Murat Menteş in okuduğum 4. kitabı.
Ruhi Mücerret ile muhteşem bir tanışma yaşadım ben Murat Menteş ile.
Dublörün Dilemması ve en son da Antika Titanik romanlarını okudum sonra da.
Kurduğu cümleler, betimlemeleri, mizah anlayışı absürd-komedi ve polisiye karışımı konuları ve hayal gücü ile büyük keyif aldım.
Ancak diğer kitaplarında da aynı tarzı aynı betimlemeleri okuyunca biraz o ateşim sönmüştü.
Romanlar birbirlerine çok yakın tarzdalardı.
Bu da beni biraz o şaşkınlık veren hayranlıktan uzaklaştırmıştı.
Tam Titanik romanını bitirmiştim ki FİNK çıktı piyasaya ve yine heyecanlandım.
Romanın kapağı , tanıtımı, isimi, duyduğumuz kadarı ile konusu, imza günlerine roman kahramanı ile gitmesi falan derken yine merak uyandırdı.
En son Orhan Pamuk Yeni hayatı nda bu şekil bir reklam hatırlıyorum.
Velhasıl okumaya başladım ve gördüm ki Murat Menteş yeni bir tarz kullanarak en azından benim korkularımı gidermiş.
Zira romanı göksenin isimli eski bir modelin ağzından dinliyoruz.
Zaten roman da bu arkadaşın bir biyografisi.
Ailesi, modelliğe girişi, dayısı, annesi, babası, uzak doğu maceraları, arkadaşları, aşkları, inişleri ve çıkışları ile dolu dolu çılgınca bir hayat hikayesi.
Ne kadarı gerçek ne kadarı uydurma bilemedim bazen.
Ama Murat Menteşin dediği gibi "Bu anlatılanlar gerçek olmasaydı bunları uyduramazdım"
Bence temelde gerçek olan hikayelere abartı katılmış.
Tarihler arasında gidip gelmeler var. Kronolojik bir sıra yok romanda.
Başlarda biraz kafa karıştırsa da sonlara doğru taşlar yerine oturuyor, alışıyorsunuz tarzına.
Romanın tabii ki en önemli özelliği anlatımı.
Kendi arasında kafiyeli ya da uyumlu cümleler kullanılarak anlatılmış.
Öyle şiirsel kafiyeler değil bunlar, tatlı tatlı her sayfada 4 - 5 cümleyi geçmeyen serpintiler.
Bir rubai gibi düşünmeyin zira bence o türlüsü sıkardı.
Hem yenilik olarak bu tarzı kullanması bana hem cesur geldi hem de önden bahsettiğim tekrara düşmemiş oldu bu kitapta.
Seci sanatıymış adı.
Düz yazıya yedirilmiş kafiyeler diye tanımlayabilirim.
ben sadece yine bu romanda da kullandığı "sevgili okur, ...." diye başlayan kısımları sevmiyorum.
Burada da annesi babası ve abisinin ağzından bu tür direk okura seslenilen kısımlar var. Beni şahsen romanın doğal havasından alıyor.
Bir ibadethanede şeyh ile yaptığı konuşmalar güzeldi. Sonlara doğru da hüzünlü sayfalar kitaba yakışmış.
Romanda aralarda verilen ve kahramanın iç dünyasını yansıtan şarkılar da ayrıca güzeldi ve hatta "kum tefrikaları" ndaki gibi romanın sonuna qr kodlu bir play list konabilirdi.
Bir de kitabın sonundaki kahramanın mini fotoğraf albümüne bayıldım.
En son Orhan Pamuk un Masumiyet Müzesi kitabındaki müze biletinden bu kadar etkilenmiştim.
Velhasıl tam aceba sıkılacak mıyım Murat Menteş ten derken bence bu kitabı ile iyi iş çıkarmış.
Edebi olarak -kullandığı anlatım yeniliğini saymazsak- öyle alıntılar yapılacak bir roman değil ama yine zeki, parlak, cazibeli bir anlatım ve aurayla zamanın romanları arasından sivrilecektir.
Romanın kapak tasarımı bence ef sa ne.
Romanı bitirdiğim halde çantamda gezdirdiğim, kahve içtiğim masanın üstüne koyduğum doğrudur.
Romanın bir yerinde Emrah serbes in "erken kaybedenler" romanına bir gönderme vardı, kitaplığımda bekleyen bu roman da sırasını öne aldı böylece.