İnsanların çoğu kendilerini kandırmaya iç hesaplaşmalarında haklı çıkıp vicdanlarını susturmaya meyillidir. Azınlıkta bir grup ise kendi kafalarında bile ikiyüzlü bir hale mahal vermeye tahammül edemez. Yaradılış gereği hareketlerinin sorumluluğunu almayı doğal görür çünkü aksi türlü yaşamayı bünyesi kaldırmaz. Çocuk yaşta iyi niyetli ve etrafa duyarlı olmanın cezasız kalmayacağı öğretilen Jude da hayatı boyu zaaflarına ve güzel kalbine esir düşen azınlıktakilerden biridir. Çünkü duygularıyla hareket eden, bazı birkaç cümlede bile hissettikleriyle dolup taşan insanlar için “dünya bazen cehennem olabilir”. Nitekim duyduğu bir ilahi üzerine yollara düşüp “beni ancak bunu yazan kişi anlayabilir, onunla konuşmalıyım” diyen Jude bu kez de düşüncelerle duyguların kesişemeyebileceğini keşfeder. Böylesine yüzeysel bir adamın nasıl bu derin sözleri yazabileceğine dair şaşkınlığı çoğu zaman anlam peşinde koşarken basitlikte kaybolduğumdan beni çok etkilemiştir. Bir de kendine hesap verebilmek için yaktığı kitaplar, ki iç hesaplaşmada bu cesareti kendine gösterecek kişi pek azdır, bana içine düştüğü ikilemi tam anlamıyla hissettirmiştir.
Hayaller, ilişkiler, insanlar ve evlilik üzerine olayları “tesadüfe bağlı sonuçları yerine özlerindeki sağlamlık bakımından” yorumlamak isteyen Jude ve Sue’nun hikayesini, bir düzen ve varoluş sorgulaması olan kitabı; edebi açıdan zengin, okunanları neredeyse gözler önüne seren tasvirlerle bezeli, oldukça akıcı, zihni; cümleler ve olaylar üzerine düşündürmesi yönünden epey başarılı buldum.
Sabahattin Ali’nin dilediği gibi keşke herkesin içindeki iyilik kadar iyi bir hayatı olabilse, dedim ben de! Keyifli okumalar!
Not: Filminde çoğunlukla olaylara bağlı kalınmış ancak ben kitabın yanından bile geçemeyeceğini düşündüm, mümkünse okuyunuz.
(#76587275) Ayrıca pek beğendiğim şu incelemeyi de buraya iliştirmeden edemeyeceğim!