Arthur Schopenhauer ile tanıştığım kitabın bu olması beni üzüyor, diğer kitaplarını okumaya yönelik bir istek duymuyorum artık. Kitabın başlangıcında anne ve babasının ilişkisinden fazlaca etkilendiğinden bahsediyor. Annesine duyduğu öfkeyi tüm kadınlardan çıkarmış gibi. annesinin kendi arzuları istekleri olamayacakmış onun tek vasfının anne olması ve babası öldükten sonrada sadece annelik yapması gerektiği yönünde bir düşüncesi var. Kitap boyunca bu yüzden devamlı üremekten bahsediyor. o bir üreme aracıydı ve tek yapması gereken çocuklarına hayatını adamasıydı ve kendisini bir insan olarak görmesi onun tüm insanlığa ve doğasına yapmış olduğu bir ihanetti.
Darwin, biyolojik seçilim izleri o kadar fazla hissediliyor ki bir noktadan sonra sanki bir Darwinistin kitabını okuyormuş gibi düşündüm. İnsanları aşık eden şeyin ruhsal etmenlerden çok bedensel farklılıkların olduğunu dile getiriyor. Kendi kusurlarımızı tamamlayan insanlara cinsel içtepi duyulduğunu böylece doğacak çocuğun dengelenmiş bir yapısı olacağını var sayıyor. Bu varsayımla onun zamanına kadar insanlığın tüm sivri noktaları törpülenmiş, beden kusurları azalmış, boy farkı minimuma düşmüş olması gerekmez miydi? Erkeğin kusurlarının karşıtını taşıyan kadına tecavüz etmesini de sanki ülvi ve doğadan gelen bir şeymiş gibi göstermiş olması da cabası. Kadını sadece çocuk yapma aracı olarak görmüş, verdiği örneklerde seçimi yapan daima erkek imajı çizmiş (uzun boylu erkelerin kısa kadınları seçmesi gibi), erkek tamamen bir yıl içinde çok çocuk yapabilecekken kadının tek çocuk yapabilmesinden dolayı erkeğin birden çok kadınla beraberliğinin de çok doğal bir şey olduğunu dile getirmiş. kadını tamamen bir obje olarak algılayan zihniyetin tecavüzü meşru bir şey olarak görmesi de şaşırtmayan bir unsur.
Kitapta cümleleri gereğinden fazla uzattığını, aynı şeyi dönüp dolaşıp tekrarladığını da söyleyemeden edemeyeceğim. Kitabı okuyun yada okumayın diyemem. Bu zamanda bu düşünceleri taşıyan insanların artık kalmamış olması gerektiğini düşünmeme rağmen var olduklarının da farkındayım. Artık insanların modernleştiğini düşünenler için bir darbe niteliğinde (Bir dönem filminde artık yıl olmuş 1950 artık bu tarz düşünceler kabul görmüyor denilen bir sahneyle karşılaştığımda o şoku yaşamıştım; kaçıncı yüzyıl ve ya yılda olursak olalım farklı ve belki geri olduğunu düşündüğümüz düşünceler varlığını devam ettirecek ta ki son insan yok olana dek).