·352 syf.··Beğendi
···Okunma: 19 Ocak 2022 00:00 Adı 1984 olsa da, 1948 yılında George Orwell tarafından kaleme alınmış muazzam bir distopik eser. Orwell kitabı yazma sürecinde veremle savaştığı için gerek daktilosu alınarak elle yazmayı sürdürmüş, gerekse durumu kötüleşince dikte ederek devam etmiş. Anlayacağınız kitabın konusu kadar, yazım aşaması da dikkat çekici.
Gelelim kitabın konusuna, içeriğine. Öncelikle söylemeliyim ki; bu kitabı istisnasız herkes, hatta tüm dünya okumalı. Çünkü hayattan bir parça var bu kitapta. Evet distopik bir anlatım hakim ama bir o kadar da realist.
Roman 3 ana kısımdan oluşmakta. Her ana kısımın da alt bölümleri var. Kimi kısımlar akıcı ilerlerken, kimi kısımlar da ağır bir anlatım sergilenmekte. Ama bence bu kitap, bir solukta bitirilmemeli; yavaş yavaş, sindirilerek okunmalı.
Ana kahramanımız olan Winston ile başlıyor olaylar. Kendisi bir Parti çalışanı. Olaylar onun tarafından anlatılıyor. Diğer Parti çalışanları da dahil olmak üzere, herkes telekran denilen bir mekanizma ile her yerden izleniyor. Gözetim altına alınıyor. Evinizde, iş yerinizde, her yerde.. Sizi izliyorlar her an, uyurken bile. Mimikleriniz, uykuda sayıklamanız sizi ele verebilir hatta. Sırf telekran da değil, prol kılığına bürünmüş ajanlar (prol: Parti üyesi olmayan ve hiçbir şeyi umursamayan halk) tarafından da izleniyorsunuz. Bu demek oluyor ki, halk içine katılmanız bile güvenli bir ortam oluşturmuyor. Prollar demişken, Parti onları önemsemiyor. Yine Parti bünyesindeyseniz; sevgi içeren bir evlilik yapmanız, aşık olmanız yasak. Duygularınızı yaşamanız yasak. Ne yediğiniz çikolata, çikolata değil; ne içtiğiniz kahve, kahve değil. Ve daha bir sürü şey.. Öyle bir hayat içerisinde - ki buna yaşamak denirse, yaşıyorsunuz. Daha fazla detay vermeden bitiriyorum burada, heyecanı kaçmasın.
Sadece okumak isteyenlere değil, herkese tavsiyemdir.