Kasım Ayı Öykü Etkinliği
#143121611 ''Fakat Müzeyyen bu derin bir tutku'' demiştim ben :D Keyifli okumalar :) ~ Şakacı Birisin Sen ~ Adımlarını sıklaştırdı, kesik kesik aldığı nefeslerin ardından ağzından kuru bir öksürük kaçarken bir eliyle taş duvarlara tutundu. Rezil ve pejmürde halini saklamak ister gibi gözlerini kapattı. Gözler kapanınca insan görünmez olurdu kuralını düşledi; ah ama bu yalnızca acizlerin kuralıydı, aciz değil miydi? Kafasındaki aşağılayıcı düşünceleri savurmak ister gibi az önce öksürüğü için ağzına kapanan elini, uzun süredir yıkanmadığı belli olan saçlarının içine daldırdı. O derisinin altındaki buruşuk salyangoz yuvasını dağıtmak istedi, her şey onunla var değil miydi bu dünyada, o değil miydi bütün hakimi bedenin? O yoksa yoktu hiçbir şey, bunu bile bile kurmasına izin veriyordu insan tüm yaşamını. İnanıyordu ne derse, Tanrı değil miydi bilinç? Tekrar serkeş bir halde ara sokağın yanından yürümeye devam etti, gözleri açıkken kaldıramıyordu bu dünyayı, kapalıyken de dünya onu kaldıramıyordu, pata küte düşürüyordu bir merdivenden, bir delikten, bir rahimden.. Kapısının birkaç kez kırıldığı belli olan kerpiç yapılı bir eve girdi, ufak bir su göleti ile konuşan kızını es geçerek evin duman çıkan tek odasına yöneldi, oradaki kadının küf yeşili gözlerinde nefretle karışık bir acı vardı. Yarım kalmış bir hikayenin hırsı, gözlerinde küflenmişti. Adamı hasta ediyordu bu gözler, onda intihar etme isteği uyandırıyordu. Yere düşen bir tencere bozdu bütün ufak sesleri. Kadın mırıldanarak kaldırdı yerden tencereyi, ‘’Bazen,’’ dedi kadın, ‘’…bir şeylerin olmayışı kaybı katlanılır kılıyor, olmayış, kaybın anlamını götürüyor.’’ Adam yalnızca dinledi, o tencere ne ise kendisi de oydu kadının gözünde, belki de tek farkı, düşerek ses çıkarma özgürlüğüne bile sahip olamayışıydı. Bu özgürlüğe sahip olduğu tek zamanda ise yine bir kadına bağlıydı, onu kestiklerinde basmıştı çığlığı, sahi basar mıydı feryadı yine bu küf yeşili gözlerden düşerken… ‘’Bugün yine konuştum Tanrı’yla, parayı ondan alamayacağımı çünkü hiç parası olmadığını söyledi. Şarap istediğimde ise bir fıçıya çaktırdı şimşeği iç dedi. Anlayacağın o da hırsız benim gibi.’’ Adamın ağzından çıkan bu cümleler her nefes tonlamasında kadını tiksindiriyordu. Suyun içinde buruşmuş parmakları ile kırık mutfak tezgahını sıkarak, ‘’Konuştuğunun Tanrı olduğuna nasıl bu kadar emin olabilirsin, Tanrı’nın hiç parası olmaz mı yoksa bu Tanrı zenginlerin Tanrı’sı mı?’’ deyip adamın salyangozuna şüphe tohumu ekti. Adam bu şüphenin etkisiyle birkaç adım uzaklaştı kadından, ‘’Tanrı’ydı’’ dedi, ‘’…benim gibi bir adamla onu yaratan harici kim konuşur ki hem zenginleri o da sevmiyor, parası olmayan bir Tanrı zenginleri nasıl sevsin?’’ Sözlerinin ardından kadınının alaycı gözlerine daha fazla dayanamadan uzaklaştı, ev üstüne üstüne gelmeye başlamıştı, küçük kızının anlayışlı bakışının ağırlığı da eklendi bu alayın üzerine, usulca evden çıktı. Tanrı’yı bulabileceği tek yere koşar adım gidiyordu. Ayağı yerdeki bir ufak taşa takıldı, yere yuvarlanırken gözlerine hücum eden yaşları bir çocuk masumiyetiyle dudaklarını ısırarak geri itti. Tutunduğu toprakta bir para buldu, aldı cebine attı onu. Hızlıca kalkıp kanayan dizine aldırmadan devam etti yürümeye, kendinden güçlü bir varlığa hesap soracaktı, dizleri yara bere içinde, akmayan gözyaşları şakaklarını zonklatırken hesap soracaktı o… Çocuk sesleri sıklaşırken derin bir nefes aldı, parkın içine girmeden önce o insaniyetin verdiği gururla saçını düzeltti, içini dışını bilen birine karşı bile iyi görünme çabası değil miydi insanı iki yüzlü kılan? Toprağın üzerinde bir tırtılın ona seslendiğini işitti, ‘’Ne o karın paramın olmayışından pek memnun kalmadı herhalde?’’ adam koşarak ulaştı ona, toprağın içerisine girişini engellemek için bir dal parçası koydu önüne, ‘’Sen,’’ dedi titreyen sesiyle, ‘’Tanrı değilsin, sen Tanrı gibi davranan bir iblissin ve ben artık uyandım.’’ Gözleri inatla kapanmıyordu, kapanırsa bırakacaktı sularını dünyaya… Bedenin su sızdırması bir tür hataydı sanki ve o bu hata için fazla yetişkindi. Tam o esnada birkaç damla düştü toprağa, insandı işte, kendi bedenine bile hakim olamayan bir yarım varlıktı. Topraktaki su birikintisine düşen birkaç damlaya odaklanırken yanındaki çocuktan geldi ses bu defa, ‘’Demek ben bir iblisim ve sen artık uyandın,’’ dedi 4 yaşlarında bir oğlan çocuğu, elinde tuttuğu su tabancasını adamın alnına doğrultmuştu. Adam nefesini tuttu, ‘’Uyan o zaman!’’ dedi gür bir ses bu defa, ses su tabancasından çıkan sudan geliyordu. Adam kendini ikinci kere düşerken buldu.. Cebindeki para su birikintisine savruldu. Yoğun bir ses dolanıyordu varlığında, bedeninde bir hışırtı vardı, üzerinde dayanılmaz bir koku ve her yerinde bir el… Sonra sıkıştırılarak karanlık bir yere itildi. Neredeydi? Neden göremiyordu hiçbir şeyi, bu aptal gözleri olmamasına rağmen nasıl algılamaya devam ediyordu her şeyi? Ne kadar süre orada kaldığını bilmiyordu, uyku sahi uyku yok muydu bu bedende? Bir anda çıkarıldı aydınlığa, sadece bunu algılıyordu görmeye dair; aydınlık ve karanlık. Bir elden başka ele geçti, sonra başka bir çekmeceye, oradan tekrar hızlı giden bir şeyin içine atıldı, biraz sonra yere düştü, düşmesiyle geri alınması bir oldu. Anlaşılan kaybolması istenmeyen bir şeydi. Neydi o? Küf yeşiliydi hissediyordu bunu, küf yeşilinin laneti üzerindeydi anlaşılan. Canının yandığını hissetti derin bir ‘’Ah!’’ dedi. Sonra üzerine bir bant yapıştırdılar, ve böyle ne kadar zaman oradan oraya savrulduğunu ne kadar çok ‘’Ah!’’ dediğini unutur oldu. Acıyordu bir şeyleri ama bu şu anki zararlardan değildi, bir şeyler kırılıyordu özünde, kırgınlaşıyordu gitgide. Bir gün yine bir çekmeceden çıkarıldı, tekrar düştü yere bu sefer aynı hızla alınmadı yerden, sonra üzerine bir ağırlık bindi ve tekrar bir el, tekrar karanlık. Bir süre sonra düşerek ıslak bir dokuya temas ettiğinde rüzgarın ahenginde o tanıdık sesi duydu; -‘’Ne o parayı sevmemiş gibisin?’’ -‘’Sevgiyi veren sen iken sevmemek benim elimde midir? Ol dediğinle var olduğum tüm varlık alanlarında hükmedici sen değil misin? Sana benzeyen küçük tanrılarının oyuncağı para iken senin oyuncağının hala insan olması beni sana dair şüpheye düşürüyor ve ürpertiyor... Kendini bir daha yarat ey Tanrı, bu sefer oyun oynama ihtiyacın olmasın. Senin oyuncağın olmaktansa insanların oyuncağı olmayı tercih ederim, onlar harcarken kendimi değerli hissetmiyorum belki, ama sen harcarken tüm özümle değersizleşiyorum, bırak beni para olarak kalayım, belki bu onulmaz bir yara açacak tinime fakat para olmak insan olmaktan daha az dokunuyor haysiyetime…’’ Tanrı’nın güldüğünü duydu, ‘’Ya sensen Tanrı?’’ dedi o ses. Suyun ıslaklığı ile giderek batan para, ‘’Hiçlik isterim o halde’’ diye fısıldadı, ''...her şeye sahip olabilecek bir varlığı hiçlikle cezalandırmak keyifli olacaktır.'' Hiçliğe savruldu Tanrı ve beraberindekiler… *** Hiçlik Postası ‘’Yaşlı ve yorgun, istemekten sıkılmış Tanrı, bir gün çok fazla merhamet gösterdiği için boğuldu, merhameti utanç tanımazdı onun; en kirli köşelerime dek sızmıştı o. Bu fazla meraklı, fazla sırnaşık, fazla merhametli tanrı mecburdu ölmeye. Beni sürekli görüyordu o: Ya böyle bir tanıktan intikam almak ya da kendimi öldürmek istedim. Her şeyi gören, insanı bile gören Tanrı: Mecburdu o ölmeye! İnsan böyle bir tanığın yaşamasına tahammül edemez.’’ Kadın elindeki gazeteyi masaya koyarak yazılanlara gülümsedi, ''Yine,'' dedi, ''...yine birileri beni öldürmüş.'' Küf yeşili gözleri havada savrulan bir kağıt paraya takıldı, elmasını ısırırken keyifle gülümsedi.
1000Kitap
··
7,5bin Gösterim
6 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Δες Τινα
Gönderi Sahibi
Bana ilham veren şarkımı eklememişim :D m.youtube.com/watch?v=cmQoBWo... “Şakacı birisin sen Şakayı seversin sen Biriktirip biriktirip cebinden birini bana verecekken Koca bir nah bana Koca bir nah yine” :D
Δες Τινα
Gönderi Sahibi
Hiçlik Postası'ndan yayınlanan ''Yaşlı ve yorgun tanrı..'' ile başlayan tırnaklı kısım Nietzsche'ye aittir. Seni hikayelerime alet ediyorum Nietzsche, nasıl seviyorsam artık :)
Tanrı diyince aklıma yine Lucifer geldi. Orada, Tanrı emekli olup başka diyarlara gitti. Aslında en iyisini yaptı. Kafasını dinliyor şimdi :D.
Δες Τινα
Gönderi Sahibi
:D
Sen Stefan zweig mısın? Knut hamsun musun? Bir an kendimi Zweig satranç kitabını okuyor gibi hissettim. Sonra da Knut Hamsun'un açlık kitabına da benzetiyorken bir anda aç olduğum aklıma geldi. Biraz yoğurt yedim de bu yanılsamadan kurtuldum :D ( Şaka, belki de değil :D ) Karakterlere isim vermediğin için kurguda yer yer kafam karıştı. Kim küf yeşil gözlü kim değil diye afalladım. İkinci kere bakınca adamın kızı olduğunu fark ettim :D Ha bir de kadın varmış demeye başladım :D Valla oğlan çocuğunu da şimdi gördüm. Bana hep diyorsun ya bir kitaptan bir kesit gibi yazıyorsun diye. Seninki de ona benzemiş. Ana temaya odaklanmamızı istiyorsun ama betimlemelerden sıyrılıp da tamamen odaklanamıyorum. Bence verdiğin mesaj ile betimlemelerin bağı o kadar sıkı ki ayrım yapmakta güçlük çektim. Belki daha ayrık ve net olabilirdi. Belki de ben toy bir yazma işçisi olarak ( evet ben yazma işçisi, emekçisiyim :D ) salt olay örgüsü üzerinden ilerlediğim için bana karmaşık gelmiş olabilir. Eline sağlık. Bu arada bir şey sormak istiyorum. Senin soyadın neydi?
Δες Τινα
Gönderi Sahibi
Cümle cemaatin lafını etmişsin ben bunu görmemişim :D ayıp ifşalara başlamışsın, kimseye güvenemeyecek miyiz ya?! Herkes ifşacı olmuş 🔪 Yok.