Puan vermedi·72 syf.····Okunma: 17 Aralık 2021 16:15 Bir şehirde ezbere yürümenin bir genişliği vardır. Bir eşiğe sere serpe oturmanın bilmişliği... Görmenin ötesinde kurmak, kurulmak, yaşadığımız çağa anlam üreterek ve ad koyarak kıvrılmak… Sanıyorum bunu yapsa yapsa sezgileri güçlü, yaşam pratiği kuramdan önde giden insanlar yapar. Yapabilir.
Ötekiyle hep bir negatif ilişkiler ağında sallanıp durmaktansa anlamak, anlamlandırmak muazzam bir yaşam arzusu ve kendinden emin bir bilincin işi. Zor ve yorucu da öte yandan. Hele bir de bu şehir İstanbul’sa… Çağ fark etmez, zordur.
Sanıyorum İstanbul, beslenilmezse (fiziki ve ruhi açıdan beslenmek?) sevilecek bir şehir değil. ‘’ … bin göz bin dudak ‘’ dediği İlhan Berk’in tam da bu. Şehir koca bir öznedir. Sana yârendir. Seninle yürür ve tıkanır. Gürül gürül gürler yeri gelince de.
‘’Dünyada işlerine giden insanları görmek kadar güzel bir şey yoktur.’’u çok defa içimde büyük bir buruklukla ve tazelikle -bilhassa sabahları- hissettim. İlhan Berk’in bir seremoni gibi anlattığı dükkan kepenklerinin gürültüsü, manav tezgahlarının önüne serpilen su, vapurda yanımıza oturan ‘’çok defa aşksız ve garip insanlar’’ … hepsi bana o şehre bakan gözlerimi hatırlattı. Sabahın alasında ‘’gözlüğünü takan o saatçi’’ babamdır belki, diye içimden geçirdim okurken.
Karaköy’ün akşam telaşını, bazı sokakların öğle güneşi altında gerindiğini, Allah’ı düşünen işsiz güçsüz şarapçıları, iyi şeylere hasret insan güruhlarını ve o güruhun bir parçası olmanın verdiği çaresizlik dolu azmimi ne çok özlediğimi fark ettim. ''Şu sade Ege hayatımda İstanbul güzellemesi yapıyor muyum ne?'' diye de kendimi bir dürttüm şu an ama hayır, güzel olan şehrin akışı. O akışın içinde çok defa beslendiğim hengameyi, ellerinin karasından mesleklerini hayal ettiğim insanları, öpüşen sevgilileri görünce içimde katmerli karanfillerin raksıyla bıyık altından güldüğüm anları hatırladım. Keşke o metropolzede şenliğimin göbeğinde okusaymışım bu kitabı; upuzun bir öykünün muadili zira.
İlhan Berk’in bahsettiği o anlık güzel dünyada dağlar için deli oluruz ve bir insanlık içimizde kaynar ya hani… İnsanlık da değil; insan olmanın dünyaya verdiği yük; ağırlık. İşte öyle güzel anlatmış ki bizim dillere destan yaşamaklı oluşumuzu, belki de İlhan Berk’i kendime bu kadar yakın hissettiğim bir an daha olmadı.
Ezcümle,
1978 yılı Aralık ayının on sekizinci Cuma günü Kasımpaşa’da İlhan Berk bu yazıları yazarken yanına gelip ne yazdığını merak eden bir çocuk vardı hani, okuyanlar bilir, o çocuğu nerede görebileceğimizi en iyi bilenin biz olacağını İlhan Berk zaten biliyordu işte.