyenlere olduğu kadar, engellenmiş bir beden, güçlü bir zihne yoğunlaşmaya engel değildir gibi temelsiz söylemlere sahip zihinlere karşı Thomas kendi sağlıksızlığını önümüze sermekten çekinmezken, hastanın gelişmiş anlayışının dışında kalanlara söz hakkının verilmesi pek tabii bencilce kalacaktır. Neden diyerek kaosta belirginleşenlere yanıtsız sorular soran, kilerde kaderi olan eğitimden, tek yönlülükten kaçarak çalışan Thomas, Nefes'ten yoksun kaldığı günler yaşamaktadır. Kemanının telleri üzerine fırlattığı düşünceleri, artık kaldığı noktada onu izleyen imgelere dönüşmüştür, bilinçliliğin ve bilinçsizliğin arasındaki anlaşılmaz çizgiyi aşındırıp durmaktadır. Avusturya hastaysa o da hastadır, zira kirletilip inciticiliği meşru bilen çoğunluğun kırıcılığı üzerlerine sıçrattığı az insan olmamıştır. “Üç gün (Drei Tage)” adlı monologta açıkça bir serzeniş sezilir: “Yalnız olmak, iletişimsiz olmak, orada olmamak... Ve hatta bir çocuk olarak” (Thomas Bernhard, 1971, s. 146.) Yoksun hissedişinde gözlemini keskinleştirmek, belirli aralıklarla artan ve neredeyse sonsuz bir kaynaktan beslenmeye benzer. Etkisi daima yenilenir, uğraşları boşa çıkmaya müsait bekler, o hakiki anlamıyla bir yerlerde incinmiş, ihanet edilmiş olarak kalır. Kaostan doğan bir oyunsa Dünya, onu zihnindeki özgürleşmeyle kaplayacak dahilerden biri de hasta edilmiş, Nefes'ten, deneyimden yoksun bırakılmış ve en büyük sevgi kaynakları dahil sanatı da elinden alınmıştır. Hasta kabul edilen zihni, bu hastalıklı kabullerin altında bedenini bitişin koğuşuna taşımış, kaybedilişin makineleştiği bir alana hapis etmiştir Thomas'ı. Farklılığı, farklı oluşunun genel yargısında eriye dursun denmiş, güçten düşmüş bedeni hayatın dışına, olanaksızlığa itilirken dezavantajların etiketleriyle sarmalanmıştır. Artık eskiyi ve sevgiyi çağrıştırmak niyetiyle yapılan her iyilik onun belleğinde umulmaz yaralar açabilir, kendini güçsüz hissettirebilir. Kayıpları doğuran ülkenin ortasında bir karar verinceye dek... Bir nefeslik anda aldığını ifade ettiği bu kararı, onun için hayatın ta kendisini karşılayan bir yaşama isteğinden oluşmaktadır. Tek bir Nefes ânını sayfalara dökmeseydi, bir kararın sonuçlarıyla gelen yeni karar olanakları şahsi bilincini aşarak yayılmayacaktı. Çevresindeki hastaların gözlemlerini, yazdıklarının birikimlerini, amaçlarla uzayan sonuçlarını taşıyan kişiliğinin o korkunç günlerin dışına taşışının yegane sebebi, bu anlatıdaki tek Nefes'e sığan karar ânının açılarak yayılmış oluşudur. Bernhard’ , sıra dışı kişiliğini kendi bilincini farklı görmekten aldığı kadar zihnindeki Avusturya toplumuna ironik bir sevgi (nefret) şekliyle yansıyan bir sertliği beraberinde taşır. Acılı bir megalomanın ortasından seslenir. Ağır bir pesimizmin içinde yaratılan satırlar okuyucunun zihnine çarpmadan evvel bir sonraki paragrafı tahmin edilemez kılar, bu da tıpkı yurttaşları gibi bir dahinin saldırısına uğrandığını hissettiren bir his yaratır. Kararın övgüyle, ön kabullerin şiddetli bir nefretle deneyimlendiği uç bir nokta olarak okunabilecek ideal zihinlerdendir Bernhard... *Yazarın otobiyografik beşlemesi Neden - Bir Değini, Kiler - Bir Kaçış, Nefes - Bir Karar, Soğuk - Bir Soyutlama, Çocuk başlıklarını taşıyan kitaplardan oluşmaktadır. İncelemenin içinde yer yer bu başlıklar aracılığıyla kitap isimlerine ve yazarın o kitapta anlattığı döneme göndermeler yapılmıştır.
1000Kitap
NefesThomas Bernhard · Sel Yayınları · 2016699 okunma
··
2.215 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.