Puan vermedi·96 syf.··Beğendi
· Seneca miladi ilk yüzde yaşamış Romalı stoacı filozof. Babası hatip, abisi siyasetçi kendisi gençliğinde felsefeye meraklı ama belki çevresinden aldığı felsefe karın doyurmaz telkinleriyle belki de stoacılığın prensiplerinden olan ‘ömrün son demlerine kadar topluma faydalı faaliyetlerde bulunmalısın’ ilkesine bağlılıktan ötürü siyaset ve devlet işlerine de girmiş dönemin müstakbel imparatoruna eğitmenlik yapmak hatta bu vesile ile devlet yönetiminde çok etkili bir konuma gelmek gibi önemli bir mertebeye de yükselmiş. Tabii bu süreçler epey çalkantılı geçmiş. Saray ihtiraslarından ötürü bir dönem sürgüne yollanmış, zaten devlet işlerinden el çekip kendini tamamen felsefeye adadığı birkaç yıllık bir dönem sonunda imparatora suikast düzenleyen ekibin içinde yer aldığı gerekçesiyle/iftirasıyla kendi kendini öldürme cezasına çarptırılmış ve altmışlı yaşlarında yaşam serüvenini noktalayıp dünya hayatına veda etmiş.
Eser iki kısım. Birinci bölüm bilge kişinin hakikat noktasında haksızlığa ya da hakarete uğramasının mümkün olmadığı düşüncesini işliyor. Şöyle bir izahı var: Bilge, güçlü ve ulvi bir ruha sahip olduğu için kendisine yönelen hiçbir hakaret veya haksızlıktan etkilenmez. Bir kılıçla sert bir kayaya zarar veremeyeceğiniz gibi bilge bir kişiyi de haksızlıklarla/hakaretlerle rencide etmeniz mümkün değildir. Her haksızlık muhatabı olan kişiye zarar verir. Kişi kendinden bir şeyler kaybetmedikçe zarara uğramaz. Zarara uğramayan kişi haksızlığa maruz kalmış sayılmaz. Bilge kişinin hakikaten sahip oldukları erdemlerdir, faziletlerdir. Onları bilgenin ruhundan koparıp alabilecek hiçbir güç yoktur. Maddi zenginlik unsurları (mal, şöhret, mevki) bilgenin gerçekten sahip olduğunu düşündüğü şeyler değildir onlar talihin kendisine sunduğu dolayısıyla her an geri alabileceği, bugün var yarın yok olan şeylerdir. Bundan ötürü bilge onları kazanmaktan ya da kaybetmekten etkilenmez. İmam-ı Azam'ın batan ticaret gemisi ile ilgili kıssasında olduğu gibi. Konuyu bilge kişi dünya umûrundan kazandığına mesrur kaybettiğine mahzun olmaz netice olarak haksızlığa uğratılması da mümkün değildir diyerek bağlayabiliriz :)
Hakaret konusuna gelince; hakaret hakir görme/görülme ile yakından ilişkilidir. Kişi, yalnızca kendisini yanında küçük hissettiği birinin aşağılayıcı sözlerinden müteessir olur. Oysa bilge, kendisini yanında küçük olarak konumlandırabileceği beşerî bir varlık tanımaz. Dolayısıyla herhangi birinin aşağılayan ifadelerinden müteessir olmaz bilakis gülüp geçer.
İkinci kısım inziva mevzusunu işliyor. Seneca’nın hayat yolculuğunda münzevi geçen yılları olduğu gibi (özellikle sürgün yılları) devlet işlerinde aktif ve toplumla fazla iç içe olduğu dönemler de olmuş. Hayatının son birkaç yılında kendi tercihi ile inzivaya yönelmiş. Bu durum stoacı düşüncenin toplumcu yönelimleri ile zahiren çelişiyor. Seneca gerçekte böyle bir çelişki olmadığını izah ediyor. Bunu yaparken ‘kişinin belli bir maksada tam odaklanmasının münzevi bir hayat ile mümkün olabileceğini, toplum hayatının insanın yönelimlerini çeşitlendirdiğini bunun da fikrî, hissî, hevesî dağınıklığa yol açarak verimsizliğe sebep olduğunu ifade ettiği kısım özellikle dikkatimi çekti. O da stoacılar gibi topluma faydalı işlerde bulunulması gerektiği konusunda ısrarlı fakat bunun tek yolunun devlet işlerine ya da toplumsal süreçlere aktif olarak katılmak olmadığını, kişinin ilim ve felsefe ile ilgilenerek elde edeceği kazanımlar vasıtasıyla da çevresine faydalı olabileceğini ifade ediyor. Üstelik bu gibi kazanımlar sayesinde yalnızca kendi küçük toplumuna değil bütün insanlığa ve gelecek nesillere de faydalı olunabileceğini söylüyor. Üstelik bilgenin mevcut devlet idarelerine entegre olamayacağını çünkü inandığı yüksek değerlerin var olan devletlerin hiçbirinin pratiğine uymayacağını savunuyor. Bilge kişi devleti düzeltmek ister ama devlet bunu kabul etmez öyleyse inzivadan başka yol kalmıyor diye ekliyor.
Seneca varlığı temaşa yoluyla doğanın/Tanrıların/Tanrının eserlerine hayranlık duymayı yaratılışın mükemmelliğine tanıklık etmeyi ve sırlarını ortaya çıkarmayı insanın en doğal vazifelerinden görüyor ki insanın bu vazifeye son derece uygun bir fıtratta yaratıldığını dile getiriyor. Böyle sonu olmayan bir vazifeye nispeten insan hayatının çok kısa olduğu düşünülürse münzevi hayatla/hayat dönemleriyle değerli zamanımızı çalan lüzumsuzlardan kurtulabilmenin daha olası olduğunu savunuyor. Bu son kısımdaki tespitleri için Seneca’yı özellikle takdir ettim:)
Başta müellif olmak üzere münzevi yoldaşlara selam diyerek incelememe hatime veriyorum:D