·426 syf.····Okunma: 21 Aralık 2021 20:00 Mutsuz olma hakkı verilmeyen bir topluma gerçekten mutlu diyebilir miyiz?
Tüm hayatı belirlenmiş, yaşamı şartlandırılmış bir toplum düşünün; öyle ki anne-baba gibi terimler müstehcenmiş gibi şartlandırılmış, ölüm normalleştirilip güzelleştirilmiş, yalnız kalmak "birey olma" sorunu doğurabileceği için yanlış karşılanmış ve herkes birlikte uyum içinde yaşamaya programlandırılmış. "Herkes, herkes içindir" ilkesi ile hareket eden bir insan sürüsü, evet sürü çünkü bir seçim hakları yok. Buna itiraz dahi edemezler çünkü lügatlarında karşı gelme sözcüğü dahi yok. Bir şeylere itiraz edeceğimiz sözcük bile yokken nasıl özgür olabiliriz? Ve en kötüsü özgürlük umurlarında dahi değil, tek amaç mutlu olmak. Mutluysan sorun yok, mutsuz hissedersen de sorun yok çünkü soma var. Asıl sorun hiçbir sorun olmayışı. Gerçek ve güzel olandan uzak durulan bir distopya. Gerçek ve güzel olmadan nasıl mutluluk olabilir ki?
1984'te verilen en güzel mesaj "düşünün, çünkü yasaklanmadı"ydı, Cesur Yeni Dünya'da ise "Mutsuzluğu, burada yaşadığın sahte, yalancı mutluluğa yeğlerim"di benim için. 1984'teki evren mi daha kötü buradaki mi daha kötü okurken çok arada kaldım. Hâlâ da öyle. 1984'te düşünmek yasaktı, ama bir şeyin yasak olması için ortada yasak olan şeyi var olması gerek; Cesur Yeni Dünya'da ise düşünme eylemi bile yok, çünkü bu şekilde şartlandırılmış..
Kitabı okurken Dostoyevski'nin "kolay elde edilen bir saadet mi, yoksa insanı yücelten bir ıstırap mı daha iyidir?" sorusu döndü aklımda. İnsanı yücelten bir ıstırap daha iyidir, bu kitap ile bu sorunun cevabı daha çok pekişti.
Son olarak da 1931 yılında yazılmasından çok etkilendim, daha o zamanlar tüp bebek bile yok ama Huxley tüp bebek sistemi etrafında dönen bir distopyayı ele alıyor. Kurgu yazarlarının hayal güçlerini çok seviyorum, teknolojiyi ilerleten şeyler bu hayal güçleri.
Kitabı okuyacaklara iyi okumalar. Kitapla kalın.