“Ülker Abla” Seray Sahiner ile tanışma kitabım. Öncesinde “Antabus” ve “Kul” adlı iki romanı daha varmış fakat ben okumamıştım. Sadece roman değil öyküler ve denemeler de yazan hatırı sayılır ödüller alan bir yazar. Ülker Abla için kitabın arkasındaki tanıtım yazısında “hem benzersiz hem de fazlasıyla tanıdık biri”deniyor. İçimizdeki Ülker ablalar az değil. Koca şiddetinden sığınma evlerine kaçan yüzlerce kadın var. Evlilik kriterlerine psikiyatrik muayene şartı getirilmeli, diyenlerin ne kadar haklı olduklarını görüyoruz. Gerçi o muayeneden de sağlam raporu alabilecek nice hasta ruhlar mevcut ülkemizde. Bu konu kanayan bir yara, diye demeçler veren kıymetli büyüklerimiz sokakta ulu orta bıçaklanan, kurşunlanan, defalarca şikâyette bulunduğu halde görmezden gelinip katille aynı yatağa sokulan kadınların ahlarının hesabını elbette verecekler. İnsanların işlemeyen adalet mekanizması Allah’ın adaletinden süphesiz üstün değil. Mahkeme-i kübra epey hareketli geçecek gibi. Ülker ablayı “kaybolayım hatta hiç yaşamamış olayım” derecesinde bir psikiyatrik vaka haline getiren bu katliamlar, katile elini kolunu sallayarak gezme hakkını verirken nice Ülker ablaları antidepresan bağımlısı yapmakta. Ben burada bu satırları yazarken bile sayısız kadın “nasıl olsa birkaç yıl yatar çıkarım” diyerek kendinde öldürme gücünü görenlerin kanlı ellerinde can veriyordur. Titreyen ellerime mukayyet olmaya çalıştığım bir konu hakkında uzun uzadıya yazamıyorum bile. Şiddetin mazereti olmaz, olamaz. Yazar, kimi yerlerde mizahi bir anlatım kullanarak işi deliliğe vurmaktan başka çare bulamamış gibi. Delilik hayatın emniyet şerididir, diyerek Ülker abla da son noktayı koymuş zaten. Daha yaşanılası bir dünya için “batsın bu dünya” diyenlere de hak vermemek mümkün değil.