·272 syf.··Beğendi
···Okunma: 20 Ekim 2021 15:31 Amerikalı yazar John O’Hara ile tanıştım! Bu tanışıklık ne kadar sürer bilmiyorum. Maalesef kitapları dilimize çevrilmemiş. 1934’te yazmış olduğu Samarra’da Randevu ise ilk romanı. Ve ünlenmesine de neden olan bir kitap bu. Birkaç eseri daha var umarım onları da okuyabiliriz. Kalemini ve samimiyetini sevdiğim bir yazar oldu çünkü. Gazetecilik yaparken öyküler yazmaya başlamış. Daha sonra film eleştirmenliği ve radyo spikerliği de yapmış. Ve köşe yazarıyken öykülerini yayımlama fırsatı bulmuş John O’Hara.
Hem Hemingway hem de F. Scott Fitzgerald kalemleriyle tanıştığım için ikisinin ortasında tat veren bir yazar olduğunu hissettim. Ve onlardan biraz farklı; çekincesi sakıncası yok. Oldukça açık ve geniş. Amerikalı halini kesinlikle yansıtıyor. Sanki günümüzden bir roman okuyorsunuz ama olaylar 1930’larda geçiyor siz düşünün artık. Gereksiz detaylara girse de aslında mantıklı buldum bu lüzumsuzlukları. Çünkü öyle bir ustalık eseri ki bu! Merak ettiriyor, sona gelmenizi istiyor ama taşlar koyuyor önünüze. O engelleri aşıp aşmamak okura kalıyor böylece. Julian ve Caroline’in ilişki süreci ve hayatlarında neler olacak merakıyla o taşları tek tek indirdim ve sona geldim. Bam! Gerçekten mükemmeldi. Sizleri daha fazla delirtmeden şu bahsettiğim karakterleri anlatayım artık. Kitapta çok fazla karakter var ama hepsi birbiriyle ilişkili. Kimse boş yere sizin kafanızda yer etmiyor emin olun.
Gibbsville cemiyet hayatında sosyetik dans partilerinin önemi çok büyük. Noel’i kutlamak için yapılan bir dans partisinde Julian aşırı alkol tüketiminin ve bencilliğinin verdiği tavırla bir olaya neden olacak ve tüm Gibbsville bu olayla çalkalanacak. Julian ve Caroline English çiftinin önüne zorlu bir sınav çıkıyor bu yüzden. Bu çift ve toplum yaşanan bu olayı atlatabilecek mi? Kim dost, kim düşman kendini belli edebilecek mi? Yazar samimi anlatımıyla toplumdaki kaymak ve alt sınıf tabakasının arasındaki uçurumları, din ve ırkçılığı, kadın ve erkek ilişkilerini çarpıcı ifadeleriyle yüzümüze tokat gibi vuruyor. 271 sayfalık kitap üç günü anlatıyor ve bence engellenebilirdi her şey, önemsiz bir olayın niye bu kadar abartılıp Julian’ın başında patladığını anlayamıyorum. Aşırı alkol tüketmek ve cömert bir hayatın sunduklarını başka bir yerde aramanın sonucu mu bunlar? Umarım bir gün daha çok okunur…