Herkese, her şeye geç kalmış bir insanım ben. Keşkelerle boğuşup, geç kaldın artık geri dönüşü yoklarla geçiyor sanki hayatım.
Kendimi okudum, kendimi anladım, kendimi gördüm ben bu kitapta.
Yalnızlık duvarlarını sımsıkı örmüş bundan zevk alan ama aynı zamanda karamsarlığının, korkaklığının içinde kaybolmuş, çaresiz kalmış bir adam esas karakterimiz.
Diğer yanda tutkuyla aşık olduğu, her gittiği yere yanında götürdüğü, sabahları uyanır uyanmaz, geceleri yatmadan hemen önce aklına gelen tek isim Füruzan.. Onsuz nefes alamayacak kadar büyük bir aşkla, tutkuyla bağlandığı kadın..
Geçmiş sancıları mı, annesi tarafından kısa süreli de olsa terk edilmiş olmanın verdiği o donuk ruh hali mi yoksa kendi varoluşsal sanrıları mı sebep olmuştu acaba Füruzan’la deliler gibi mutlu olmak isterken aynı şiddetle mutlu olmaktan korkmasına, kaçmasına, gelgitlerine..
Karakterimiz kitap boyunca bunu çözmeye çalışıyor, kendi iç dünyasında çetin savaşlar veriyor. Ama her şey tabi ki onun bıraktığı gibi kalmıyor. Fark etmiyor kendi ruhuna dönükken kaybettiklerini. Bir bakıyor ki geç kalmış her şeye, geç kalmış canından çok sevdiği Füruzan’ına.
Füruzan’ın yokluğu.. Ruhsal bunalımlar.. Geçmiş zaman sorguları.. İçsel savaşlar.. Herkesin mutlaka kendiyle konuştuğu sayfalar olacağına eminim. Hangimiz geç kalmadık ki..
Elimizde sadece keşkeler kalıyor. Daha farklı olabilirdi düşüncesi.. Arkasından hemen nasibimiz buymuş demek ki tesellisi..
Kitabı mutlu olduğunuz bir dönemde okuyun. Benim gibi depresyonda ve taze bir kalp kırıklığı üzerine okursanız biraz can yakabiliyor :’)
Geç kalmayın, cesur olun, kalbinizin sesini dinleyin ve tutmanız gereken o eli zamanında tutun, zamanında haykırın sevginizi, kaçmayın. Geç kalmayın..
Son olarak kitabın son cümleleriyle kapatıyorum yazımı;
Füruzan yok.
Bir daha yıldızlar hiç görünmeyecek gökyüzünde..
İyi okumalar :)