Puan vermedi·324 syf.····Okunma: 22 Eylül 2021 23:50 Saramago okumayı uzun zamandır özlemiştim. Pek çok kişi tarafından “Körlük kitabının devamı” şeklinde nitelenen Görmek’in serinin ikinci kitabı şeklinde anlaşılmamasını belirtmek isterim en başta. Çünkü bu iki kitap tam olarak seri sayılmaz. Körlük’teki karakterler bu kitabın ikinci yarısında yavaş yavaş karşımıza çıkmakla beraber, tam olarak kitabın ana karakterleri olarak da görünmüyorlar. Zaten Saramago’nun şu ana kadar okuduğum üç kitabından hareketle, merkeze koyulup da etrafında olayların şekillendiği ana karakterlerin olduğunu tam olarak söyleyemem.
Kitap ülkedeki yerel seçimlerle başlıyor. İlk seçimlerde oyların %70’ten fazlası boş oy olarak çıkınca hükümet bunun iktidara ve demokrasiye karşı yapılmış örgütlü bir hareket olduğunu düşünüyor. Vatandaşların arasına muhbirler göndererek bu işi kimlerin yaptığını, insanların fikirlerini öğrenmeye çalışsa da insanlar aralarında anlaşmışçasına adeta ser verip sır vermiyor. Bir hafta sonra tekrarlanan seçimlerde bu defa sonuçlar daha da vahim: Ülkenin %83’ü oylarını boş kullanmış. Bunun planlı bir hareket olduğuna artık kesinlikle inanan hükümet ülkede sıkıyönetim ilan ederek çareyi başkentten ayrılmakla buluyor. Bunu yaparken başkentten itfaiye teşkilatı dışındaki tüm belediye çalışanlarını, polisleri, askerleri olmak üzere herkesi de çıkarıyor. Şehrin etrafını askerler sarıyor ve giriş çıkışlar kesin olarak kapatılıyor. Öyle ki temizlik elemanlarının bile işten çektirildiği kentte halk kendi evlerinin önünü kendileri temizlemeye başlıyor. Hükümetin buradaki amacı şehri ve boş oy kullanarak hükümete ve demokrasiye darbe vuran(!) halkı cezalandırmak; şehirde güvenlik açığı oluşturarak başkenti kargaşaya ve düzensizliğe açık hale getirmek. Ama işler hiç de hükümetin planladığı gibi gitmiyor; halkın içinde hiçbir kargaşa çıkmıyor, adeta “siz olmadan da düzen içinde yaşayabiliyoruz” mesajı veriyor insanlar. Romanın devamında hükümet bir günah keçisi arayışına başlıyor; hükümetin kendi içinde yaptığı toplantılarda bazı fikirlere katılmayan bakanlar istifa ediyor ve meydan özellikle başbakan ve iç işleri bakanına kalıyor dersem abartmış sayılmam diye düşünüyorum. Ondan sonra birtakım olaylar başkente birilerinin sızdırılmasıyla başlıyor.
Saramago o usta diliyle, alışık olduğumuz hiciv ve alegoriyi bol bol kullanmasıyla bu romanında da etkileyici bir anlatım sunmuş okurlarına. Arada bir yaptığı ince espriler, diyaloglar ve monologlardaki dokundurucu cümleleriyle beni yine hayran bıraktı kendisine. Tabi bu anlatımın geneline hâkim olan sert eleştirileri de romanın her yerine ustalıkla yedirmiş. Bu da onu okuyanların alışık olduğu klasik dili yazarın zaten.
Kitabı okuma sürecini ben kendi adıma ikiye ayırıyorum. Kitabın ilk bölümünü okumak benim için oldukça zor ve yorucu oldu. Yazar siyasi düşüncelerini ve sisteme yönelik eleştirilerini olayların akışı içinde kitabı anlatanın diliyle ve karakterlerin düşünceleri içerisinde yoğun olarak belirtmişti. Uzun cümlelerin sonuna geldiğimde başını unuttuğum, bazı cümleleri anlamak için üçer, dörder kez okuduğum çok oldu. Fakat kitabın ikinci yarısında olayların içine yavaş yavaş girmeye başladım ve nitekim ilk yarısına oranla cümleler daha anlaşılır olmaya başladı. Böyle olunca da daha da hızlı okumaya başladım ondan sonrasını.
Burada şunu da belirtmeliyim ki kitabın dilinin zorluğundan bahsederken yazarın nokta ve virgül dışında noktalama işareti kullanmaması nedeniyle okumanın zorlaştığını iddia etmiyorum. Yanlış hatırlamıyorsam Saramago bunu okurların kesinti yaşanmaması ve okumalarını hızlandırmak için tercih ediyormuş kitaplarında. Yazarın bu tercihi nedeniyle kitabı okumakta zorluk çeken birçok okur yorumuna rastlamakla beraber, benim bu konuda bir şikâyetim olmadığını da belirtmeden geçemeyeceğim. Sadece diyaloglarda kimi zaman karışıklık olabiliyor bu durumda, o kadar.
Körlük’le karşılaştırmak ne kadar doğru olur bilmiyorum ama Körlük bu kitaba göre daha fazla akıcıydı bence; karakterlerle, mekânlarla daha da bütünleşmiş, olay örgüsünün içine daha çok girmiştim onu okurken. Bu kitapta o durumu yaşayamamamın nedeni ise tamamen yazarın tercihi ve diline bağlı diye düşünüyorum. Zaten Körlük’e oranla daha az betimleme mevcut Görmek’te ve bu durumu fazlasıyla etkileyen etmenlerden birisi bence. Kitabı okurken bu durumun farkına vardığım andan itibaren olayların içine girmeyi deneme çabasını biraz daha azaltarak yazarın metnin içine yedirdiği mesajlara odaklanarak okumaya devam ettim o sebeple.
Hükümetin her türlü yaptırımına rağmen başkent halkının hiç istifini bozmadan, hayatlarında hiçbir değişiklik yokmuş gibi her zamanki düzenleri içinde uyumla ve göze batan kötü bir olay olmadan yaşaması dikkatime çarpan en önemli şeylerden biriydi. Bütün bunlara ve boş oy kullanımının da ülkenin anayasasında olan demokratik bir hak olmasına rağmen, hükümetin hala bu durumu yönetime ve demokrasiye karşı örgütlü ve planlı bir hareket olarak düşünmesi, bekledikleri ve bir türlü çıkmayan iç karışıklığı çıkarmak için en sonunda kendilerinin bir takım şehri karıştırıcı hareketlerde bulunmaları, bekledikleri ama bir türlü ortaya çıkarılamayan suçlu ya da suçluları masum olan halk içinden kendilerinin günah keçisi olarak seçmesi ve bunun gibi daha birçok durumda hükümet yetkililerinin kendilerini adeta komik duruma düşürmeleri yazarımız Jose Saramago’nun sisteme, düzene ve yönetime karşı duruşunun ve görüşünün büyük belirtileriydi. Kitabın her yerinde hissedilen ve kurguya başarılı bir şekilde yedirilen bu eleştiriler, Saramago’nun etkileyici diline olan hayranlığımı daha da çok arttırdı.
Kitabın sonu hakkındaki düşüncelerimi belirterek yazıma son vereyim. Spoiler vermeden bunu yapmaya çalışacak olursam kesinlikle böyle bir son beklemediğimi söyleyeyim en başta. Körlük’te olduğu gibi güzel bir son beklerken kitabın kendi açımdan olumsuz olarak gördüğüm bir sonla bitmesi beni büyük bir şoka uğrattı. Açıkçası beni tatmin eden ve içime sinen bir son da olmadı bence. Ben bu durumda yazarın yine vermek istediği mesaja odaklanmaya çalışarak güç kimin elindeyse genelde onun istediğinin olacağı mesajını vermek istediği kanısına vardım.
Körlük kitabını okuyan herkesin bu kitabı da kesinlikle okumasını tavsiye etmekle beraber, Körlük kadar akıcı olmayan ve olayların içine orada olduğu kadar girmenizin mümkün olmayacağı bir kitabın sizleri beklediğini belirterek yazımı burada noktalıyorum. Sağlıcakla kalın.