Kitapta anlatıcının geçmişini paylaştığı kişilerin hafızasının sınırlılığı ve öznelliği de geçmişin esnekliğini ve şekillendirilebilirliğini ortaya koyar. Geçmişi diriltmek için kolektif belleği zihinlerinde yaşatan bu kişilerin varlığı elzemdir çünkü anlatıcı kendi anılarına erişebilmek için onların hafızasına ihtiyaç duyar. Aile bireylerinin kolektif hatıraların oluşumuna katkısı bu yüzden önemlidir. Diğer bir yandan anlatıcı hafızanın zayıflıklarını ve boşlukları hayal gücüyle doldurmaya çalışmaz. Bazı anılar o dönem henüz beş yaşına basmamış kız için namevcuttur. “Bizlerin olmadığı ve hiçbir zaman olmayacak olduğumuz zaman, önceki zaman” (s. 21) der anlatıcı savaş sonrasının bayram günlerindeki konuşmalardan bahsederken. Bazı anılar da, aile bireyleri “sadece gözleriyle gördüklerini ve yiyip içerken yeniden yaşayıp canlandırabilecek şeyleri” (s. 23) anlattığından gerçeklikten yoksundur. Bu hafıza sahnelerinde karanlıkta, gölgede kalan bir Tarih’in tüm unutkanlıkları yuttuğu görülür. Bireyler kendi çabalarıyla bu unutuşa karşı savaşır. Anlatıcı kendi jenerasyonunun bu zalim tarihi belgesellerden ve filmlerden öğrendiğini söyler ki, bu yaşanmamış bir tarihe tanıklık etmek için bu tür kaynakların da yetersiz olduğunun farkındadır.