·256 syf.··Beğendi
···Okunma: 27 Ocak 2021 13:09 Kitap hakkında yorum yapmadan önce biraz Sylvia Plath hakkında konuşmak istiyorum. Çünkü Sırça Fanus bence yazarından bağımsız düşünülebilecek bir kitap değil. Sylvia Plath, şiirlerinde ve yazılarında depresyonu, yalnızlığı ve zihinsel çöküşü çok yoğun şekilde işlemiş bir yazar. Ne yazık ki yaşamı boyunca ciddi ruhsal sorunlarla mücadele etmiş ve genç yaşta hayatını kaybetmiş. İnsan kitabı okurken bunu bilince, anlatılan her şey daha da ağırlaşıyor. Çünkü kitap yalnızca kurmaca bir hikaye gibi değil. Plath’ın kendi hayatından taşan bir iç döküş gibi hissettiriyor.
Öncelikle kitabın atmosferi gerçekten inanılmaz. Betimlemeler o kadar güçlü ki, okurken sahneler insanın zihninde tek tek canlanıyor. Hatta bana göre Sırça Fanus’un en etkileyici taraflarından biri, bu kadar karanlık bir ruh halini zaman zaman mizahi bir dille anlatabilmesi. İnsan bazı yerlerde gülümsüyor ama hemen ardından neden güldüğünü sorguluyor. Kitap okura garip bir suçluluk hissi bırakıyor; sanki Esther’in kırılgan zihninin içinde dolaşırken rahat hissetmek ayıpmış gibi.
Kitap boyunca Esther’in dünyaya karşı yabancılaşmasını, toplumun kadınlardan beklentileri arasında sıkışmasını ve giderek kendi zihninin içinde kaybolmasını izliyoruz. “Sırça fanus” metaforu da tam olarak bunu anlatıyor bence. İnsanlardan kopuk olmak, nefes alamamak, dünyayı dışarıdan izliyormuş gibi hissetmek… Plath bunu öyle güçlü aktarmış ki bazı satırlar insanın içine çörekleniyor resmen.
Bu arada kitabı okurken aklıma sürekli Girl, Interrupted geldi. Özellikle o kırılgan psikolojik atmosfer ve karakterlerin iç dünyası bana çok benzer hissettirdi. Esinlenme var mı emin değilim ama his olarak birbirlerini çağrıştırıyorlar.
Kitapta çok hoşuma giden detaylardan biri de isim meselesiydi. Sylvia Plath’ın kendisini Esther olarak yazması, Esther’in de kendi yazdığı hikayelerde başka bir isim kullanması çok katmanlı hissettirdi bana. Özellikle Esther ve Sylvia isimlerinin aynı harf sayısına sahip olması küçük ama etkileyici bir detaydı. Belki çok büyük bir anlamı yok ama karakterle yazar arasındaki o ince bağı daha görünür kılıyor gibi geldi bana.
Kitap bittiğinde içimde normal bir “kitap boşluğu”ndan daha farklı bir his kaldı. Çünkü burada anlatılan şeyler tamamen hayal ürünü değil; gerçek bir insanın zihninden geçen karanlığın izleri var. Bu yüzden okuması zaman zaman ağırlaştı benim için. Ama tam da bu yüzden unutulmazdı.
Ben şahsen çok etkilendim ve kesinlikle öneririm. Özellikle karakterlerin iç dünyasını okumayı seven insanların uzun süre aklından çıkmayacak bir kitap olduğunu düşünüyorum.