Neredeyse bende hastalık haline geldi. Çoğunluğun baktığı yerden başka bir yer arıyorum kendime. Kalabalık benim bakışımı engelliyor.
Kitap hakkında yazılanları okudum. Hepsi klişe! Pasif direniş, tercih kabiliyeti filan. Gariptir böyle şeyler insanların ilgisini çekiyor. Bakış açısı konusunda ekşi sözlük yazarlarını instagramdakilerden kesinlikle üstün buldum. En azından okunması için yazıyorlar...popülarite denen kavram instagram'dan daha az hissediliyor.
***
Katip Bartleby'nin ölümünden sonrası asıl benim ilgimi çekti. Yazar, hikayeyi bitirdikten sonra ayrı bir parantez açıyor... Bence bu kısa hikâyenin en uzun kısmı aslında bu pasajdı!
Bartleby'nin ölümünden sonra yazarın kulağına bir söylenti gelir.
ABD posta hizmetleri tarafından1825 yılında bir 'sahipsiz mektuplar' bürosu açılır. 2006'ya gelene kadar bu büroda 90 milyon mektup birikir. Sahipleri belirlenemeyenler, içlerindeki değerli şeyler çıkarıldıktan sonra müşteri gizliliğini korumak üzere yakılır.
Alın size upuzun bir hikâye!
"Sahipsiz mektuplar! ölü insanları andırmıyor mu bu? Mizacı ve bedbahtlığı yüzünden umutsuzluğa meyilli bir adam düşünün; bu umutsuzluğu, sürekli sahipsiz mektuplarla uğraşıp onları alevlere atmaktan daha çok körükleyecek bir iş olabilir mi? Çaresizlik içinde ölenler için gelen af, umudunu yitirerek ölenler için gelen umut, yaşadığı felaketin yaralarını saramayıp ölenler için iyi haber vardır zarfta. Hayati vazifelerle ölüme koşar bu mektuplar..."
Bu pasaj neden bitmiş bir hikâyenin sonuna yerleştirilir? Her ölüm, geride kalanlar için sahipsiz bir mektup değil midir? Hayatî vazifelerle ölüme koşan mektuplar! Ne güzel bir ifade. Herkes buradan itibaren kendi hikayesini yazabilir artık!