Gönderi

SALiH HOCA
Annesinin hazırladığı kahvaltıya bakarken canı hiçbir şey istemedi. Sadece incecik çay bardağının içindeki buğusu tüten, mis kokulu çayı içti. Bu toprak damda ana-oğul birlikte yaşıyorlardı. Babası 1974’te ölmüştü; öleli beş yıl olmuştu. Çiftçilik yaparak karı koca, en küçük çocuklarını okutmuşlar; öğretmen olarak bu küçük kasabaya gelmesini beklemişlerdi. İki ablası evliydi; biri İstanbul’daydı. Diğeri annesine yakın oturuyordu. Yeşilgöze ilçesine ilkokul öğretmeni olarak geldikten bir yıl sonra babası ölmüştü. Salih Hoca’nın annesi de artık yetmişine merdiven dayamıştı. Fedakâr, cefakâr bir anne ifadesinin vücut bulmuş hâliydi. Salih bir aydır sürekli düşünceliydi. İştahı kalmamıştı, uyuyamıyordu. Yirmi yedi yaşındaydı ve belki bir daha hissettiği bu güçlü duyguyu yaşayamayacaktı. Ne yapabilirdi? Ayşe’ye açılamamış, onun bakışlarına karşılık verememişti. Ayşe, yirmi dört yaşında, lise mezunu; iki yıldan beri aynı okulda vekil öğretmenlik yapan, ilçenin jandarma komutanının kızıydı. Aşkını söylese; “Ben Salih Hoca, sana tutuldum. Ay yüzün gözümün önünden gitmiyor; lakin hiçbir şeyim yok, anamdan gayrı. Bir başımıza, topraktan evlerin olduğu mahallede öğretmen maaşımla geçinmeye çalışıyoruz,” dese ne derdi? “Anam Türkçe bilmez, sen onu anlamazsın; ailen beni istemez,” dese ne derdi? Günlerdir içini yakan sevda ateşinden kurtulamıyor; arada sazını alıp “Esmer navê te şêrîne, Hezkirina te birîne” (Esmer, adın şirindir; Sevdan yaramdır) şarkısıyla derdini evrene duyurmak istiyordu. Günler geçmeye devam ediyordu. Beş derslikli okulda müdür yardımcısı olmuştu. Bir kere Ayşe Öğretmen’in okula çağırdığı velilerle arasında tercümanlık yapmıştı. Onun veliyi dinlerkenki sakin ve derin hoşgörüsü, Salih Hoca’yı aylar sonra umutlandırmıştı. Sadece aynı okulda onun varlığını bilerek bulunmaya razı bir durumdayken, uzun zamandır bastırmak istediği, kaçmaya çalıştığı duygu yeniden canlandı. Yıl sonu yaklaşmıştı. Ayşe Öğretmen, babasının kasabada kalma süresinin bittiğini, seneye gideceklerini söylediğinde ne yapacağını bilmez bir hâlde bütün kasabayı üç kez baştan sona dolaştı. Uykusuz bir geceden sonra evlenmek istediğini söylemeye karar verdi. İçinde mahpus olan duyguyu özgürlüğe kavuşturacak bir kuş olup, o giderken arkasından gönderecekti. Yoksa o duyguyla birlikte kendisi de tutsak kalacaktı ömür billah. “Ben,” dedi, “uzun zamandır seni aklımdan, gönlümden, hayalimden atamıyorum. Gitmeden bunu söylemek istedim. Mutlu olmanı diliyorum, güle güle.” Ayşe Öğretmen ayağa kalktı; gözlerini onun gözlerine dikerek, “Beni istet o zaman. Biliyorum, güç olacak ama ben bekleyeceğim,” dedi ve çantasını alarak sakince yanından ayrıldı. Salih, üzerinde siyah damatlığı, omzunda kırmızı yazmasıyla mahallenin ortasında bir sandalyeye oturtulmuştu. Etrafında halay çeken arkadaşlarına, mahallenin insanlarına bakıp yaşadıklarını düşünüyordu. Birazdan düğün alayıyla gelini Ayşe’yi almaya gidecekti.
Edebiyat
··
463 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.