Puan vermedi·508 syf.····Okunma: 03 Ekim 2021 11:23 Herkese merhabalar...
Kitaba başlarken ki süreçle ortalardaki süreç biraz farklı. Şöyle ki: kitaba başlarken akıcılığın çok güzel sağlanabilmesine rağmen bazı bölümlerde farklı olayların anlatılmasıyla birlikte akıcılık biraz zarar görebiliyor. Şahsen ben okurken olaydan olaya atlaması beni akıcılığı yakalamam açısından biraz zorladı. Bazı karakterlerin Londra'dan Paris'e gelmesi, bazılarının da Paris'ten Londra'ya ya gitmesi ve karakter sayısının biraz fazlalığı gibi konular bazen zorlayabiliyor...
Niye iki şehrin onlarca hikâyesi, diye bir soru sorulacak olursa eğer. Çünkü işlenen konunun ele alındığı süreç Fransız ihtilali yıllarına denk gelmesiyle birlikte ortaya bir çok konunun, bir çok hikayenin çıkmasına sebep oluyor.
Kitapta; kimi zaman tutkulu aşklar, kimi zaman dostluklar, kimi zaman savaşlar, kimi zaman ölümler, kimi zaman duygusal olaylar, kimi zaman bağlılık, kimi zaman mutluluk....
Gibi onlarca konu işlenmektedir. İşte okurken insan kendini her an her yerde ve her an her duyguda bulabiliyor.
Bir kaç inceleme okurken daha çok Fransız ihtilalinin etkilerinin ve sonuçlarının incelendiğini gördüm. Kendi incelememde neyden bahsedeceğim beni biraz zorladı açıkçası. Çünkü hümanist bir bakışla genel bir değerlendirme mi yoksa kitapta daha çok ön planda olan bir durumu mu değerlendireyim diye ikilem arasında kaldım. Ben de dikkatimi çeken bir konu hakkında düşüncelerimi paylaşmayı seçtim. Belki daha farklı görüşler ortaya çıkararak kitabı okuyacak olan kişilere ve okuyanlara daha farklı bir şeyler ekleyebilirim.
Kitabı okuduktan sonra aklıma ilk gelen şey "ADALET" oldu. Çünkü adalet kavramının sadece bir kavramdan veya bir binadan veya bir kaç kişinin vereceği karardan ortaya çıkabileceğini söylemek biraz zor. Çünkü verilecek olan kararın uygulamaya koyulması kimi zaman bir masum insanı, kimi zaman bir babayı, kimi zaman bir anneyi, kimi zaman ise bir çocuğu etkileyebiliyor. Sonuçta her insana verilen tek yaşama hakkının sonlanmasına neden olabiliyor. (o zaman ki süreçten bahsediyorum)
Yani demem o ki kitapta da bahsi geçen giyotin aletinin her inip kalkmasıyla kimi zaman bir hayal, kimi zaman bir mutluluk, kimi zaman bir yaşam sona eriyor. En acısı da haksız yere ve işlenen suçun ortaya koyulamaması ile sonuçlanan ölümler oluyor bence.
Fransız ihtilali, 1. Dünya savaşı, 2. Dünya savaşı gibi dünya yaşamını etkileyen olaylarda insan hayatının ne kadar basit bir şekilde son bulabileceğini her kitaptan okuyoruz.
Gelişmişliğin getirdiği teknoloji, insanların kendilerini sürekli olarak geliştirdikleri, hayat kalitesinin arttığı bu zamanlarda bile adaletin ne kadar önemli olduğunu görmemek mümkün değil. Ki bunlara rağmen yine adaletin kimi zaman masum bir insanı cezalandırdığını, kimi zaman ise cezayı hak edip de elini kolunu sallayıp gezdiğine şahit olabiliyoruz.
Uzun lafın kısası "ADALET" ne bir bina, ne bir kaç insan, ne otoritelerin maşası, ne de bir kelimedir. Adalet vicdandır, hakikattir, doğruluktur, kimi zaman da yaşamdır.
Kesinlikle ve kesinlikle birden fazla okunmayı hak eden bir kitap olduğunu düşünüyorum. Tek okumayla az verim alınabiliyor...
Giyotinsiz bir yaşamın ama Adaletin hüküm sürdüğü yaşamların devam etmesi dileğiyle...
İyi okumalar sayın gerçek okurlar:)