“Zalimin zulmü mazlumun sabrını, mazlumun sabrı zalimin zulmünü artırmaya başlayınca; zalim istediği kadar zulümde özgür, mazlum da tahammül edemeyeceği kadar sabra mecbur olunca, iş sırası kime gelir? Şüphesiz, intikam alan Allah'ın kahredici gayretli adaletine!”
Türk Edebiyatı Klasikleri tutkunları, toplanın! Ebubekir Hâzım Tepeyran’ın idari görevleri nedeniyle bulunduğu yerlerde edindiği izlenimler ile hatıralarından beslenerek kaleme aldığı, dönemin ‘köy romancılığında’ yeni ve sayılı kilometre taşlarından birisi olan “Küçük Paşa” ile devam ediyoruz serimize.
Anadolu'nun küçük bir köyünde yaşayan yeni anne olmuş Selime, İstanbul’da bir paşa konağında doğacak bebeğe süt annelik yapması için çağrılır. Beraberinde getirdiği oğlu Salih, burada Büyük Paşa tarafından âdeta evlat gibi sevilir, “Küçük Paşa” lakabıyla çağırılır. Salih, ailesi köye döndükten sonra da onun himayesinde konakta yaşamaya devam eder. Ta ki paşanın ölümünün ardından Salih’i artık konakta istemeyen paşa karısı Naime Hanım, onu kapının önüne koyana dek. Hiç tanımadığı köyüne ve hatırlamadığı ailesine dönen küçük Salih'in hazin öyküsü bundan sonra başlayacaktır...
Siyasetçi ve yazar Tepeyran; sanat ve edebiyat değerinden ziyade konuyu ön planda tuttuğu Küçük Paşa adlı tek romanında, dönemin Anadolu’sunun halledilmeyi bekleyen birçok sorunuyla yüzleşmemize vesile oluyor. Yüzyıllardır ihmal edilmiş ve ezilmiş olan köylünün çilesini, canlı ve çarpıcı bir tahlil gücüyle gözler önüne sermeyi başarmış olması da bu durumu kanıtlar nitelikte. Ayrıca köylüleri konuştururken şive kullanması da samimi bir hava katmış esere. Salih’in başına gelenlere üzülmemek, Naime Hanım ile Haççe’ye saydırmamak elde değil okurken. Klasikten şaşmam, diyen ve dram yüklü kurguları severek okuyan kitapkurtlarına muhakkak öneriyorum. Eh, milletin Küçük Prens’i varsa bizim de “Küçük Paşa”mız var, değil mi? Kitapla kalın, hoşça kalın.