Hayatın gerçeklerini, yüzümüze vura vura eserler çıkaran, sert bir mizacı olan kitaplarında, her satırlarında kendimizi ya da hayatı sorguladığımız bir kitap daha çıkmış ortaya.
"Zamir, dünya üzerime yıkılıyormuş gibi yazmak zorunda olduğum bir metne dönüştü. Aslında bir sabah uyandım ve baktım ki dünya zaten üzerime yıkılmış... Bunu sadece tasvir etmek gerekiyordu. Başıma neyin düştüğünü anlamak için yazılmış bir hikaye..." diyor kitabını tanıtırken Hakan Günday.
Türkiye-Suriye sınırındaki bir mülteci kampında başlıyor Zamir’in hikayesi. Kampta patlayan bomba yüzünü yok etti. Hayata yüzü olmadan başladı o bebek.
“Bu bebek kimseye bir şey yapmadı. Bu bebek bir masum. Daha doğalı kaç gün oldu ? Ama bakın, insanlar ona ne yaptı ? Neden korkuyorum, biliyor musunuz ? Bir gün büyür de insanlardan intikam almak ister diye korkuyorum. İçinde nefretle büyür diye korkuyorum. İşte bu bebeğin hayattaki en büyük mücadelesi bu olacak! Bu bebek daima vicdanı temiz kalsın diye savaşacak! Daima gerçek niyetiyle sınanacak! Ve şimdi biz ona öyle bir ad koyalım ki bu mücadelesini hiç unutmasın. Öyle bir ad olsun ki bu çocuk, sahip olduğu en kıymetli şeyin vicdanı olduğunu bilsin. Her şeyin bir niyet meselesi olduğunu anlasın! Niyeti daima iyi olsun! Adı her söylendiğinde bu çocuk doğru yoldan ayrılmaması gerektiğini hatırlasın. Bu öyle bir ad olsun ki...” O bebeğin adı Arapça’da “vicdan ve iyi niyet”, Rusça’da “barış için” anlamına gelen Türkçe’deyse “cümlede varlıkların adları yerine kullanılabilen kelime” olan Zamir oldu.
8 yıl aradan sonra sonra kavuşmak güzeldi...
Ama tek hissettiğim şey, bu kitap beni fazlasıyla yordu.