Puan vermedi·68 syf.····Okunma: 23 Ocak 2022 11:23 Çatısı paslanmış,bacası yarı yarıya yıkılmış, çürüyen sundurmalarının üzerinde otlar bitmiş, duvarlarında ise sıvadan geriye sadece izler kalmış taşra kasabasında bir hastane yer alır.
Bu hastanenin bir ek binası vardır ve durumu harabeden farksızdır. Etrafa yaydığı kötü kokusundan yerini bulabilmeniz çok zor değildir.Bu hastanenin nikita adında bir bekçisi vardır. Emekli bir asker olan nikita özünde iyi niyetli, saf, işine bağlı, kıt görüşlü bir adam olmasına karşın hastaların üzerinde dayakla düzen ve nizam sağlayabileceğine inandığı kötü bir huyu vardır
Evet bu hastanenin birde hastaları vardır. Odalarının içinde yere vidalanmış yatakları ve bu yataklarının üzerinde lacivert renkli hastane sabahlıkları ve başlarında eski usül takkeleriyle insanlar oturmaktadır. 5 kişiden oluşan altıncı koğuş hastalarının her birinin ayrı ayrı hikayeleri vardır ancak bu hastalardan biri ivan dimitriç kitaba gerçekten yön veren ana karakterdir. Yaşamının büyük bir çoğunluğunu varlık içinde geçirirken bir anda aileden gelen bazı sebeplerden dolayı yoksulluk çekmeye ve bu sıkıntılardan dolayı okulu bırakıp çalışmaya başlar. Kitaplarla iç içe olan ve hep okuyan ivan dimitriç yeni hayatın getirdiği zorluklar karşısında bu ilgisini kaybetmiş ve kendisi adım adım hayattan zevk alamayan ve sürekli şüphe ve korkuyla yaşayan biri haline dönüşmüştür.Kasabada meydana gelen cinayetlerden kendisini suçlayacakları korkusuyla evden çıkamaz ve sürekli saklanır olmuştu.Ve bu da onun hastane yolculuğunun basamağı olmuştu bir nevi.
Bir diğer önemli karakter ise bu hastanenin doktoru olan andrey yefimiçtir. Hayatının ilk dönemlerinde bir din adamı olmayı planlarken daha sonra ailesinin baskısıyla doktor olmuş ancak bundan tam anlamıyla mutluluk duymamıştır. Oldukça ilginç bir kişiliği olan andrey yefimiç hastalarını hızlıca tedavi eder ve çabucak eve gitmenin yolunu arardı. Sürekli okur ve bulunduğu kasabada kendisine zihnen yakın olan ve fikirlerini paylaşabileceği entelektüel birilerinin olmayışı canını sıkar ve sürekli yakınırdı bu durumdan. Kasabada konuşmaktan sıkılmadığı bir kişi vardı mihail averyanıç. Karşılıklı entelektüel sohbetler edip bir nebzede olsa bu yalnızlığını hafifletmeye çalışsada aslında bu kendisine yeterli gelmemektedir.
Hastaların bulunduğu koğuşa çok nadir olarak giren andrey yefimiç burada ivan dimitriçin sesine kulak kesilir. Oldukça sinirli ve kendisiyle konuşan ivan dimitriç doktorun geldiğini duyunca parmaklıklar ardından sinirlenerek doktora bişeyler söyler. Aralarında geçen bir kaç diyalogdan sonra andrey yefimiç kasabada konuşabileceği tek akıllının ivan dimitriç olduğunu anlar ve neredeyse hergün onun ziyaretine gider ve oldukça keyifli bir sohbet ederler. Sohbetlerinde birçok entelektüel konudan konuşurlar ancak ivan dimitriç andrey yefimiçin hayata dair söylediği sözler üzerine onun aslında kolay bir yaşamı olduğu kendisi gibi yoksul ve acı çekerek hayatta kalmak zorunda olan insanları asla anlayamayacağını ve herzaman tepeden baktığını söyler. Bu sözlere karşılık doktor ise aslında acının önemli olmadığını başka şeylerin önemli olduğunu söyler.
Oysa ivan dimitriç haklıdır. Andrey yefimiç kendi kitaplarıyla kurduğu entelektüel olarak adlandırdığı o küçük dünyada birşeyleri gözden kaçırmış ve acılara sessiz kalarak aslında aynı şeyleri kendisininde yaşamasına sebep olmuştur. Sürekli gerçeklikten dem vururken asıl gerçekliğin yaşamın içinde var olmaya çalışan insanlar tarafından meydana geldiğini geçde olsa acı bir şekilde anlayacaktır.
Hiç düşündünüz mü?
Bir gün önemsizce yanından geçtiğiniz bir uçurumun sizinde sonunuz olabileceğini...