Böyle bir eseri bitirdikten sonra üstüne birkaç satır yazmamak usta yazara büyük kabalık olurdu diyorum ve kalemime sarılıyorum.
İlk görüşte göz korkutan, bu kitap biter mi dediğim resmen bir tuğla büyüklüğünde olan şaheseri kısa bir zamanda bitirmiş bulunuyorum.
Yer yer yükselip alçalan, heyecanlandırıp bir anda meraktan çatlatan enfes bir yapımdı. Dostoyevski bütün hünerini karakter ve durum betimlemelerinde, yeri geldiğinde hikayenin bir bölümünü kapı deliğinden gösterip hemen kafamızı çekercesine davranması özellikle kitabın sürükleyiciliğini canlı tutuyor. Yan karakterlere verdiği derin tahliller, onların bütünde kapladığı alanı gözetmeksizin incelenmesi ve bize sunulması ise zannımca ''böyle insanlar da var bak kendini bulabilirsin burada'' demenin farklı bir yolu. Adı geçmiş herkesle bazen dostane bazen de öfke dolu bağlar kurabildiğimiz eserin hoşuma giden en büyük yanı buydu. Özellikle Rus toplumuna büyük bir mercek tutması ve benim gibi farklı kültürleri, yaşayışları merak eden; öğrenmekten bıkmayan insanları tatmin eden bir yönü de bulunuyor.
Son sözlerimi biraz kişisel tutacağım ancak belki benim durumumda olan insanlara faydası olur diye yazmaya devam etmek istiyorum. Kafamın binbir türlü endişe ve hayal kırıklığıyla dolu olduğu dönemde, hiç de parlak olmayan yakın geleceği de düşünürsek insanı evinden alıp Rusya'nın fırtınalı gecelerine götüren, kah güldürüp kah hüzünlendiren bu yapıt kurtarıcım oldu. Eğer böyle bir dönemdeyseniz hiç durmayın bırakın kendinizi usta yazarın eline.
Hayatta her istediğimiz olmaz (acaba?) ama yaşamaya da devam etmek gerek. :)