Ekim ayında okuduğum üçüncü kitap Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Orhan Pamuk'un Kırmızı Saçlı Kadın adlı kitabıydı. Açıkçası okumaya başlamadan önce yazara karşı biraz önyargım vardı. Gerek Türk milletine gerekse Atatürk'e laflar sokarak kitaplarında bunu açıkça dile getirdiğini bir iki yerde okumuştum. Buda kitaplarına karşı önyargımın oluşmasına neden oldu.
Kitaba geçecek olursak; Kırmızı Saçlı Kadın Orhan Pamuk'un 2016 yılında yayımladığı roman. Kitaplarda yer alan efsaneler ile ailevi ilişkileri bağdaştıran bunları bir harman haline getiren bir kitap.
Konusu
Kırmızı Saçlı Kadın romanında, okuru ilk olarak 1980’li yılların İstanbul yaşamı karşılıyor. Romanın başkahramanını ise ailesinin tek çocuğu olarak büyüyen Cem adlı bir genç oluşturuyor. Cem’in babası, geçimini eczacı olarak sağlamasının yanı sıra birtakım siyasi oluşumların içerisinde de yer alıyor. Ve bir gün asla geri dönmemek üzere ortadan kayboluyor. Bunun üzerine Cem ve annesi, bir müddet İstanbul’da geçinmeye çalışıyor. Bu esnada Cem de kitapçıda çalışarak edebiyata ilgi duymaya başlıyor. Ancak ilerleyen yaşamında onu bambaşka sürprizler ve kırılma noktaları bekliyor.
Cem ve annesi, maddi sorunlarından dolayı Adapazarı’na yerleşmek durumunda kalıyor. Romanın odak noktasını oluşturan olaylar ise burada başlıyor. Şehre geldikten sonra para kazanmak amacıyla bir kuyucu ustasının yanında çalışmaya başlayan Cem, iş için gittikleri Öngören kasabasında bir tiyatro ekibi ile karşılaşıyor. Ekip arasında ise en çok kırmızı saçlı bir kadın dikkatini çekiyor. Daha sonra onunla tanışmak için büyük bir fırsat yaratan Cem, çok geçmeden Kırmızı Saçlı Kadın ile yakınlaşıyor. Aralarındaki ilişki bir defalığına mahsus olsa da genç adam, Kırmızı Saçlı Kadın’ı hayatı boyunca zihninde yaşatıyor. Ancak bu yaşanmışlıktan kalan tek hatıra, Kırmızı Saçlı Kadın’ın hayali olarak kalmıyor.
İnceleme
Kitaba başlarken beklentim düşük olarak başladım. Ve dedim ki eğer kitap beklediğim gibi çıkmazsa boşuna kötü diye üzülmeyeyim. İncelememi de bu doğrultuda ikiye ayırmak istiyorum. İlk kısımda kitapta beğendiğim yerleri ele alacağım. İkinci kısımda ise beğenmediğim yönlerini. Beğendiğim yönleriyle başlayalım o zaman. Kitabın konusu ve olay örgüsü oldukça basit bir şekilde kurulmuş. Okuyucuyu okurken neredeyse hiç zorlamıyor oldukça akıcı bir dili var. Yaşadığı tüm zorluklara rağmen ana karakterimiz Cem'in hayatta kalma mücadelesini çok sıcak bir dille anlatıyor. Benim için bir kitapta en önemli şeylerden biriside betimlemelerdir. Bu kitapta betimlemeler çok başarılı neredeyse kitapta anlatılan her şey gözlerinizin önünde canlanıyor. Maalesef kitapta benim adıma pozitif olan yönler yalnızca bunlardı. Kitapta beğenmediğim yönlere geçecek olursak; Kitabın basımında birçok hata vardı. E-kitap okuduğum için mi bilmiyorum ama birçok yazım yanlışı vardı. Okurken bu çok hızımı yavaşlattı. Kitapta yaşanan olayların sürekli birbirini tekrar eden ve hiçbir olayın olmadığı günlerden oluşması ilk 60-70 sayfada oldukça sıkıcı bir hal aldı. Ve bu yüzden bu kısımları neredeyse atlayarak hızlı hızlı geçtim. Her şey iyi hoş kitapta anlatılmak istenen bir olay var ama neden bu kadar uzatılmış sorusunu sordum sürekli. Kitabın içinde tarihsel ve mitolojik öğelerle yaşanan olayların bağdaştırılmaya çalışıldığı 40-50 sayfalık bir bölüme yer ayrılmıştı. Fakat böyle bir bölüme gerçekten gerek var mıydı diye düşünmedim değil. Anlatılmak istenen güzel ama anlatılış şeklinin yanlış olduğunu düşünüyorum. Ayrıca 17 yaşındaki bir çocuğun 33 yaşındaki bir kadınla ilişkiye girdiğinin bu kadar açık bir şekilde vurgulanmasını pek etik bulmadım. Etkileyici bir son var ama bazıları tarafından bu sonunda tahmin edilebilir olduğunu düşünüyorum. Benim için ortalama bir kitaptan fazlası olamadı maalesef. Yazarın diğer kitaplarını bilmiyorum ama bu kitabının çokta abartılacak bir numarası yoktu. Keyifli okumalar dilerim.