Puan vermedi·%59 (160/271 syf.)· TABİKİ BEĞENDİM TÜM OKURLARA TAVSİYE EDERİM.
Birinci bölümün ışığında edindiğimiz bilgilere göre Araplara ait efsanevî bir çöl hikâyesi olan “Leylâ ile Mecnûn”,
İslam medeniyetinin oluşturduğu müşterek edebiyatta büyük ilgi görmüş ve şairler tarafından defalarca işlenen
bir konu hâline gelmiştir. Hikâye; Arap, Fars ve Türk edebiyatları olmak üzere, tüm İslâm edebiyatlarıyla
bütünleşmiş ve sadece müstakil eserlerin vücuda gelmesinde değil aynı zamanda pek çok manzum ve mensur
eserde aşkın ifadesinde rol oynamıştır.
Necd çöllerinden Ürdün’ün doğusuna, oradan da İran Körfezi kıyılarına kadar uzanan geniş coğrafyada geçen
hikâye, kaynağı olan Arap edebiyatında sonradan Mecnûn lâkabını alan Kays’ın sevgilisi Leylâ için söylediği
şiirlerle bu şiirleri açıklamak üzere yapılan yorumlardan ve bunlara eklenen söylentilerden meydana gelmiştir.
Arap kaynaklarında, Kays’ın kişiliğine dair söylenenler çeşitlidir. Hatta bazılarınca Kays diye birisi hiç
yaşamamıştır. Ona atfedilen bu şiirler, Emevî ailesinden (bir söylentiye göre Mervan soyundan) bir gence aittir.
Amcasının kızına âşık olan bu genç kendisini belli etmemek için Mecnûn hikâyesini uydurmuş, söylediği şiirleri
de Mecnûn’a atfetmiştir. Bazılarına göre ise Kays, yaşamış ve 70/689 veya 80/699’da ölmüş bir şairdir. Kays’ın
babası Mülevvah, Leylâ’nınki ise Sa’d’dır. Her ikisi de Amirîlerden olup akrabadırlar.