9/10
·210 syf.··
Beğendi
·
2021 14. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 21 Kasım 2021 01:15
Kitap, kitle hareketlerini incelerken, bu hareketlerin cazibelerinin sebeplerini, bu hareketlere katılmak isteyenlerin – yani hoşnutsuzlar ve hüsrana uğramışların- hâl ve isteklerini, bu kitle hareketlerini başlatmak ve sürdürmek için gerekli eylemleri ayrı bölümlerde açıklıyor. I. Kitle hareketlerinin cazibesi Bir kitle hareketinin başlamasını sağlayan değişim arzusu nedir? İnsanlar bir kitle hareketine neden katılmak isterler? Yazar bu soruların cevabını şöyle veriyor: “Yükselen bir devrimci harekete katılan kişilerden birçoğunu cezbeden şeyin, kendi hayat koşullarında birdenbire ve çarpıcı biçimde meydana gelecek bir değişim ihtimali olduğu, malumun ilanıdır.” Bir insanın hayatının birdenbire ve çarpıcı biçimde değişmesini istemesinin sebebi, insanın hayatından mutsuz olmasıdır. Yazarın “hüsrana uğramışlar” olarak nitelendirdiği bu grup, bir kitle hareketinin doğuşunun ilk sebebidir. Ancak bir kişinin veya bir grubun hüsrana uğramış olması, kitle hareketini başlatmaya yetmez. Kitle hareketinin başlaması için hüsrana uğramışların içinde bir güç isteği de bulunması gerekir. Yine de, güç hırsına sahip bir kişi, her zaman bir değişim isteyecektir de denilemez. Eğer bu kişi geleceğe olumlu bakıyorsa, o andaki hayatından memnun değilse bile, yeniyi savuşturmak ve statükoyu muhafaza etmek isteyecektir. “Doygunluk hissi olan insanlar bunun iyi bir dünya olduğunu düşünüp onu aynen korumak, hüsrana uğramış kişilerse bu dünyayı temelden değiştirmek isterler. Thoreau şöyle der: "Bir insanın işlerini görmesine engel olacak bir derdi varsa, hatta karnı bile ağrıyorsa, bunun için dünyaya yeni bir düzen verilmesi gerektiğine inanır." “Bireysel çıkarlarımız ve umutlarımız, uğruna yaşamaya değer görülmediğinde, hayatı yaşamaya değer kılacak şeyi kendi dışımızda aramaya şiddetle ihtiyaç duyarız. Kendini adamanın, sadakatin ve manevi teslimiyetin her çeşidi esas itibariyle, ziyan olan beyhude hayatlarımıza değer ve anlam verebilecek bir şeye can havliyle sarılmamızdır. Kişinin bir ikameye ılımlı bir şekilde sarılması, unutmak istediği kendi kişiliğinden ayrılmaya yetmez. Uğruna canımızı vermeye hazır olmadığımız bir amaç yoksa, uğrunda yaşamaya değer bir şeye sahip olduğumuzdan emin olamayız. Bu canını vermeye hazır olma duygusu, geri dönülmez biçimde kaçırdığımız ya da ziyan olmuş ilk tercihin bir ikamesi olarak almak zorunda kaldığımız şeyin, aslında şimdiye kadar seçebileceğimiz ikamelerin en iyisi olduğunun kendimize ve başkalarına dönük ispatıdır.” Kişilerin bu haleti ruhiye içine girmesi, herhangi bir kitle hareketine girmelerine yeterlidir. Hüsrana uğramış kişi, artık tüm kitle hareketlerinin potansiyel bir fanatiğidir. “Hitler öncesi Almanya’daki kararsız gençler, komünistlere mi yoksa Nazilere mi katılacaklarına karar vermek için çoğu zaman yazı tura atardı.” II. Hoşnutsuzlar Yazar, hoşnutsuzları şu kategorilere ayırıyor: yoksullar, uyumsuzlar, dışlanmışlar, azınlıklar, yeniyetme gençler, aşılamayacak engellerle veya uçsuz bucaksız fırsatlarla karşı karşıya olanlar, kötü bir şeyin veya takıntının pençesine düşmüş olanlar, bedenen veya zihnen aciz olanlar, aşırı benciller, canı sıkkınlar, günahkârlar. Bir kitle hareketinin ve kendini bu harekete teslim etmenin güvenli şemsiyesi altında, hüsrana uğramış kişi komünal bir varoluşun sağladığı anonimliğin koruyuculuğunu ve rahatlatıcılığını bulur. Batının uyguladığı ve diğer ülkelere dayattığı bireycilik anlayışı, beraberinde büyük bir sorumluluk hissi de getirir. Hüsrana uğramış kişi, işte bu sorumluluktan kaçmak için kitle hareketinin çekiciliğine kapılır. Yükselen bir kitle hareketinin taraftar toplaması ve onları elinde tutması, sunduğu öğreti ve vaatler sayesinde değil, bireysel varoluşun doğurduğu endişeler, çoraklık ve anlamsızlıktan kaçıp kurtulmak için bir sığınak sunması sayesindedir. “Hitler, hüsrana uğramışların başlıca tutkusunun “ait olmak” olduğunu biliyordu ve bu arzuyu tatmin etmek için, bu kişiler arasındaki bağlayıcı etkenler ne kadar çok artırılırsa artırılsın, bunun yine de aşırı sayılamayacağını anlamıştı.” Kitle hareketleri günahkârlar için de bir çıkış kapısıdır: “Tuhaftır ki, gerek haksızlık yapan gerekse haksızlığa uğrayan kişi, gerek günah işleyen gerekse günaha uğrayan kişi, bir kitle hareketine katılmakla kendisini lekeli bir hayattan kurtulmuş gibi hisseder.” III. Kitle hareketinin devamlılığını sağlamak Bir kitle hareketinin canlılığını sağlayan, taraftarlarındaki birlikte hareket ve fedakârlık eğilimidir. Fedakârlık hissini teşvik etmek için çeşitli yollar vardır. Bunlar bireyi kanlı canlı benliğinden ayırmaya, yani onun kendi gerçek benliğine sahip olmasını önlemeye dayanır. Bu işlem o kimseyi kapalı bir kolektif toplulukta etraflıca asimile ederek, ona hayali bir benlik tanıyarak, şimdiki zamanın küçümsenmesini ona aşılayarak ve onun ilgisini henüz var olmayan şeylere kaydırarak, onunla gerçeklik arasına bir perde gererek, ihtiraslar zerk edip birey ile benliği arasında bir denge kurulmasını önleyerek -yani fanatizm- ile yapılabilir. "Zorlamaya karşı koyma gücü, bireyin bir grupla özdeşleşmesinden doğar kısmen. Nazi toplama kamplarına en çok karşı koyan kişiler, kendilerini sıkı bir partinin (komünistler), kilisenin (papazlar ve rahipler) ya da kenetlenmiş bir ulusal grubun üyesi olarak hissedenlerdi. Bireyci kişiler, milliyetleri ne olursa olsun boyun eğmişlerdi. ... Buradan kaçınılmaz olarak çıkan sonuç şudur ki, işkenceyle veya yok edilmeyle karşı karşıya kalındığında bir kişinin kendi gücüne güvenmesi imkansızdır. Onun tek güç kaynağı kendisi olmak değil; güçlü, görkemli ve yıkılmaz bir şeyin parçası olmaktır. ... Filistin'deki Britanyalı koloni yetkililerinin politikası mantık yönünden sağlam olmakla birlikte işin içyüzünü kavrayamamış bir politikaydı. Bu yetkililer, "Hitler altı milyon Yahudi'yi ciddi bir dirençle karşılaşmaksızın yok etmeyi becerdiğine göre 600.000 Yahudi'yi Filistin'de idare etmek zor olmasa gerek." diye düşündüler. Buna rağmen, Filistin'e yeni gelmiş oldukları hâlde Yahudilerin zorlu, yani gözü pek, inatçı ve becerikli bir düşman olduğunu gördüler. Avrupa'daki Yahudi, düşmanlarının karşısında yalnız, tecrit bir birey ve hiçliğin sonsuzluğunda yüzen bir zerreydi. Filistin'deyse artık kendisini bir insan zerresi olarak değil, arkasında unutulmaz bir geçmişi ve önünde olağanüstü bir geleceği bulunan edebi bir ırkın üyesi olarak görüyordu.” “Bir ritüelin, törenin, dramatik bir performansın ya da oyunun parçası olduklarında ölmek ve öldürmek kolay görünür. Ölme ve öldürmenin o gaddar gerçekliğinde rol yapmanın vazgeçilmezliği, askeri kuvvetlerde özellikle ortaya çıkmaktadır. Bunların üniformaları, sancakları, amblemleri, resmi geçitleri, bandoları, ayrıntılı adabımuaşeretleri ve ritüelleri, askerleri et ve kemikten oluşan benliklerinden ayırmak ve hayatla ölümün bunaltıcı gerçeğini maskelemek için tasarlanmıştır. Savaş tiyatrosundan ve savaş sahnelerinden söz ederiz. Komutanlar savaş düzenine geçtikleri zaman, kendi askerlerine bütün dünyanın gözlerinin onların üstünde olduğunu, atalarının onları seyrettiğini ve gelecek nesillerin onları her fırsatta anacağını devamlı olarak hatırlatırlar. Büyük general, tıpkı bir büyücü gibi, çölün kumlarından ve okyanusun suyundan bir dinleyici kitlesini nasıl canlandıracağını bilir.” “Şan büyük ölçüde teatral bir kavramdır. Etrafta bize bakan seyirciler bulunduğu açıkça belli değilse (çağdaşlarımızın ya da doğacakların büyük eylemlerimi işiteceğini bilmiyorsak), şöhret için hiç çaba sarf etmeyiz. Kahramanca işler yoluyla başkalarının görüşlerinde ve hayalinde yaratmak istediğimiz “muhayyel ölümsüz benlik” uğruna, geçici gerçek benliğimizi feda etmeye hazırızdır.” “Günlük işlerinde başarı sağlayamayanlar, imkansız olan şeylere el atma eğilimi gösterirler. Onların eksik yanlarını gizleyen bir araçtır bu. Çünkü mümkün olanı yapma girişimimizdeki başarısızlığın suçu sadece bize aittir; fakat mümkün olmayanı yapma teşebbüsümüzdeki başarısızlığımızı, o işin zorluğuna bağlamakta haklı oluruz. Mümkün olanı denemeye kıyasla, imkansız olanı denemekle gözden düşme riski daha azdır.” Kitleleri ve kitlelere katılan kişileri birleştirici etkenler vardır. Bu etkenlerin en kolay bulunanı ve en geniş kapsamlısı nefrettir. Bir kitle hareketinin gücü şeytanının canlılığı ve elle tutulurluğuyla doğru orantılıdır. “Kendimizi bir kişiye yönelik şiddetli bir nefretle doldurmanın belki de en kesin yolu, o kişiye ağır bir haksızlık yapmaktır. Nefret ettiğimiz kişilere haksızlık yapmak, nefretimizin ateşini körüklemek anlamına gelir. Tersinden söylersek, bir düşmana asil bir davranışta bulunmamız, ona duyduğumuz nefreti köreltmek demektir.” "Hakir gördüklerimizden nefret edemeyiz. ... Uluslararası ilişkilerde Amerikalılar sıkı kinci değillerdir, çünkü onlar kendilerini bütün diğer uluslardan daha üstün zannederler. ... Eğer Amerikalılar yabancılardan tüm kalpleriyle nefret etmeye başlarlarsa, bu durum Amerikan halkının kendi yaşam tarzına duyduğu güveni yitirmiş olduğunun bir işareti olacaktır.” Bu etkenlerden bir diğeri taklittir. Hüsrana uğramış kişilerin başlıca sıkıntısı, benliklerinin kusurlu ve yetersiz olduğuna inanmış olmalarıdır ve başlıca arzuları, istenmeyen benliklerinden sıyrılarak yeni bir hayata başlamaktır. Bu arzularını ya yeni bir kimlik bularak ya da bireysel farklılıklarını belirsizleştirerek gerçekleştirmeye çalışırlar. Neysek o olmak bizi ne kadar az tatmin ederse, başkaları gibi olma arzumuz o kadar güçlü olur. Bu nedenle, yaklaşık olarak bize benzeyen kişilerden ziyade bizden çok farklı olan kişileri taklit etmeye çalışırız. “Üstünlük duygusu taklidi önler. Eğer Abd’ye gelen milyonlarca göçmen, üstün insanlardan yani geldikleri ülkelerin üst tabakalarından oluşsaydı, bugün bir Amerika Birleşik Devletleri değil, çeşitli dil ve kültür gruplarından müteşekkil bir mozaik olurdu.” Kitapta, birleştirici etkenler arasında: ikna, zorlama ve liderlikten de söz ediliyor. “Hayatları çorak ve emniyetsiz olan kişilerin, kendi kendine yeten ve kendi güveni olan kişilerden çok daha itaatkâr eğilimli oldukları görülmektedir. Hüsran içindeki kişinin gözünde, sorumluluktan azade olmak, kısıtlamadan azade olmaktan daha çekicidir. Bu kişiler isteme, karar verme ve kaçınılmaz başarısızlıktan sorumlu olmanın beraberinde getirdiği yüklerden kurtulmak için bağımsızlıklarını teslim etmeye heveslidirler.” “Somut ve sınırlı bir amacı olan bir kitle hareketinin aktif aşaması, muğlak ve belirsiz bir amacı olan hareketinkinden muhtemelen daha kısa olur. Hiç bitmeden devam edecek bir aşırılığın sağlanması için belki de amacın muğlak olması bir zorunluluktur. Oliver Cromwell şöyle demişti: “Bir insan hiçbir zaman, nereye gittiğini bilmediği zamanki kadar
İnsan ve Duygular
Kesin İnançlılarEric Hoffer · Olvido Kitap · 20193,720 okunma
·
362 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.