Gündüz Vassaf ile tanışma kitabım olarak bu güzel düşünce/felsefe ve sosyoloji kitabını okudum. Kendisi bir psikolog olarak zaten benim ilgimi çeken bir insan olduğu için daima aklımda okumam gereken yazarlardan biriydi. Malesef bu aralar düşünce kitapları okumayı pek sevmesem de bu kitabı gerçekten beğendim. Kitap öyle güzel noktalara parmak basıyor ki okurken yazara katılmadan edemiyorsunuz.
Kitapta totalitarizm ve totaliter kurumların eleştirisi var. Bildiğiniz üzere totalitarizm mutlak merkeziyetçi ve devletçi bir yönetim şekli. Totaliter kurumlar da devletin tüm kurumları oluyor. Alıntı olarak da aldığım cümleden de anlayacağınız üzere, gündüzlerimizi totaliter kurumlarda yaşam mücadelesi vererek geçiriyoruz. Bu yaşam mücadelelerini de survival modda yaptığımız için içi boşaltılmış et parçalarından pek farkımız kalmıyor.
Kitapta en sevdiğim kısım olan cehenneme övgü aslında bize sıradan ve mutlak olan şeylerin bizim hayal dünyamızı ve benliğimizi nasıl öğüttünü anlatıyor. Bunu da ortaçağdaki cehennem ve cennet tasvirlerini kıyaslarak yapıyor. Cennet tasvirleri kesin çizgilerle belirlenip sıkı denetimden geçtiği için sıkıcı ve ham, cehennem ise sanatçıların hayal gücüne bırakıldığı için ilginç ve canlı olarak çizilmiş, bugün bile müzelerde olan bu tasvirlerin ancak cehennem olanları turist çeker, çünkü kimse sıkıcı ve hep aynı çizilmiş cennetleri görmek istemez. Keza bu sanatın her dalı için geçerli sansüre uğrayıp bugünkü halini alan televizyon dizilerini hepimiz görmekteyiz, oysa sansürsüz ve özgür olan mecralarda çok iyi işler çıktığını da biliyoruz.
Kısacası kesin okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Benim sözünü ettiklerim ancak buz dağının görünen kısmı, kitapta daha birçok konuda bizi düşünmeye iten yazılar var. İyi okumalar.