Puan vermedi·224 syf.····Okunma: 20 Ocak 2022 21:08 Eserde matbaa ve telgrafın insan hayatında meydana getirdiği değişiklikler ele alındıktan sonra televizyonun ABD’deki uygulamasından hareketle insan yaşamını nasıl etkilediği mukayeseli bir şekilde ele alınmıştır. Eser distopya örneklerinin en başarılarından George Orwell’ın 1984 ve Hayvan Çiftliği ve Aldaus Huxley’in Cesur Yeni Dünya adlı eserlerindeki öngörüleri değerlendirerek televizyon bağlamında Huxley’in kehanetinin gerçekleştiğini ve bunun Orwell’ın kehanetinden daha tehlikeli ve ürkütücü olduğunu ortaya koymuştur. Beynin fonksiyonlarının iğdiş edildiği televizyon kültürünün eğlence olduğundan hareketle hayat = eğlence denkleminin verili düzen bakımından pek sorgulanmasa da gerçek bir sorun olduğuna dikkat çekilmektedir. Tayfun Atay’ın Descartes’ın “Düşünüyorum, o hâlde varım.” hipotezini, “Görünüyorum, o hâlde varım.” şeklinde ifade etmesi eserin üzerine kurulu mantığı güzel ve veciz bir şekilde ifade etmektedir. Televizyon çağının ilerisine geçildiği günümüzde gelinen nokta insanlık bakımından hiç de iç açıcı değildir. Günümüz insanı eğlenceye bürünen araçlarla varlık gayesini/insanlığını unutmuş, tamamen eğlenceye odaklanmış hâldedir. Hayatı eğlenceden ibaret gören bu yaklaşım ruhun manevi acılarını daima görmemeye odaklanmıştır. Uyuşturucu kabilinden ilaçlar manevi ıstıraplara çare olarak sunulmakta ve bu maalesef kabul görmektedir. Bu hâl Balzac’ın bir romanında kahramanına söylettiği şu sözün ne kadar anlamlı olduğunu göstermektedir:
“Eski devirlerdeki cismani işkence ile, bugünün manevi işkencesi arasında bir tercih yapmak kabil olsa, kendi hesabıma hiç tereddüt etmeden birinci şekli seçer, celladın tatbik ettiği işkencelere kucak açardım.” (Kibar Fahişelerin İhtişam ve Sefaleti, Honore de Balzac, Mütercim: Cemil Meriç, İletişim Yayınları, 1. Baskı, 2019, İstanbul, s. 381-382)
Balzac’ın bahsettiği manevi işkencede en azından manevi işkencenin niteliğini bilme ve algılama durumu vardır. Günümüzde ise ruhu öldüren eğlence niteliğindeki araçlarla insan bu manevi işkenceyi bile algılamaktan maalesef mahrumdur. Bu nedenle de gafil olduğundan çözüm yolunda da pek bir gayret göze çarpmamaktadır.
Eğlenceyi hedefleyen ve insanı ve insanlığı bilmediğimiz bir yöne sevk eden televizyon ve benzeri araçların niteliğinin anlaşılması bakımından eser, ziyadesiyle açık ve anlaşılır tercümesiyle okunmayı hak etmektedir.