Puan vermedi·100 syf.··Beğendi
···Okunma: 20 Ekim 2021 23:19 Bu ay Atlas’ın satırları arasında gizlenmiş bir cümle, Japon anime ustası Hayao Miyazaki’nin Prenses Mononoke filmi için ilhamını, Japon
Takımadaları’nın güney ucundaki Yakuşima Adası’ndan aldığını haber
veriyordu. 1997 tarihli film, orman kaynaklarının acımasızca tüketilmesini; ormanın ruhu, orman tanrıları ve demir madeni çıkarmak için onlarla çatışan insanlar üzerinden anlatıyordu. Hikâye, her yanı yosun tutmuş, ulu ağaçlarla kaplı şiirsel güzellikte bir ormanda geçiyordu. Beyaz kurtların büyüttüğü kurt
kız Mononoke, “kodama” denilen küçük beyaz ağaç ruhları, öfkeli ve gururlu yaban domuzları ile bu ormanın kökleri, Miyazaki’nin de bizzat ziyaret ettiği Yakuşima’nın Yosun
Ormanı’na uzanıyordu.
Japon folkloründe, ağaçların onları kesen insanları lanetlediğine
dair bir inanış var.
Kerestenin yoğun kullanımı sebebiyle ülkede orman yönetimi Edo
döneminde (1603–1868) başladı. Bu dönemde ağaç kesmek yürek isterdi. Cezalar öyle ağırdı ki, “bir hinoki ağacına bir kelle” gibi bir
deyiş bile türemişti. İkinci Dünya Savaşı sırasında ülke ormanları önemli ölçüde
zarar görse de Japonya’nın üçte ikisi bugün hâlâ ormanlarla kaplı.
O dönem yapılan bir söyleşide, Miyazaki’ye bu eski inanış sorulmuş. Yanıtı
şöyle: “Yakuşima’ya gittiğimde, insanların ağaçları kesmediğini öğrendim.
Çünkü bunu yaparlarsa lanetleneceklerini düşünüyorlardı. Evlerine ekmek
götüremedikleri için bir keşiş onlara ağaçları kesip satmalarını önermişti ama
yine de yapmamışlardı. Tesadüfen adada olup onlara bunu öneren bir kişidense,
böyle bir kararı ada halkı olarak vermeyi tercih etmişlerdi.”
Ada halkının geçmişteki doğru kararları, Yakuşima’ya, eşsiz doğal varlıklarıyla
UNESCO Dünya Mirası statüsü kazandırmış. Ada ekonomisi, doğaya saygıyı esas
alan bir turizm anlayışıyla dönüyor artık. “İnsan güçlendikçe fazlasıyla kibirli bir
hal aldı” diyor Miyazaki, “Yakuşima insanında bu kaybolan kökler duruyor...”
İnsan güçlendikçe değişti. Peki, insanın dünyada değiştiremediği bir yer kaldı
mı? “Dağların derinliklerinde, pek çok farklı şeyin hayat bulduğu, insan yüzü
görmemiş kutsal bir yer olduğuna hâlâ inanıyorum” demiş yönetmen.