Modern dünyanın içine sıkışmış insanı, ha bugün ha yarın yapacağız diye ertelediğimiz, bizi tamamlayacağını sandığımız şeylerin ruhumuzda açtığı delikleri, kendimize biçtiğimiz rollerin içinde öyle gülünç öyle zavallı kalışımızı nefis anlatan bir kitap bu, nefis.
Avusturyalı bir müzikolog, Rudolf, yıllardır kusursuz olmasını hayal ettiği bir çalışmayla uğraşıyor. Besteci Bartholdy hakkında yazmak istediği bir kitap var, on yıldır uğraştığı halde ilk cümlesini bile bulamadığı. İronik, tüm kitap gibi bu da ironik, tüm birikimiyle ve tüm kalbiyle yapmak istediği şeyi bulmuş ama ilk cümleyi bir türlü bulamamış.
Akciğer hastalığından muzdarip, bir de ablasından. Aşağılamayla, manipülasyonla hayatı ona zehir eden ablasının evine, ömrüne sinen kokusundan kurtulmaya çalışıyor. Pencereleri, kapıları açıyor, ama nafile, koku gitmiyor.
O kokudan, tiksinti veren siyasetten, dinden, gülünç bulduğu insan ilişkilerinden, içine sıkıştığı kısırdöngüden, evin içinde kendisini takip eden gölgesinden, gölgesinin ona fısıldadıklarından kaçıp gitmek istiyor. Palma’ya, o güneşli şehre, gurbete, o lacivert ülkeye.
Kaçıyor sonra. Betona çarpacağı yere,“Kendimizi biz yapmadık.” diyeceği yere. Uf.