Tek kelime ile harika bir kitap okudum. Çok sürükleyici ve dolu dolu bir kitaptı.
Öncelikle kitabın kahramanının adı Frederick Clegg. Birçok yorumda farklı bir isim olarak tanıtımı yapılmış. Frederick bir kelebek koleksiyoncusu. Nasıl ki bir kelebeği, bir özgürlüğü hayattan koparıp cam bir kavanozda saklıyorsa aynı şekilde aşk diye adlandırdığı ama bir saplantısı olan Miranda’yı kaçırmasını konu ediniyor. Kitapta 2 farklı kişi ağzından anlatım yapılıyor bu da kitaba farklı bir boyut kazandırıyor. Hem Frederick’in Miranda’yı kaçırmasındaki sebepleri okuyoruz. Hem de Miranda’nın kaçırıldığı süre boyunca hissettiklerini ve özgürken nasıl biri olduğunu okuyoruz. Buraya kadar anlattığım kitabın gerilim kısmı. Bu yönüyle sürükleyici. Bir de psikolojik tarafı, alt-üst sınıf farklılığı, fakir-yoksul ayrımı, aile eleştirisi, toplumsal eleştiri kısımları vardı. Miranda’nın günlüğünde anlattığı hayran olduğu, kendinden büyük ve kendi gibi ressam olan George Paston (G.P)’ ın Frederick gibi sonradan görmeler için teorileri var. Genelde incelemeler GP üzerinden verilmişti. Frederick müşterek bahisten para kazanarak zengin oluyor. GP: “ Dürüst yoksullar parasız sonradan görmelerdir.” Diyor. Buna göre de Miranda Frederick’in eskiden namuslu olmasının arkasındaki sebebin yoksul olmasına bağlıyor. Parayla ne yapacağını bilemediğini ve kişiliğini bozduğunu düşünüyor. Daha birçok teori… Aile ilişkileri de karmaşık olduğundan ona da bağlanabilir tabi.
Kitapta Miranda kendini kaçıran kişinin adını sorduğunda Ferdinand diyor. Daha sonraları F’ye Caliban olarak sesleniyor. Bunun sebebi yazarın William Shakespeare’in Fırtına adlı eserinden yerleştirme yapmasıdır. Kitapta Fırtına’dan çokça sahne de veriliyor. Hepsinin tek tek sebebini vermek isterdim. Çünkü çok yanlış yorumlar okudum kitapla alakalı. Lütfen bu kitabı okumadan önce Fırtına kitabını okuyunuz.
Son olarak beni en çok etkileyen, Miranda’nın o kavanozda gördüğü kelebeklerle kendini özdeşleştirdiği bir alıntı bırakmak istiyorum.
“Bir gün bana ölüm kavanozu dediği şeyi göstermişti. Onun içinde tutsağım ben. Kanatlarım cama çarpıyor. Dışarıyı görebildiğim için hâlâ kaçabileceğimi sanıyorum. Umut besliyorum. Ama hepsi bir yanılsama. Kalın yuvarlak bir cam duvar.”