Puan vermedi·272 syf.····Okunma: 15 Ocak 2022 19:56 Öncelikle ismi Fatma olan kızlardan özür dileyerek incelememe başlamak istiyorum. :)
Konumuz "tarikatlar".
Evet, yanlış okumadınız. TARİKATLAR!
Enes Kara'nın intiharı ile birlikte eminim, birçoğumuzun yürekleri yandı. Bazı gerçekleri çarpıtmadan anlatmaya çalışalım. Hepimiz biliyoruz ki bu bir intihar değil bu bir CİNAYET! Tarikat ve cemaat yurtlarının katlettiği genç bir çocuğun failleri hâlâ aramızda.
Din kisvesinin altında çalınan daha nice hayatlar !
Peki biz buna nasıl,ne zaman ve nereden müsade ettik?
Erkek çocuklarına istismardan yargılanan Ensar Vakfının davası düşürüldüğü zaman sıraya girip birbirlerini kutlayan milletvekillerini unuttunuz mu?
Yıllar önce kol kola girip, devletin her makamına, her rütbesine CEMAATİN KURDUĞU DERSHANELERDEKİ adamları yerleştirmediler mi ?
Cuma namazından çıkıp Madımak'ta cayır cayır insan yakmadılar mı? Unutmadınız aklınızda mı?
Dinler insanlık ideallerini ateşleyebilir, bireylerin olumlu eylemler yapmasına destek olabilir ve yaratıcı dürtüleri ve sanatsal yaratıcılığı kamçılayabilir. Ancak aynı zamanda tarih boyunca insanlar, din adına, sözle ifade edilemez acılara yol açmıştır.
Şu hâlde kendi başına din, yansız bir tutum içindedir. Dinler, özgül ruhsal yapıya ve grup etkisine bağlı olarak bireyleri ıslah edebilir ya da zehirleyebilir. Bu nedenle bazı köktendinci grupların barışçı ve uygar, bazılarınınsa vahşete eğilimli olduğunu görüyoruz.
Kimlerin dini sömürdüğünü sıralamak yerine "kimlerin sömürmediğini" sorarak cevap bulmanın daha kolay ve gerçekçi olduğunu düşünüyorum.
Gülen cemaati veya cemaatler dini sömürüyor da partiler, politikacılar, siyaset, hatta devlet sömürmüyor mu?
Kuşkusuz bu kesimlerin bir kısmı din kisvesi altında, bir kısmı da doğrudan sömürmeyi tercih etmektedir.
Din-hayat yerine din-devlet, din-siyaset, din-cemaat, din-ticaret, din-hukuk, din-eğitim, din-egemenlik, din-otorite gibi ilişkiler üzerinden yürütülen faaliyetlerin tamamı din sömürüsü kapsamına girer. Bunun da muallimleri ve öncüleri yöneticiler, politikacılar ve din adamlarıdır.
Buna göre; "din" adına devlet yönetenlerin veya dini temsilen devlet kurumlarında yer alanların, resmi merasim ve törenlere, saray sofralarına, parti toplantılarına din adamı sıfatıyla veya din kisvesiyle katılanların hangi amaçla rol aldıklarını sorgulamak gerekir.
Hangi amaçla olursa olsun bu alanların tamamında din bir sömürü ve aldatma aracıdır.
Açıkça belirtmeliyim ki, sadece din değil, istismar edilen her değer sömürüye hizmet eder.
Toplanan kurbanlar, yardımlar, bağışlar, zekât ve sadaka nereye harcanıyor? Bir devletin veya kurumlarının din adına yardım ve bağış toplaması; büyük bir sahtekarlık ve sömürü örneği değil mi?
Ne yazık ki din, geçmişte Firavunların, Karunların, kahinlerin, putperestliğin, hilafet ve saltanatın, imparatorlukların, kralların bir "sömürü" aracı olduğu gibi günümüzde de devletlerin, siyasetin, siyasal düzenin, devlet başkanlarının, politikacıların, partilerin, din adamlarının, cemaat-ideoloji ve dini grupların bir "sömürü" aracıdır.
Bu bağlamda, ülkemizde istismar edilmeyen, sömürülmeyen tek bir kutsalımız, tek bir değerimiz kaldı mı?
Yoksulluk, açlık, işsizlik, cehalet, geri kalmışlık, ayrımcılık, kayırmacılık, partizanlık, yandaşlık, haksızlık, hukuksuzluk gibi politikalar, hangi değer üzerinden meşrulaştırıldığına bakılmaksızın ''adaletsizlik" olarak kabul edilmesi gerekir.
Söz konusu politikaların dini değerlerle savunulması, temsilcilerinin dindarlık görüntüsü vermesi, din adamları, Diyanet veya cemaatler tarafından desteklenmesi, adaletsizliğini ortadan kaldırmaz.
Bu kitapta da incelenen 'Menzil' tarikatı.
Bu tarikatın merkezi Adıyaman'ın Kahta ilçesinde.
Okuduklarım traji komikti. Gülsem mi ağlasam mı bilemedim.
Sorduğum tek soru, 'bunlara ne içiriyorlar?' oldu.
Şeyhin çorbası bitmez diyeni mi ararsın. Şeyhimiz için canımızı veririz diyeni mi ararsın. Yerlere eğilip etek öpeni mi?
Hocanın dua ederek ölüyü dirilttiğine inananı mı?
Ve dikkat ettiğim noktalardan birisi de. Bu tarikat-cemaat yuvalanmalarının çoğu PKK sempatizanı ya da ülkeyi yıkmak, bölmek isteyen diğer örgütlerin yardım ve yataklığı altında.
Geçmişten günümüze Turgut Özal, Süleyman Demirel, Necmeddin Erbakan, Alparslan Türkeş, Namık Kemal Zeybek,
Muhsin Yazıcıoğlu gibi bir çok isim daha Menzil'le oy ve çıkar için irtibat kurmuş. Hatta şu andaki sağlık bakanı Fahrettin Koca da Menzil'i sık ziyaret edenlerdenmiş.
Kitabın sonlarına doğru İhsan Şenocak, Adnan Oktar ve Ahmet Mahmut Ünlü (Cübbeli Ahmet) kişilerinin hakkında da bilgi veriyor.
Lafın tamamı aptala anlatılır. Sözün özü, bu sözde "Allah" adına tarikat oluşturanlar insanları ahiret vaatleriyle oyalayıp kendileri dünya malını götürmekle meşgul. :)
Sadece şunu söylemek istiyorum. Dinde bölünme var mı? Dinde Allah'la arana aracı koyma var mı? Dinde kula kulluk, biat etme var mı? Dinde dini kullanarak yoksulun hakkını, rızkını, parasını çalmak var mı? Dinde dini kullanarak holdingler kurmak, devlette yapılanmak var mı? Dinde torpil,rüşvet,adam kayırma var mı?
Dinde kulu ilah yerine koymak, ölümsüz yapmak, el etek öpmek, var mı?
Sözlerimi Mehmet Akif Ersoy'un şu dizeleriyle bitireceğim.
Derdin davan sadece, hep nefsi saltanatın
Şimdilik putu sensin, tapılan menfaatin!
Hey kukla kafalı adam, dinle sözümü tut
Bunların dilinde Hak; ama kalbi dolu put!