Kuyucaklı Yusuf, roman tekniği açısından kusursuz bir kitap sayılmaz. Yer yer anlatıcının olaylara karıştığını görürüz. Fakat bu eksiklik, mükemmel kurgusu ile kapatılmıştır Sabahattin Ali tarafından.
Öncelikle Yusuf, özgürlüğü arayan bir yabancıdır. Kendisini evlat edinen aileye yabancıdır, mahalledeki çocuklara yabancıdır, kaymakamlıktaki işine yabancıdır, kasabada yaşayan herkese yabancıdır. Bu yüzden, Yusuf'un anlayabilmesi için her şeyin apaçık söylenmesi gerekmektedir, zira üstü kapalı sözlerden, alaylardan anlamamakta, asıl söylenmek isteneni kavrayamamaktadır.
Yusuf'un yabancılığı o kadar bilindik, o kadar bizdendir ki. Herkes hayatının en azından bir döneminde böyle bir yabancılık yaşamış ya da böyle bir yabancıya şahit olmuştur.
Kendisini hiç özgür hissedemez fakat özgürlüğü aramaktan da vazgeçmez. Sürekli birilerine bağımlı olduğunu hisseder. Tek başına hareket etme, istediğini yapma olanağını bir türlü bulamaz. Bu yüzden de etrafı tarafından dik başlı, iş tutmaz biri olarak görülür.
Aynı zamanda bu roman, taşradaki iktidar ilişkilerini de göz önüne sermektedir. Arkasında devletin gücü olan kaymakam, zengin Edremit eşrafına boyun eğmek zorunda kalmaktadır. Taşrada iktidar devletin değil, parası olanındır.
Romanın sonunda Yusuf, değiştiremeyeceği, özgür olamayacağı bir dünyada yeni bir sayfa açmaya doğru yol alır. Bu değişmezliğe rağmen, özgürlüğü arayış ne Yusuf için ne de bizler için hiçbir zaman bitmeyecektir