·144 syf.····Okunma: 22 Kasım 2021 22:48 Sergüzeşt, kavuşulmayan, nihayete eremeyen bir aşkı anlatan Türk eserlerinden biri. Konusal bütünlük zaman zaman kayboluyor, olay örgüsü iplik atlaya atlaya gidiyormuş gibi hissettiriyor. Betimlemeler ve derinlik de bu konunun diğer örneklerinin en iyilerine nazaran biraz sığ ve yavan kalıyor. Birkaç gün içinde bitirilebilecek, yalın bir eser. Daha yoğun bir hikâyeye girmek isteyenleri biraz yüz üstü bırakabilir.
9 yaşında doğum yeri olan Kafkasya’dan kaçırılan Dilber, bir esir tüccarının kendisini İstanbul’da bir eve satmasıyla eziyet görmeye, hakaretlere uğramaya ve küçük bedeninin kaldıramayacağı işler yapmaya başlar. Bu fena ailenin zulmüne daha fazla dayanamadığı zamansa kaçmaya karar verir. Nereye gideceğini bilmez bir hâlde sokaklarda dolanırken, daha fazla dayanamaz ve bayılıverir. Şansına ki, iyi kalpli bir ihtiyar onu bulur ve evinde bakar, kızı iyi eder.
Baygınlığından uyandığı vakit, nasıl fena bir evde yaşadığını anlatan Dilber, geri dönmek istemediğini yaşlı kadına yalvar yakar anlatır. Bu merhametli ihtiyar, biriktirdiği tüm parasıyla Dilber’in sahiplerinin yanına varır, esir kızı almak istediğini söyler. Dilber’in sahipleri bu teklifi reddeder, ihtiyar da kızı geri vermek durumunda kalır. Yine de Dilber geri geldiği evde fazla durmaz, bu kızın başlarına bela olacağını düşünen ev ahalisi, Dilber’i başka bir eve satar.
Dilber, yeni geldiği evinde Celal Bey ile tanışır. Celal Bey, sanatla uğraşan, resim çizmeye meraklı bir gençtir. Dilber’in sade güzelliğinden etkilenip onun resimlerini yapmaya başlar. Böyle geçen zamanların bir noktasında, Celal Bey Dilber’e âşık olduğunu anlar. Bir gece, Dilber ile konuşmak için odasına girer, bir bakar ki Dilber elinde bir fotoğraf ile uyuya kalmış. Celal Bey fotoğrafı Dilber’in elinden alır ve fotoğrafın kendi fotoğrafı olduğunu görür. Dilber’in de kendisini sevdiğini anlayan Celal Bey, Dilber ile konuşur ve aralarında bir aşk başlar.
Bu aşk, Celal Bey’i kendileri gibi bir asilzade ve zengin bir ailenin kızıyla evlendirmek isteyen annesinin dikkatini çeker. Oğlunun böyle bir hata yapmaması için Dilber’den kurtulmak isteyen annesi, Celal Bey’in evde olmadığı bir gece Dilber’i esir tüccarı aracılığıyla satar. Celal Bey eve dönüp de Dilber’i bulamayınca aşkından perişan olmuş bir hâlde yataklara düşer. Annesi, oğlunun bu hâlini gördükten sonra ne kadar pişman olmuş olsa da olan olmuştur.
Biraz biraz iyileştiğinde Dilber’i aramaya çıkan Celal Bey, onun uzaklara, bilinmeyen bir yerlere, belki Afrika’ya, belki Arabistan’a satıldığını öğrenince iyiden iyiye sinirleri harap olur, kavgacı, eski hâlinden tam olarak ters bir adam olarak çıkıverir.
Dilber ise bu sırada Mısırlı bir tüccara satılmıştır. Tüccara odalık olmayı, yani ona cariye olmayı reddettiği için hapsedilir. Bu hapis hayatı sırasınca harem ağası Dilber’e tutulur. Dilber’in mutsuzluğu kendi mutsuzluğu olur. Bir gün Dilber’le konuşurken ona yardım edebileceğini, onu kurtarmak istediğini söyler. Dilber de İstanbul’a gitmek istediğini, orada bir sevdiği olduğunu anlatır. Harem ağası, Dilber’i mutlu etmek adına kendini riske ederek Dilber’i kaçırır, ancak bu sırada tehlikeli bir merdivenden düşüp ölür. Dilber’e İstanbul’a gidişi için aldığı bir vapur biletini verir.
Dilber, ne yapacağını bilmez hâlde, elinde bileti de olmasına rağmen, artık umudu kalmadığı bu yaşamdan ayrılmak için kendini Nil nehrine bırakır.