Cengiz dağcı ' yı ilk defa okuyorum ;Eserini okurken duygu geçişleri olarak çok yoğun ve bir okadar hızlı geçişler var. Anlatım tarzını ise daha çok Aytmatov'a benzettim...
Eserde Polonya'nın 2. Dünya Savaşı'nda Almanların işgaline uğraması , bir yandan da Rusların Polonyayi Almanlardan almak isteyince Polonyalıların ayaklanma girişimleri ve bunlar yaşanırken birer birer kaybedilen yakınlar ... Araya serpiştirilmiş aşklar ... Bu çerçevede devam ediliyor ...
Yazarın sorduğu sorular ; - Böyle bir ortamda yaşama umudunu diri tutacak olan nedir?
- Vatan sevgisimi ?
-Ask mı?
-Yoksa günden güne örselenen insanlık mı?
Aklıma eseri okurken gelenler : İsmet İnönü'nün 2. Dünya savaşına girmemek için verdiği mücadeleler ... Çakmak hattının kurulması ... Türkiye'yi ateşe çekmek için yapılan konferanslar ( Tahran , Moskova,2.kahire ) ...
Ve Mustafa Kemal Atatürk'un şu sözü geldi " Harp zaruri ve hayati olmalıdır. hayat-ı memleket tehlikeye ma'ruz kalmadıkça harp bir cinayettir."