Bir sabah tam işime gitmek üzere hazırlamıştım .İşte o anda aşçılığımı, hem de çamaşırcılığımı yapan ve aynı zamanda evimi yöneten Agrafena içeri daldı. Girer girmez de beni şaşırtacak bir şey yaptı ve konuşmaya başladı.
O güne değin sesi soluğu çıkamayan sıradan, kendi halinde bir yaşlı kadıncağızdı.Altı yıl içinde Tanrı'nın her günü, pişireceği yemeğe ilişkin bir-iki sözcükten başka hemen hemen tek bir sözcük çıkmamıştı ağzından. Belki benimle konuşmuyordu. Daha doğrusu ondan hemen hemen tek bir şey duymamıştım.
O sabah, ansızın dili çözülerek şöyle konuşmaya başladı.
-Size bir şey demeye geldim beyefendi.Bir şey soracağım işte!
Merhamet, vicdan,iyilik, pişmanlık,fedakarlık,af dilemek ve affetmek...
Okuduğum Dostoyevski kitapları arasında en sakin kitabı sürgüne gitmeden önce yazılmış olmasının etkisi hissediliyor.
Sürgün sonrası yazılan kitapları daha sert, kısa olmasına rağmen oldukça etkileyici tavsiye ediyorum