Julien Sorel babası ve kardeşleri tarafından yıllarca dışlanmışlığın verdiği aşağılık kompleksiyle bir hırs küpüne dönüşüyor; saygının ve konumun peşinde…
Bunu askeriyeye hayran olmasına rağmen bir farkındalıkla belki de tam karşısında durduğu dini kullanarak maskeleyerek yapıyor; bir ikiyüzlülükle.
Din ve askeriye arasında; Krallık/soylular sınıfı ve liberalizm/halk arasında savrulup giden bir sarkaç.
Aşk bu yollar üzerinde bir araç oluyor; hem tatlı hem acı.
Stendhal bu romanında psikolojik tahlilleri çok muhteşem kullanmış ve hatta psikolojik tahlillerin mucidi olarak görülüyor.
Romanın sonlarına doğru Stendhal, Julien’in ağzından toplumu ve sınıfları yargılıyor.