Nahide Dikel

Nahide Dikel

Tasarımcı
8.5/10
12,6bin Kişi
·
45,6bin
Okunma
·
1
Beğeni
·
340
Gösterim
Adı:
Nahide Dikel
Unvan:
Tasarımcı
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
318 syf.
·11 günde·9/10 puan
Semerkant Amin Maalouf'un en çok okunan ve bana en çok dokunan eseridir. Bu eseri aslında yıllar önce okumuştum arkadaşımdan ödünç alıp şimdi kitaplığıma da eklemiş bulundum. Bir el yazması kitabın serüveni var romanda. Bir gezgin gibi ordan oraya gidiyorsunuz yazarla birlikte. Okuduğunuz anla ilişkiniz kesiliyor kafa dağıtmaya birebir. Kitapta Ömer Hayyam, Nizamulmulk ve Hasan Sabbahile birlikte Türk ve İran tarihini bulacaksınız. İranlılar aşırı övülürken Türkler biraz ayiplanmis sanki. 320 sayfalık bu tarih kokan kitabı okuduktan sonra Fedailerin Kalesi Alamut kitabını da okumanızı tavsiye ederim.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
318 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10 puan
Okuduğum ilk Amin Maalouf kitabı. Az önce şimdiye kadar niçin bu kitabı okumadım diye kendimle küçük bir iç hesaplaşma yaşadım ve bundan sonra yazarın diğer kitaplarını da okumaya karar verip olayı tatlıya bağladım :) Öncelikle yazar tarihi gerçekleri müthiş bir kurgu içerisinde okura aktarıyor. Ve Hasan Sabbah, Ömer Hayyam, Nizamülmülk ve Melik Şah gibi tarihi karakterleri o kadar güzel ve etkileyici bir şekilde tasvir etmiş ki ; kendimi bu karakterler ile birlikte Semerkant sokaklarında buldum. Onlarla yedim içtim, onlarla gezdim, onlarla sevip onlarla üzüldüm. Özetle roman çok iyiydi tavsiye ederim. :)
250 syf.
·7 günde·9/10 puan
Sene 2001… Ortaokul 1. Sınıfa başlayacağım yıl. Bir yaz günü dayımların kereste fabrikasında çalışıyorum. Çalışıyorum dediğime bakmayın. Sadece ortalıkta dolanıyorum. Canım sıkılınca fabrikanın değişik yerlerine keşifler yapıyorum hazine bulacakmışım gibi. Sanki keşfedilmemiş yerler var da bende oraları keşfe çıkmışım gibi.

Tam bu düşünceler içindeyken fabrikamızın bitişiğinde terk edilen bir tuz fabrikası gördüm. Terk edilmiş koca bir fabrika… Benim için bulunmaz bir hazineydi. Hemen camdan içeri atlayıp içeri daldım. Kendimi koca bir şehirde define avına çıkmış gibi hissediyordum. Baya bir süre içeride kaldım, olmadık hayaller kurdum fakat nedense hiçbir şey bulamadım. Tam çıkmayı düşünürken köşede bazı kitaplar gözüme çarptı. Herhalde eskiden fabrikanın kitaplığında duran kitaplar olsa gerek. Yanlış hatırlamıyorsam oradan sadece dikkatimi çeken iki kitap aldım, dışarı çıktım: “Alamut ve Semerkant…”

“Alamut’u” daha sonra kaybettim. Fakat “Semerkant” hep başucumda kaldı. Yalnız bir türlü okumak nasip olmadı. Ortaokul yıllarım boyunca hep kitaplığımda kaldı. Daha sonra Van’da lise okumaya gittim. Kitap benimle Van’a geldi. İki yıl orada benimle kaldı. Van’da bulunduğum zamanlarda kitabı hiç okumadım. Daha sonra Batman’a geri döndüm. “Semerkant” benimle birlikte döndü. Sonra aradan yıllar geçti. Üniversite yılları başladı. “Semerkant” benimle birlikte Gaziantep yollarını tuttu. Gaziantep’ten sonra belli bir süre İzmir’de misafir öğrenci olarak okudum. “Semerkant” benimle birlikte İzmir yoluna çıktı. Üniversite yılları bitti. Öğretmenlik yılları başladı kitap hep benimle birlikte kaldı. Kaç yıl o “tuz fabrikasında” kaldı bilmiyorum. Ama benimle beraber tam 17 yıl kaldı.

17 yıl boyunca bir türlü okumadım o kitabı. Daha sonra fark ettim aldığım fakat uzun süredir okumadığım baya bir kitap birikmiş. Bu kitaplar için bir çözüm bulmam gerekiyordu. En sonunda hoşuma giden bir çözüm buldum. Okuyacağım kitapları küçük küçük kâğıtlara yazıyorum. Arada kurayla bir tane kâğıdı alıp açıyorum, ismi çıkan kitabı okumaya başlıyorum. Aynen böyle bir gün o küçük kâğıttan “Semerkant” kitabı çıktı. Haliyle şu soru akla gelebilir: “Neden kitap hakkında yazmıyorsun da farklı şeyler söylüyorsun?” Nedeni gayet basit… Kitabı okumak için ilk elime aldığımda kitabın kendisi değil de “Bendeki Hikâyesi” sardı dünyamı.

Zaten güzel kitap dediğin şey sende bir hikâye bir iz bırakan kitap değil midir? Semerkant’ta böyle bir iz böyle bir hikâye bıraktı bende…

*******************************************

Kitap ile ilgili birkaç kelam edecek olursam. Kitap genel olarak Ömer Hayyam’ın hayatı ve yazdığı Rubaiyat eserinin etrafında şekilleniyor. Kitabın ilk iki bölümü “Ömer Hayyam” ile başlayıp “Nizamülmülk” “Selçuklu Devleti” “Alparslan” “Tuğrul ve Çağrı Beyler” “Hasan Sabbah” “Dönemin İran Devleti” gibi birçok tarihsel olguyu ve kişiyi çok ustalıkla anlatıyor. Romanın bu bölümü her ne kadar olay anlamında çok güzel yazılmış olsa dahi fikri anlamda çok sıkıntılı duruyor. Bir kere Romanın ana temasının hepsinde İran Devleti övülürken Türk Devletleri ve Türk halkı sürekli aşağılanmış.

Kitabın ikinci bölümü ise yakın çağ dönemi İran devletindeki olaylar işlenmekle beraber önceki bölümle bir örümcek ağı bağlantısı kurulmuş. Hem İran devlet tarihi anlatılmış hem de konu Ömer Hayyam’dan kopmayarak çok güzel bir olay örgüsü oluşturulmuş. Fakat kitabın bu bölümünde de Türk Devletine hakaretler özellikle Sultan Abdulahamid Han’a ve onun şahsında Osmanlıya ve Rusya’ya baya bir hakaret edilmiş. Öte yandan Amerika ve İngiltere, İran devletinin ve Ortadoğu’nun tek kurtarıcısı olarak görülmüş. – Ki en tahammül edemediğim şeydir.-

Kitabı bitirdiğinizde sizde bıraktığı edebi haz baya fazla. Özellikle tarihe, tarihi kişiliklere ve İran Tarihine merakınız varsa okunması gereken bir kitap.

Ama ben yine de sözlerimi şu veciz söz ile bitirmek istiyorum:

“ Amerika’dan nefret ediyorum ama daha çok Amerika’nın vicdanına sığınan Müslümanlardan nefret ediyorum. "
3148 syf.
·Beğendi·10/10 puan
"Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında."
Ahmet Hamdi Tanpınar bu şiiri Marcel Proust’un tesirinde yazmamış olamaz. Sayfalarca süren büyülü yolculukta bir ayet gibi her satırda rastlayabileceğimiz bu dörtlük insan ruhunun yaşanmışlıklar hatıralar ve nefes alıp verdiği sürece sorumluluklarından ibaret geleceğinin her bir karakter için ne kadar geçerli olduğunu bize hissettiriyor. Okuması ne kadar kolaysa bu kitap hakkında konuşmakta o kadar kolay olmalı :) biz elimizi taşın altına koyduk okuduk irdeledik ve etiyle kemiğiyle sizler için Proust rehberi niteliğinde podcast hazırladık yapmanız gereken tek şey sıcak bir şeyler hazırlayıp kulaklığınızı takmak... Şimdiden keyifli dinlemeler.... :) https://www.youtube.com/...gjcYq3ag&t=2503s
259 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10 puan
Okuduğum ilk kitabı. Aylardır kitaplığımda bu kadar kaliteli bir kitabı bekletmek benim ayıbım. Kitap Titanic gemisinin batmasıyla başlayıp daha sonra öncesine taaaa 11. Yüzyıla gidiyor ve derinlemesine bir İran'ın Semerkant şehrine girip orada Ömer Hayyam, Nizamülmülk ve Hasan Sabbah'ı tanıyorsunuz.

Birisi devlet veziri, diğeri bir astronom, bir diğeri ise devletin istihbarat yetkilisi olup o görevden azledilen. Sonrasında tarihte herkesin adını duyduğu fedailerinin lideri koca Hasan Sabbah oluyor.
Ömer Hayyam'ın Celali takvimi buluşu, astronomi ile o kadar çok bilgi sahibi ki kendi doğum tarihini o zamanda bulmasına kadar gidiyor. Tabi ki o çok merak ettiğim Rubailerinden de bahsedilmekte.
Son yıllarda kullanılmaya başlanılan "Haşhaşi" kelimesinin anlamını Alamut kalesi hükümdarından öğreniyoruz.

Büyük bir zevkle okuduğum bu kitabın akabinde geçen üç ana kahramanı anlatan 3 kitabı da okumak şart oldu.
1- Fedailerin kalesi Alamut
2- Rubailer
3- Siyasetname

Tavsiye ederim.Herkese iyi okumalar :)
318 syf.
·11 günde·Beğendi
"Atlas Okyanusu'nun dibinde bir kitap yatıyor.Anlatacağım işte onun hikayesi." diyerek yazar kitabına başlıyor ve bu hikâyenin içine okuyucuyu da çekiyor.

Semerkant kitabı, tarihe damgasını vuran üç İranlının şair, astrolog ve matematikçi Ömer Hayyam, Selçuklu veziri Nizam-ülmülk ve Alamut kalesinden dünyaya terör estirmiş Hasan Sabbah'ın hikâyesini anlatıyor.

Kitap, anlattığı olaylar itibariyle tarihi bir roman. Kitapta anlatılanların gerçekliği her ne kadar tartışılsa da bu üç İranlının aynı dönemde yaşadığı bilinen bir gerçek.

Kitap 4 bölümden oluşuyor.İlk bölümde Ömer Hayyam'ın tarih sahnesine çıkışı, Hasan Sabbah ve vezir Nizam'la arkadaşlıkları anlatılıyor. İkinci bölümde Hasan Sabbah'ın Alamut yolculuğu ele alınmış.Son iki bölümde ise zaman 1070'li yıllardan 1900'lü yıllara geçiyor. Ömer Hayyam'ın o meşhur kitabı Rubaiyat'ın elden ele dolaşması ve Titanic gemisiyle birlikte hayat sahnesinden silinişi ile son buluyor.

Kitapta Ömer Hayyam ile ilgili bolca rubai de var.Bilinen birçok rubainin Hayyam'a ait olmadığı öne sürülür.Bu rubailerin Hayyam'a ait olup olmadığını -eğer doğruysa- Atlas okyanusunun derinlerinde yatan Rubaiyat bulunmadığı sürece bilemeyeceğiz. - Bu konuyla ilgili olarak Amin Maalouf'un da aynı fikirde olduğunu şu alıntıdan anlayabiliyoruz.
" Ne zaman bir şair başına bela açabilecek bir dörtlük yazsa, onu Ömer'e mal ediyordu; böylece kendisine ait olmayan yüzlerce rubai de Hayyam'ınkilerin arasına karıştı. Öyle ki yazma da ortada olmayınca gerçeği sahteden ayırmak imkânsızlaştı." (sayfa 167)

Semerkant'ı okuyanlara Alamut Kalesi, Alamut Kalesi'ni okuyanlara ise Semerkant önerilir.Aslında içerik olarak benzer kitaplar olmasına rağmen, kitaplarda anlatılanların birbirinden farklı olduğu görülüyor.İki kitapta anlatılan Hasan Sabbahlar birbirlerinden çok farklı.Ayrıca Semerkant Ömer Hayyam üzerine kurulmuş bir kitap ve Hasan Sabbah'tan Alamut Kalesi'ne göre daha az bahsedilmiş. Alamut Kalesi'ndeyse Ömer Hayyam neredeyse yok. Ben okumayan arkadaşlarımıza iki kitabı da tavsiye ediyorum.İlk olarak Semerkant'ın okunması gerektiğini düşünüyorum.

Amin Maaoluf'un sade bir dili ve akıcı bir anlatımı var.320 sayfalık tarih kokan bu kitabı bir çırpıda okuyacak ve hiç sıkılmayacaksınız.

SEMERKANT DAHA FAZLA OKUNMALI
318 syf.
·9/10 puan
Merhabalar yazarın okuduğum ilk kitabı olan Semerkand bitirdikten sonra üzerimde büyük bir etki bıraktı.Kitap bizi muazzam bir yolculuğa davet ediyor.11. ve 12.yüzyıllarındaki İran’a davet ediyor.O dönemin İran kültürünü ve yaşananlarını muazzam bir kurguyla kaleme almıştır.Kitaptan bahsedecek olursam iki bölümden oluşmaktadır.İlk bölümde büyük şair Ömer Hayyam’ın yaşamı ve rubaileri ile anlatılmaya başlanılıyor.Daha sonra ise Hasan Sabah’ı,Alamut Kalesini ve Nizamülk’ü anlatmaktadır.İkinci bölümde ise 20.yüzyılında İran’da yaşananlar anlatılmaktadır.Bir gazetecinin el yazması rubailerin peşine düşüyor ve buluyor ancak sonradan kaybediyor.Daha sonra Titanik kazası ile son buluyor.Kitabı bitirdikten sonra keşke kitabın son kısmı olmasaydı yada günümüze yer vereceğine tekrardan diğer bölüm gibi geçmişi işleseydi dedim.Çünkü son bölüm diğer bölüme göre sığ ve günümüz İran devletinden ayrıntılı bir şekilde işlemesi kitabın büyüsünü bozmuş.Kitap son bölüm sayesinde 11.yüzyıldan 20.yüzyıla kadar uzan bir hikaye olmuştur.Tarihseverlerin okuması gereken bir eserdir.
Keyifli Okumalar Dilerim
318 syf.
·6 günde
Kitabı her okuyanın ''neden daha önce okumadım ki'' serzenişine kapılıp kendisiyle papaz olduğuna emin olduğumu şimdiden belirtmek istiyorum.Ne zaman okursanız okuyun her zaman geç kaldığınızı anlayacağınız bir eser.O yüzden kendinizi fazla hırpalamayın.

Kitap muazzam kurgusuyla 4 bölümden oluşuyor.Bu tarihi seyyah yönetmenliğindeki eser Nişapurlu İbrahim'in oğlu Ömer HAYYAM'ın gençlik yıllarıyla açılıyor.Tıpkı bir film havasında.Kadrosu o kadar zengin ki,başrollerde bininci yılların başında çağı etkilemiş üç nefis insan;Dünyayı gözlemlemiş olan Ömer HAYYAM,Dünyaya hükmetmiş NİZAMÜLMÜLK ve Dünyayı korkudan titretmiş olan Hasan SABBAH var.Selçuklu İmparatorluğunun Dünyaya hükmettiği zamanlarda eserde mekan olarak geçen her yer mekanın sahibi Selçuklu İmparatorluğuna ait.10.yy'ın başında başlayıp 19.yy'ın başlarında sona eren,arada 800-900 senelik bir uyku hali barındıran,buram buram doğu kültürü kokan,en son başarısız İran devrimini anlatıp Avrupa'yı yerip Amerika'yı öven Lüblanlı Amin Maalouf'un okuduğum ilk eseri.

Film tadındaki eser Ömer HAYYAM'ın el yazması Rubaiyat'ının yazılış,çalınış,bulunuş ve sonunda Titanik ile birlikte okyanusun derin sularına gömülüş hikayesini tıpkı Titanik filmini hatta daha güzelini izlemiş gibi geldi bana.Çok zengin konusu ve hayranlık uyandıran kurgusuyla beni büyüm büyüm büyüleyen bir eserdi.Spoiler vermemek adına susma hakkımı kullanıyorum.Büyülendim.Sırada yine geç kaldığımı düşündüğüm Dünyayı titreten adamın mekanı olan Fedailerin Kalesi Alamut var,evet hemen peşine.

TİTANİC'TE RUBAİYAT!
DOĞU'NUN ÇİÇEĞİ,BATI'NIN ÇİÇEKLİĞİNDE!
EYY HAYYAM!
YAŞADIĞIMIZ ŞU GÜZEL ANI GÖREBİLSEYDİN!


Çok güzeldin :)
318 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10 puan·Ne Okusam'dan
Romanın içinde Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve faaliyetleri, Nizâmülmülk ün devlet yönetimi, Melikşah gibi şahsiyetlerin hayatlarından esintileri göreceksiniz. Tarihi bilgiler romana çok güzel yerleştirilmiş ve bağlanmış. Ömer Hayyam'ın kayıp eseri "Yazma" sını bulmak için serüvene çıkan adamın hikayesi anlatılıyor devamında. Son kısmı bayağı sıkıcı geçiyor ve son 10 sayfa yine tarihi bir olayla bağlanıyor ve kitap bitiyor. Hasan Sabbah ile ilgili anlattıkları ile benim kpss tarih bilgim arasında farklar oluşuyor. (Ramazan Yetgin'den dinlediğim bilgiler). Bu kısımda tabii ki Amin Maalouf'un dediklerine değil bana öğretilenlere inanıyorum. Çünkü tarih objektif değildir ve her millet kendine göre yorumlayabilir. Bunun dışında bazı yerlerde Türk ve Osmanlı nefretini açık biçimde gösteriyor yazar. Bu yüzden okurken o kısımlara takılı kalmayıp roman okuyor gibi okumanızı tavsiye ederim. Çünkü ben bir ara kitabı okumayı bırakmayı da düşünmedim değil. Genel itibariyle kitap son kısma kadar çok akıcı ve harika bilgiler vericiydi. Tavsiye ederim, iyi okumalar :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Nahide Dikel
Unvan:
Tasarımcı

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 45,6bin okur okudu.
  • 1.648 okur okuyor.
  • 23,6bin okur okuyacak.
  • 941 okur yarım bıraktı.