kitabın başlarında bitkin ve sandalyelere yayılmış insanları güzel bulan karakter, kitabın sonunda da o bezginlikle hareket edemeyen insanların içinde. kitaptaki huzursuzluk tanımını okuyunca aa bu bende hep varrr dedim; kapalı alandan açık alana açık alandan tekrar kapalı alana geçip gitmeyi istemek, birşeyden kurtulmaya çalışmak veya birşeyi beklemek bilmiyorum hangisi. ama ebedi huzursuzluk :d. karakterin sevgilisiyle ve toplumla bir uyumsuzluğu var ama ben okurken o uyumsuzluğun karakteri bi psikiyatri kliniğine yatırtacak düzeye ulaşacağını tahmin etmemiştim, kendisinin söylediği gibi acaba akut anksiyete mi sebep oldu yoksa daha yavaş mı ilerledi ben bunu kestiremiyorum. ama bence kitabın en en güzel kısımları o ekmekli kısımdan itibaren başlıyor.
kitabı okurken kendimle ilgili de yeni yeni gelişen bir şeyi farkettim, karakterin örneğin kültür dairesinde ve işyerinde ve iş başvurusu yaparken de bildik normal tepkilerin dışında deliliğe kayan tepkiler veresi geliyor ya, onu çok iyi anladım. yani böyle bir öfke nöbeti gibi değil de iyi günler demek kadar doğal bir tepki gibi sınırda tepkiler versek dehşetimizi öfkemizi belli etsek ama son derecce sakince yapsak bunu ne olur hani ne değişir, bu düşünceyi bu aralar içimde hissediyorum biraz artık hayatın dayanılmaz olması ile hayatı umursamamaya başlamak arasındaki bir yerde insanın içine doğan bir tepkiymiş gibi. (ya da belki lise felsefe hocamın kehanetine yaklaşıyorum :d)
güvenlik görevlisinin kendisini takip etttiğini sanırken, deliliğim bir an güvenlik görevlisi maskesiyle beni yakalamakla korkuttu tahminime göre hastayım dediği kısmı da çok beğendim, anksiyete bu ya gerçekten yaşayan bilir delirdiğinizi hissediyorsunuz ama kendinizi o düşüncenin gerçekleşme ihtimaline(%5 filan) inanmaktan da asla alamıyorsunuz.
aslında bu kitapta başlangıçta etrafı gözlemleyen ve biraz uyumsuz bir karakterin yavaş yavaş deliliğin eşiğine gelişini okumak benim çok hoşuma gitti, delilik dediysem de böyle aaa biraz daha buna maruz kalırsam çıldıracağımdakine benzer bir hal. karakterin kendini tanımlarken kendini fazla sık teselli ediyorsun demesi çok hoşuma gitti, tiyatroya gittikleri kısım yine öyle. traduelle ilişkilerini düşündüm hatta sanki taraf tutmam gerekmiş gibi hissettim baştan beri niyeyse, yani o ilişkide de bi olmamışlık vardı, içsel yalnızlıkların dışsal yalnızlığa taşması gibi birşey. karakterin iyi bir hayat beklentisi ile ilgili görüşleri ve dehşete kapıldığı şeylerle içsel bir bağ kurdum :d kitabın ismi çok güzel, yavaş yavaş ilerleyen o ruh delirmesini okumak da güzeldi. 8/10