O bir toplumun çevresine sabitleniyordu, sahiplenmeye aç bu toplumun en ücra köşelerinde duranlara karşı hissettiği çekimin önemsizliğini yanına alıyor, hem algılanarak varlaşmak hem de yeraltında yaşamak gibi iki uç ülküyü birbirine bağlıyor, kendi öykülerini tanıklık edilmemiş biçimde yalnız kendi olarak yazmayı istiyordu. Hiçbir vakit yeni hakikatlerin ucunda, yaşamın yoksunluğuna düşecek denli ileri gitmedikleri bu arayış, bir anlamın sonsuza değin yitirilişiyle gelişen her yıkılış gibi, önüne amaçlarının önünde yaşamlarını ikiye bölmekten çekinmeyen yüzsüz sorunları attığında da felaketlerin diziminde yapılan eşitlikten uzak paylamayı yine yeniden üzerinde hissetti. Ayrımcılığın Dünya üzerinde en yoğun rağbet bulan formlarının bir araya toplanırken, üzerine yıkılacakmışçasına zayıf, zarar verecekmişçesine yüksek duran duygu duvarıyla arasına benliğini sıkıştırırken üzerine inşa olduğu temel dikkatini cezbetti o anda; sağlıksızlık, hastalık, engellenmişlik temeli... Artık kendinde başkalaşan, gözlem gücüyle donanan, yine de en bilindik biçimde kelimeleri heceler gibi duran başkanın ayırımında güçlük çeken bu özne, hapishaneden, cehennemden pek de aşağı kalmayan hastalığının devamlı olarak ona anımsatılacağı, en dostane sözlerin dahi vahşilik kazanacağı bir ruh hâliyle destekleneceği en sadık mekanda, kalabalığın ve onu devamlı kontrol eden yığınların yanında bulunmaktan fazlasını istemeyi, ancak bir özne olarak varlığına yönelik derinleşen farkındalığına borçlu kalacağını bilmek durumundadır. Zihni, bedeninden ayrılmayan bir olgu olarak anlaşılmanın kuralını deldiğinden şikayetlere maruz kalır, yine pek tabii biçimde sessizliğe ve onaya saygı adını koyanlarca dikkati üzerine toplar. Yaşamında kavradığı üzere, biatın insan ruhuna nüfus eden sınırı hasta oluşta,