10/10
·706 syf.··
2022 11. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 30 Ocak 2022 16:41
#DÜŞMANINIZI DİNLEMEYİN, ONU ANLAMAYA ÇALIŞMAYIN. BELKİ DE MAZALLAH ONDAN TARAF OLURSUNUZ. #TANIMLAYAN TANIMLANANI YOK EDER.. Modesta... Anne katili Modesta.. Kardeş katili Modesta.. Yetim kalıp kimsesiz kaldığında ona sahip çıkan Baş Rahibeyi öldüren Modesta. Sonra yine ona sahip çıkan Prensesin ölümüne neden olan Modesta. Hayatı boyunca topluma aykırı yaşayan, toplumun ona biçtiği rolü oynamayan, kendi özgünlüğünün, potansiyelini gerçekleştirmenin veya geliştirmenin peşinde olan Modesta. Hayat felsefesiyle topluma, geleneklere, dolayısıylada tüm tarihe cephe almış Modesta. Buda yetmezmiş gibi yetiştirdiği çocukları, iletişim kurduğu herkesi kendi felsefesiyle etkileyerek toplumun bütün değerleri için bir tehdit oluşturan Modesta. Anlattıklarım Modesta'nın eylemlerinin sadece küçük bir bölümü. Bu anlattıklarım bile onun suçlu sayılması ve yargısız infaz yapabilmemiz için yeterli nedeni fazlasıyla veriyor. Çünkü, aykırı her davranış yargısız infaz yapma hakkımızı meşrulaştırır. Tıpkı Modesta'ya yaptığımız gibi. Peki ben desemki, bu sefer böyle yapmayalım, yargısız infaz hakkımızı tek sefere mahsus erteleyelim ve onu anlamaya çalışalım. ANLAMAK İÇİN Modesta ne yaptığından ziyade ne yapması gerekirdi.. Anlamak için buradan başlayalım. Geleneğin kadına biçtiği rollün etkisiyle benliğini, isteklerini, kişiliğini yok etmiş bir annenin uyguladığı şiddete maruz kalmasını mı beklerdik Modesta'dan. Annesinin kendi kaderini Modesta'yada yaşatmak istemesine Modesta'nın hiç ses çıkarmamasını, yoksunluklarla, mahrumiyetlerle geçecek hayatı daha 7-8 yaşlarında şimdiden kabul edip razı olmasını mı? Sırf dünyaya getirdiği için bir ömür boyu kuru kuruya minnet etmesini, özgürlüğünü,bağımsızlığını, gelişimini ve dolayısıyla yaşamınıda feda etmesini mi beklerdik Modesta'dan? Annesinin ölümünden sonra ona sahip çıkan Baş Rahibe'nin Modesta'ya söylediği gibi sen bir günahkarsın ve yaşamını bu günahın kefareti için feda edeceksin emrine kayıtsız şartsız itaat etmesini mi? Bu noktada diyebileceklerimi daha iyi diyebilmek için dini literütürdeki bir konuya itirazımı dile getirmem gerekiyor. Dini söylemler yaşamı her koşulda şükredilmesi gereken bir şey olarak tanımlıyor. İlk bakışta bir sorun yok gibi duran bu söylemin tehlikesi, yaşamı size sunulan şekliyle kabul etmenizi ve sizi edilgenliğe teşfikinde yatıyor. Başka bir deyişle, yaşamak için yaşamayın, diyor. Peki nedir yaşamak? Her biçimine şükretmemiz gereken bir şey mi? Sunulan haline biat ederek, itaat ederek, boyun bükerek, kendimizi, benliğimizi silerek, yaşamak için bir nevi ölerek.. Bu mu yaşamak. İtiraz ediyorum böyle bir yaşama.. İtiraz ettiğim yaşam insanın benliğini yok ederken, başka bir şeyi var ediyor,neyi mi, toplum denen kollektif yapıyı.. Toplum dediğimiz kollektif yapı , kendini meydana getiren insanlardan ayrı bir organizma ve yaşama iradesine sahip olan ve gücünüde insan iradesini bünyesinde eriterek, her insanın potansiyel gücünü yok edip, insanların yaşamlarını kendi uğrunda feda ettirmesinde bulan şey. Uğruna yaşadığımız, hayatımızı uğrunda feda etmemizin istendiği şey bu işte. Modesta'nın işlediği bütün suçların temel motivasyonu aslında kendini topluma feda etmek istememesidir. Kendi yaşamını dayatılmış değerlerle değil kendi oluşturduğu değerle sürdürmek istemesidir. İşlediği bütün suçlar kendi değerlerini hayata geçirmek için gerekli olan gerekliliklerdi, denebilir bir anlamda. Gereklilikti çünkü, toplum tüm gücü ve toplumu oluşturan her ferdin bünyesinde kendini göstermesi gücüyle Modesta'nın üzerine annesiyle, Baş Rahibeyle vb. gelerek yaşamak istediği yaşam hayalini yok etmeye çalışıyordu.Modesta buna izin vermedi. Çünkü bu ona göre bir yaşam savaşıydı ve kendince yapması gerekeni yaptı. Bu yaptıkları Modesta'yı kötü biri mi yapar? İyilik ve kötülük ayrımlarımını yaparken dikkate aldığımız kriterlerimiz yeterli mi? Bu ayrımı yapabilmek için ilave kriterler koymamız gerekmez mi? Bu noktada iyilik- kötülük ayrımını daha iyi yapabilmek için alternatif bir bakış getirebilirim. İyilik ya da kötülük kanaatini eylemin o an ortaya çıkan durumla değerlendirmesinden başka sonuçlarıyla, yansımalarıyla, neleri doğurduğuyla ilgili bir bakış açısına sahip olarak genişletilmesi iyiyle kötüyü ayırırken bize faydası olacak bir kriter olur diye düşünüyorum. Tohumu ürüne göre değerlendirmek gibi.Böyle bakarsak Modesta'nın hayatının ilerleyen yıllarında gayet iyi biri olduğu bile söylenebilir. Kötülüğü yapma amacıyla yaşamının sonraki yıllarındaki amacı arasında bir tutarlılık var. Bu tutarlılık bana şahsen yaptığının kötü bir şey olmadığı yargısını vermeme sebep oluyor. İyiyle kötü arasında derinlemesine bir bakışın yargımızı azda olsa değiştirme gücünden yola çıkarak şunu demek istiyorum. Durumlar, kavramlar, kanaatler, kelimeler, anlamlar irdelendikçe, incelendikçe ve derinine indikçe ne kadar kaypak olduklarını, ne kadar kötü niyetle kurgulandıklarını anlayabiliriz diye düşünüyorum. Diyorum çünkü irdeledikçe kaypaklığı ortaya çıkmayan hiçbir kavram, anlam görmedim. Belki de suç algım ve anlayışımda irdeledikçe değişir diyerek bu konu üzerinde düşünmeye devam etmek istiyorum. Modesta üzerine, eylemleri, keşfettiği şeyler, deşifre edip ortaya çıkardığı düşman üzerine düşündükçe başlangıçta suç gibi duran her şey başka bir şeye, anlayabileceğim, cesaretim olsa benimde yapabileceğim şeylere dönüşüyor. Nedir Modesta'nın ortaya çıkardığı düşman. Toplum, toplumun anayasası olan gelenekler ve onların bize biçtiği roller. O rollerki, örneğin bize anneye, babaya, devlete,din adamlarına vb. minnet edip, bir ömür boyu her koşulda itaat edip kendi tercihlerimizle yaşam hakkından vazgeçip onların istediği biçimde yaşamak, kendini onların seni tanımladığı gibi tanımlaman. Bir söz vardır, "Tanımlayan tanımlananı yok eder." Diye. Aynen durum budur. Kendinizi sizi tanımlayanın isteği doğrultusunda tanımlatıp, kendinizden feragat edip, kendinizi yok etmenizdir sizden istenen. Modesta asla kendi tanımlatmadı, o kendi anlamlarını, kavramlarını oluşturmak için sürekli kendini kendi tanımlama yolunda bir mücadele verdi. Her zaman şüphe etti duygularından.. Kendini çek etti, içinde kendine ait olmayan, dikte edilen her duyguyu arındırdı. Özgün olmak, özgür olmak hayatının felsefesiydi diyebilirim. Ne minnet etti, nede minnet ettirdi kimseye. Çünkü minnetin esaretle, nankörlüğünse özgür olma ihtiyacıyla ilgili olduğunu biliyordu. (Artık bitirmek istiyorum, gerçekten dağıldım, ne yazdığımı bile hatırlamıyorum artık.) Kitapta, kadınların sosyal konumu,siyaset ve faşizm gibi konulara geleneğin etkisi birçok yönleriyle gösteriliyor. Örneğin: Siyasetin hangi ideoloji kılığında olursa olsun kökünü aynı gelenekten aldığı için bir durum değişikliğine, bir düzelmeye neden olmuycağı gibi görüşleri ile kadınların kendilerine biçilen rolün etkisiyle kendilerini değersiz hissetmeleri ve sürekli bir suçluluk psikolojisiyle yaşamalarına geleneğin kadını konumlandırmasının sebep olduğu,gibi.. MODESTA'YA GÖRE MUTLULUK Kendi değerleriyle yaşayarak, kendini tanıyarak, tanıdıkça gelişerek, geliştirerek kendiyle, her hücresiyle barışık yaşamanın verdiği mutluluğu tadıyor ilerleyen yaşlarında. Yaşlılık yıllarında yaşlılık rolüne uygun melankolik ruh halini kabul etmiyor, yaşlılıkta bile gençliğe özgü bir mutluluk yakalamayı, hatta ölümün içinde bile bir haz ve mutluluk bulacağından emin bir şekilde ölümle bile barışık bir halde yaşamayı başarıyor. Son olarak kitabı okudukça başlarında ve ortalarında isminin "Mutluluk Sanatı" yerine "Özgürlük Sanatı" olması gerek diye düşünürken, kitabın sonunda şöyle düşünmeye başladım. Mutluluk ve özgürlük.. Belki de ikiside aynı şey ya da özgürlük nedendir, mutluluksa sonuç..
Mutluluk SanatıGoliarda Sapienza · Kafka Yayınları · 201762 okunma
·
1.360 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.