"Çünkü bazı insanlar birbirlerini acılarından tanırdım ve yara sarmasını ancak canı yananlar bilirdi."
Taşkale Cezaevi'nin C-6 Koğuşu... Cinayet ve gasptan yatan 5 mahkûmun yanına, haşat edilircesine dövülmüş, 30-40 yaşlarında bir adam gardiyanlar tarafından küfürler eşliğinde getirilir. Müebbet cezası olan genç adam, her gün gardiyanlarca rutin şekilde dövülmeye sövülmeye devam eder. Bu kadar şiddete hiçbir direnç göstermeyen, suçu nedir bilinmeyen, içine kapanık adamla uzun bir süre diyalog kurulamaz. Barana'dır adı. Sokakta yanındaki kadını döven bir adamı engellemeye çalışırken itiş kakış esnasında ölümüne neden olur adamın. Sonradan öğrenir ki, koruduğu kadını döven adam devletin başgardiyanıdır.
Taşkale'ye her yıl olduğu gibi, kara sisin çöktüğü bir gün, havalandırmada, yerde bakıra çalan kızıl bir saç teli bulur Barana: "Bir tek saç teli bile insanı hayata bağlayabilirdi bazen". Öyle de olur. Barana koğuştakilerle arkadaş olur. Koğuşun temizlik işlerini üstlenir. Kâğıt-kalem ister, mektuplar yazar Taşkale'nin gökyüzünü aydınlatan ayın altında. Özgür olduğunu düşündüğü kavak ağacına bakarak. Mesut öğretmene verir o mektupları. Bir de posta kutusu adresi. Mesut öğretmene göre "hiçbir şey anlatmayan", bana göreyse çokkk şey ifade eden Barana'nın mektupları.
Ülke gündeminin hayli yoğun olduğu, genel affın konuşulduğu 98-99 yılları içinde, menekşe kokulu koğuşta kutlanan yılbaşı ertesi kıyamet kopar. Barana koğuşta yoktur. Taşkale'nin üstüne çöken Kara Sis, kızıl saç telinden sonra Barana'nın özgürlüğe giden yolu olur.
Kemal Varol'un Ucunda Ölüm Var, Âşıklar Bayramı'ndan sonra okuduğum üçüncü kitabı Kara Sis. "Şiddet ve pişmanlıkların, onarılmaz hataların savruluşlarıyla örülü bir avluya, erkeklerin avlusuna" konuk oluyoruz. Olan biteni Mesut öğretmenin anlatımıyla dinliyoruz. Kendine has kişilikleriyle koğuşa can verenlerin hikâyelerine ortak oluyoruz. Kızıyoruz, gülüyoruz, ama en çok da hüzünleniyoruz.
Barana'nın ilmek ilmek ördüğü firara giden anları okuduğumuz bölümleri okurken nefesimizi tutuyoruz. Barana'yı alıp sımsıkı sarılmak, alnından öpmek, kızıl telin sahibine, dayandığın o omzu sakın bir daha bırakma diye haykırmak istiyoruz. Mesut öğretmenin o kocaman yüreğine bir gözyaşı damlası bırakıyoruz. O gözyaşı damlasını engin denizlere açılan diğer Mesut'la taçlandırıyoruz, Kemal Varol'un hikâyesini Kara Sis'le taçlandırdığı gibi...
Her üç kitabı da alın okuyun, tavsiye edin başkaları da okusun. Dinleyin beni, inanın pişman olmayacaksınız...